2010-1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010-1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

49 AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU

Bu yıl Avrupa şampiyonluğunun 50. dönemi. Geçtiğimiz 49 dönem Avrupa şampiyonu olan ülkelerin istatistiğini sizlerle paylaşayım istedim. Çünkü yaşamakta olan şampiyon kişilere bu yıl bir madalya verilecek ve biz de bir madalya alacağız.

Açık takımlar > 1932 yılında başladı
Avusturya (5) 1932 , 1933 , 1936 , 1937 , 1985
Macaristan (2) 1934 , 1938
Fransa (8) 1935 , 1953 , 1955 , 1962 , 1966 , 1970 , 1974 , 1983
İsveç (4) 1939 , 1952 , 1977 , 1987
İngiltere (7) 1948 , 1949 , 1950 , 1954 , 1961 , 1963 , 1991
İtalya (19) 1951 , 56, 57, 58, 59, 65, 67, 69, 71, 73, 75, 79, 95, 97, 99, 01, 02, 04, 06
Polonya (3) 1981 , 1989 , 1993
Norveç (1) 2008
Bayanlar > 1935 yılında başladı
Avusturya (4) 1935 , 1936 , 1937 , 1991
Danimarka (6) 1938 , 1948 , 1949 , 1955 , 1957 , 1958
Fransa (12) 1939 , 53 , 54 , 56 , 65 , 69 , 83 , 85 , 87 , 95 , 06 , 08
İngiltere (13) 1950 , 51 , 52 , 59 , 61 , 63 , 66 , 75 , 79 , 81 , 97 , 99 , 01
İsveç (4) 1962 , 1967 , 1993 , 2004
İtalya (5) 1970 , 1971 , 1973 , 1974 , 1977
Almanya (1) 1989
Hollanda (1) 2002
Senyörler > 1995 yılında başladı
Polonya (2) 1995 , 2001
Fransa (3) 1997 , 1999 , 2002
Danimarka (1) 2004
Almanya (1) 2006
Türkiye (1) 2008
27.Haziran.2010

KAZANAN ve KAYBEDENLER

Gerek briçte gerek yaşamda iki tür insan grubu vardır, kazananlar ve kaybedenler.

Kazanan insanlar ; daha fazla çalışırlar ve daha çok zamanları vardır, sorunun üstüne giderler, söz verir sözlerini tutarlar, ne zaman savaşıp ne zaman geri adım atacaklarını iyi bilirler, tanıdıklarına dostça hisler beslerler, insanları dinlemeyi seçerler, başkalarının güçlü yanlarına saygı duymaktan çekinmezler, açıklama yaparlarken örnek ve kanıt vermeyi kullanırlar, kendi iş sınırları dışında da sorumluluk duyarlar, süratlerini doğru tayin ederler, zamanı daha iyiye ulaşmakta kullanırlar, hata yapmaktan korkmazlar hatayı tekrarlamamayı hedef alırlar, olasılıkları ve çözümleri düşünme alışkanlıkları vardır.

Kaybeden insanlar ; her zaman çok meşgüldürler, sorunların etrefında dönerler ama çözüm getiremezler, çoğu zaman söz vermeyi seçerler ancak çok az kere verdikleri sözü tutmayı başarırlar, önemli durumlarda savaştan geri çekilirler gereksiz alanlarda savaşmayı seçerler, dostça davranırken yok yere kırıcı olabilirler, konuşma sırasında sıraları yoktur devamlı lafa girmeye çalışırlar, başkalarının zayıf tarafları onların seçtiği alanlardır, bahaneler bulmak, bunlar benim işim değil bana ne demekte uzmandırlar, işe aşırı süratli başlayıp yavaş bitirenlerdir, eleştirilmekden çok rahatsız olurlar bu nedenle hata yapmak değil başkalarının ne diyeceği önemlidir, çözümlenemiyecek sorunları hedef alırlar, kaderlerine bağlarlar.

Ostend’e gitmemize 10 gün kaldı, haftaya perşembe gidiyoruz, cumartesi maçlarımız başlıyor. Bu sene oldukça sert bir senyör grubu oluştu, ilk altıya girebilmek bile oldukça zor olacak. Karşılaşacağımız Polonya , İngiltere , İsveç, Danimarka , Fransa, Almanya , İtalya takımları bir tarihlerde avrupa şampiyonu olmuş takımlar , ayrıca Bulgaristan , Avusturya ve Belçika katılımcıları da genelde ilk altıya girerek dünya şampiyonası vizesi almış takımlar. Herkes iyi briç oynar, ancak kazanan grupta olmak için yukarıda yazdığım özelliklere sahip olmak gerekir. Bakalım biz kazanan grupta olmayı başaracak mıyız ?
13.Haziran.2010

KİM’DEN NASIL’A GEÇİLİYOR

Geçen hafta kızım ve kızı gelince hafta sonu AFL’li arkadaşlarımla toplandık. Bir yandan çocuklarla oyunlar oynarken bir yandan da Türkiye’yi konuşuyorduk , Fener’in şampiyonluğu kazandım sanıp kaybettiğini anlamasındaki gecikme sonrası biz Fener’lilerde duygunun önce zirveye çıkıp sonra dibe inmesi, CHP’de yönetim değişikliği yaşamada önce itirazlar sonra coşkulu kutlamalar falan. Yönetim oldukça zor bir alan, ister parti yönetimi olsun, ister futbol takımı olsun, isterse de ülke yönetimi olsun. Bence Türkiyem çok önemli bir dönemeci aştı, artık bundan böyle kimin yöneteceği değil nasıl yöneteceği ön planda. Bu briç federasyonunda da böyle parti yönetiminde de , ülke yönetiminde de. Konuşurken arkadaşlarımla bir şeye ulaştık, briç öğreniminde biz hocalar birlikte çalıştığımız kişilere nasıl konuşmaları, oyunu nasıl oynamaları , nasıl atak yapmaları , defansta nasıl düşünmeleri gerektiğini anlatırız. Ancak bu anlatımlar briççilerin seviyelerini yükseltmez ki. Bu anlatılanlar onların hangi yola sapmamalarını söylemektir. Sonuçta briç seviyesinin yükselmesi gerçek oyunu yaşarken hata yapmak sonra bu hatanın bir daha tekrarlanmamasını sağlamakla olur, yani kişilerin kendilerini sorgulamalarıdır esas olan. Türkiyemin yükselmesi için kurumların kendilerini sorgulaması , hatalarını görmeleri , bu hataların tekrar yaşanmaması için gereken önlemlerin alınması sağlanmalıdır. Gerek Türkiye gerekse gelişmesi daha tam olmamış tüm ülkeler yönetimlerini “kim olmalı” kavramıyla yapan ülkelerdir , ama artık biz “nasıl olmalı” ya geçişi yaşamaya çalışıyoruz. Bu kavramın oturması belki biraz zaman alacak ama yol doğru yol. Belki arada yine bazı ters yollara saptığımız olacaktır, briçte söylemememiz gereken seviyeye çıkmamız gibi. Ancak yapılan hatalardan ders almaktır briçi veya yaşamı yükseltmenin temel koşulu. Yapılan yanlışlığı , ama şunlar olsaydı yaptığımız doğruydu , şansızmışız , bizim kararımızı başkaları etkiledi suç onlara ait , kaderimiz bu diyenler döne döne hep aynı olayları yaşarlar , aynen Zonguldak maden faciaları gibi. Gençliği Zonguldak’a ait birisi olarak tüm Zonguldak’lılara başşağlığı diliyorum ve hataların düzeltilip tekrarlanmamasını bekliyorum.
30.Mayıs.2010

BRİÇ ve YAŞAM

Sevgili okurlarım, Cumhuriyet gazetesi briç köşesini devraldığımda nasıl yazayım , neleri anlatayım diye epey düşündüm. Dünyada deklareler çok çeşitli bunları briç eğitmenleri öğrencilerine veriyorlar, ben oyun ve defans tekniklerini yazarak briç seviyesini yükseltmeye çalışmayı amaçladım. Bunun yanısıra bir başka hedefim de briçin yaşamla ilişkisini anlatarak insanların briçe daha güzel bakmalarını sağlamaktı. Ancak okurlardan gazetemize satranç köşesinin genişletilmesi talebi gelince briç köşesinin daraltılma zorunluğu ortaya çıktı. Bu nedenle bundan sonra her pazar köşemizde briç oyun ve defans teknikleri olması devam edecek ancak briç ve yaşamla ilgili yazılarım ayda bir iki defa olabilecek.

Antalya Türkiye şampiyonası sona erdi. Kazananlar ;

2010 Bayan takımlarda ; 1. ESKİŞEHİR takımı , Güler Vahapoğlu , Funda Özbey , Başak Oruç , Özlem Öymen , Aysun Kaynar , Helin Erdoğdu Yılmaz 2. RÜYA takımı İrem Özbay , Ebru Ateş , Neşe Dirim , Gaye İnal , Yasemin Merçil , Ece Er 3. LİKOM takımı , Belis Atalay , Mey Zaim , Filiz Uygan Erdoğan , Hatice Özgür , Eren Özan , İpek Sağtekin

2010 Açık takımlarda ; 1. PİRYOLİ takımı , Coşkun Keskin , Fikret Aydoğdu , Erdal Olcay Ercan , Kudret Metin , Tamer Çokgör 2. SAYILKAN takımı , Tevfik Sayılkan , Tezcan Şen , Okay Gür , Gökhan Yılmaz , Hakan Peyret , Can Önen 3. FOX takımı ; Namık Kökten , Vera Adut , Orhan Aker , Sedat Aluf , Niso Eskinaz , Sam Gattennio

2010 Güven Erkaya ikili takımlarda 1. Süleyman Kolata , İsmail Kandemir, 2. Berk Başaran , Birol Us, 3. David Pinhas , Sinan Onurlu. Karışık ; Tayfun Özbey , Funda Özbey, Bayan ; Belis Atalay , Mey Zaim , Senyör ; Seçim Uysal , Ayhan Bayram , Gençler ; Özgün Akkol , Kenan Özkurt.
19.Mayıs.2010

ANNELER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN

Bugünkü yazıma öncelikle tüm annelerin anneler gününü kutlayarak başlamak istiyorum. Benim annem artık yanımda değil ama onun da anneler günü bugün ve onu da ellerinden , yanaklarından öptüğümü hayal ediyorum.

Bütün hafta Antalya’daydık bugün Türkiye şampiyonasının son günü. Gerek takımlarda gerek ikililerde kimlerin dereceye girdiklerini gelecek haftalarda sizlerle paylaşırım. Bu dereceler 2010 yılının son dereceleri. Artık 2010 yılı briçinde en üst derece alanlar bu yılı göğsü gerili şekilde kapayacaklar. Partnerliklerini bitirmek isteyenler de gelecek yıl için yeni partner aramaya başlayacaklar.

Bu yılki senyör milli takım seçmesi 24-25 Nisan haftasında yapıldı. Senyör takımımız Ergun Korkut ağabeyimizin takım kaptanı olması ve Şener Gebeceli – Mehmet Çopur – Hikmet Dörtkaş (adana) ilavesiyle yenilendi. Bu yıl 6 oyuncu olarak gidiyoruz. Yine Emin Başaran ve Orhan Ekinci takımda. Avrupa şampiyonası bu sene Belçika’nın Ostend kentinde yapılıyor. 50. yıl şampiyonası olduğu için oldukça kutlamalı bir yarışma olacak gibi. Takımız yine iddialı, ancak senyör katılımcılarına baktım bu sene oldukça sert takımlar var. Bizim şampiyon olduğumuz 2008 yılında 2. ve 3. olan İsveç ve Belçika senyörleri aynı takım olarak katılıyor, bu sene Bermuda Bowl’da birinci olan İngiltere takımı senyörlere geliyor , 2006 da bizi dereceden indiren ve birinci olan Alman senyörleri gelenler arasında – ki bunlar 2008 de gelmemişlerdi. Polonya’dan ve İsrail’den yine çok sıkı takımlar gelirken Hollanda’dan da açık milli takımlarda derece almış olan ekip artık senyörlere katılmaya başlamış. İtalya da eski milli oyuncu Franco Baroni ile bir takım kurmuş, İskoçya ise İngiltere ile yarışan bir takımı oluşturmuş. Bir de bu yıl senyör şampiyonasına katılımcı sayısı 24 takıma yükselmiş ki geçtiğimiz yıllarda bu en fazla 20 olurdu. Bakalım yine ilk altı takıma girip Türkiye’ye dünya şampiyonası “Bermuda Bowl” vizesi alabilecek miyiz ? Benim gönlüm ise “ Faik , ilk altı neymiş , ilk üçe girip podyuma çıkmayı iste , hatta yine birinci ol ki Türkiye iki defa birincilik alan sayılı ülkeler arasına girebilsin “ diyor.
09.Mayıs.2010

PAS VE KONTR BRİÇİN TEMELİDİR

Briçte gelişmeye çalışıyoruz, bunu ortaklar arası çalışmayla yapıyoruz. Ortaklığın kendi arasındaki anlaşma sorunlarını çözdükçe başarılı olma yolunda adımlar atıyoruz. Geçenlerde bir arkadaşım bana bir sekans sordu şöyle ; bir karo oyun açtınız solunuz pas dedi ortak bir kör dedi sağ taraf iki pik ile blokasyon yaptı, üç trefl dediniz soldaki oyuncu üç pik , ortağınız dört trefl dedi , deklare size geldi , bu kompetisyon mu yoksa forsing mi ? Pas var mı ? Konuşmak zorunda mısınız ? Eliniz 13-14 normal açış puanlı , 5-5 minör eli veya 5431 kör tek eli veya 5422 eli olabilir. Ne yapacaksınız ? Ortaklar arası sistemi konuşmak genelde kolaydır, aslında bu tür kompetisyon ellerinde doğru yerde oynamak briçte kazandıran stillerdir. Yoksa siz dört kör oynadığınızda rakipleriniz de hangi sistemi oynarlarsa oynasınlar onlar da dört körü bulacaklardır. Bu tür deklareyi sorduklarında ilk başta “aaa forsing altı ile ilgili el” demiştim ama üzerinde epey düşündükçe galiba forsing olmayıp tutuş ve kompetisyon olması daha doğru kararına vardım. Mesela ;

1D - (P) – 1♥ - (1♠)
2♣ - (2♠) – 3♣ > forsing degil kompetisyon değil mi , ne farkı var ?

Bu tür ellerde kompetisyona daha açık olmalıyız , genelde biz Türkler hemen hayallerimizde şileme açık el gibi düşünüyoruz. Ancak rakip 3 pik yaparken bize dört trefl varsa veya bir batsak bile oldukça avantajlı bir skor sağlarız. Tabii rakip 3 pike batarken biz de dört trefl diyip batıyorsak kaybederiz. Bu tür ellerde forsing deklareleri ortaklar aralarında konuşmalıdır. Mesela onlarda fit varken 3 pike kontr ne olacaktır ? Ceza mı? 3SA araştırması mı? Forsing el türü mü? Bu tür deklarelerde ortaklar aralarında net bilgi alışverişi yaparlarsa başarılı olmaşartı daha fazla olur. Bugünlerde Antalya’da Türkiye şampiyonaları oynanmaya başladı. Önümüzdeki bir hafta boyunca gerek açık takımlarda gerek bayan takımlarında yukarıdaki deklarelere benzer pek çok kayıplı el oynanacağını düşünüyorum. Bunlarda doğru karar veren briççiler oldukça yukarıda derece alacaklardır.
02.Mayıs.2010

HAFTAYA ANTALYA’DAYIZ

Yaşamımızda yaş ilerlemesi fiziksel bir değişikliğin yanısıra yapısal değişiklikleri de getiriyor. Ne demek mi istiyorum ? Mesela eski günlerimize karşılık daha az gülebildiğimiz günler çoğunlukta. Duygularımız ya çok daha kontrol altında, ya da kontrol sıfırlanmış durumda, sinir sistemimiz gözlerimizin yaşlanmasını daha kolaylaştırıyor. Bu tür nedenlerle kendime bazı ilkeler uygulamaya çalışırım. Örneğin yaşlandıkça gülmekten vazgeçilmez, gülmekten vazgeçildikçe yaşlanılır ilkesini dikkat etmeye önem veririm , bir başka ilkem ise hayaller gittikçe yok olup yaşamın büyük alanını özlemler aldıkça yaşlanılıyordur, bu nedenle hayallerimi kaybetmek istemem, onları insanlarla paylaşırım, yerine gelmesi için uğraşırım.

Antalya’da yapılan Türkiye şampiyonası artık biz briççilerde iyice yer etti. Nisan sonu veya Mayıs başı burada Türkiye takım şampiyonası, Türkiye ikili şampiyonası, Türkiye bayanlar takım şampiyonası yapılmakta, bir hafta kadar şampiyonaları önemli gören briççiler Antalya’da yaşamak zorunda. Bir yandan briç yaşarken diğer taraftan yaz başlangıcını da yaşamak bana çok keyif verir. Genelde turnuva başlangıcından bir gün evvel Antalya’ya giderim, o boş günümde deniz kenarında güneşlenmek , belki o yılın ilk denize girişini yaşamak, Anadolu’nun diğer kentlerinden gelen dostları yılda bir kere olsa görmenin mutluluğunu tatmak keyif verir. Briç günleri başladığında tüm gün yoğun bir şekilde briçe konsantre olmaya çalışırım ama günün briç dönemi bittiğinde içimdeki çocuğu yaşama geçirmek hoşuma gider. Elleri tartışmak , Orhan’la beraber bazı kişilere iddialı briç soruları yöneltmek , gece bira bahçelerinde toplu oturumlarda bulunup gülmek , gülebilmek, güldürebilmek. Burada söylemem gereken bir şey içimdeki çocuğun yaşamaya geçmesi beni keyiflendirir ama onun direksiyona geçmesine de izin vermemeye çalışırım. Bu yıl Antalya’da senyör milli takım seçimine dahil ettiğimiz Mehmet Çopur ve Şener Gebeceli ile birlikte bir takım oluşturduk. Senyör seçmeleri bu hafta belirlenecek , bakalım Türkiye’yi yine temsil etme hakkımız olabilecek mi ? Antalya’da takım şampiyonasında final seansını oynayan takımlardan birisi olabilecek miyiz ?
25.Nisana.2010

MİLLİ TAKIM SEÇİLDİ

Bu yıl Belçika’nın Ostende kentinde yapılacak avrupa şampiyonasında ülkemizi temsil edecek açık ve bayan milli takım seçmeleri geçtiğimiz hafta yapıldı. Her gün iki tur yarışma yapıldı , ilk tur sabah saat 10.30 gibi başladı , ikinci tur ise akşam saat 21.00 e kadar sürdü. Yarışma BBO’da (bridge base online) naklen verildi ve her tur oyunun yaklaşık 1000 kişiden fazla seyircisi vardı . Bu gelinen güzel bir nokta , oyunları , oynayanları seyrediyoruz , ayrıca seçilen bazı briççiler seyircilere , bu tür ellere yönelik oyun tekniğiyle ilgili yorumlar yapıyordu. Biz seyirciler olarak dört eli birden görebildiğimiz için oyunun gelmesi gereken noktayı , oyunun olması için gereken oyun tekniğini biliyorduk. Bu nokta oyuncular açısından oldukça zordur. Onlar sürekli kararlar vermek zorundadır ve bu kararlarda daha fazla doğru karar verebilenler başarılı olurlar. Bu tür yarışmalarda yanlış karar vermeyen olamaz herkesin bazı ellerde hata yapması kaçınılmazdır. Burada söylemek istediğim bir yorum var , yapılan bu yarışmada oldukça dağılımsal eller geldi ki bunun olasılığı oldukça düşüktür. Bu dağılımsal gücü olan ellerde kişiler bayağı risk almak zorunda kaldılar. Bu riski alabilenler bu seçme yarışmasında çoğu zaman başarılı oldular , ancak avrupa şampiyonasında bu tür risk almayı sevenlerin çok da başarılı olamayacaklarını düşünüyorum. Bu seneki milli takıma seçilenler :

Açık takımlarda :
Aydın Uysal (ist) – Mehmet Kuranoğlu (ank)
Süleyman Kolata (ist) – İsmail Kandemir (ist)

Bayanlarda :
Eren Özan (ist) – Tuna Aluf (ist)
Filiz Uygan Erdoğan (blk) – Alev Kızıklı (ist)

Senyör takımı 23-25 Nisan arası seçilecek, biz katılmaya karar verdik, bakalım kazanabilecek miyiz ?
18,Nisan.2010

DOĞRU KARAR VEREBİLMEK

Yaşamda doğru karar vermenin ne kadar önemli olduğunu biz Türkiye’liler yavaş yavaş öğrenmeye çalışıyoruz. Konfiçyus’a bakarsak doğru karar vermenin üç yolu vardır. Birinci yol mantıklı düşünmek , alacağımız kararın , yapacağımız seçimin getireceklerini ve götüreceklerini hesap etmektir. Nekadar doğru seçim yapabilirseniz yaşamınızı o kadar huzurlu ve keyifli sürdürebilirsiniz. Briçte de öyle değil mi ? Ne kadar doğru karar verebilirsek o kadar başarılı oluruz. Yanlış kararlar bizi başarıdan uzaklaştırır. Getireceklerini ve götüreceklerini iyi hesaplamadan karar alırsak bazan karlı çıkarız ama bu yalnızca o günümüzün şanslı olduğunu gösterir.

Doğru karar vermekte ikinci bir yol , karar verilmesi gereken konuda bir uzmanı ve onun yaptığı seçimi inceleyerek benzer davranışta bulunmaktır. Bu yolda ise uzman kişi seçimini doğru yapabilmek önemlidir. Seçtiğimiz kişi ya demin dediğimiz gibi getirilenleri ve götürülenleri hesaplamakta uzman olmalıdır , ya da yapılacak seçimi daha önce yapmış ve sonuçlarını yaşamış kişi olmalıdır. Bu yol çoğunlukla bize zarar vermeyecektir ancak yaşamımız başkalarının yaptığı seçimleri , aldığı kararları , taklit etmekle oluşacaktır. Uzmanımızı yanlış seçersek de bedeli bize yansıyacaktır. Briçte de genelde oynadığımız sistemi veya seçtiğimiz eğitimcimizi buna bakarak seçmeye çalışıyoruz. Ancak biz Türkiye’liler genelde bu yolu pek doğru uygulamayan bir yapıdayız. Yakalayacağımız marjinal başarılardan çok mutlu olan bir yapımız var. Başka ülkelerin veya başka briççilerin yaşayarak yapmış olduğu seçimler bize pek çekici gelmez .

Üçüncü yol ise insanlığa en acı veren bir yoldur ki genelde seçimimiz bu yol olmakta. Yeterince düşünmeden, ya da daha evvel bu yoldan geçmişlerin seçimini incelemeden , biz bir karar verelim ve o yolu yaşayarak öğrenmeye çalışalım. Briçte avrupa şampiyonasında , Türkiye’deki gibi zonu veya şilemi söyleyelim atak yanlış gelirse yapar ve çok kazanırız bakışının pek getirisi olmayacaktır. Milli takım seçmesini kazanan arkadaşlarıma tavsiyede bulunmak istedim.
11.Nisan.2010

FESTİNA LENTE

Avrupa takımlar arası briç şampiyonası ilk defa 1932 yılında Hollanda Scheveningen kentinde yapıldı. 1935 yılında yapılan açık takımlar şampiyonasına ikinci bir yarışma olan bayanlar Avrupa şampiyonası dahil edildi. Senyörler arası yarışma ise uzun bir süre düşünülmemişti, ilk defa 1995 de yapıldı. 2002 yılından itibaren Avrupa şampiyonalarının yapılmaları çift rakamlı yıllar olarak değiştirildi. Bu yılki Avrupa şampiyonası Belçika Ostende kentinde 22 Haziran – 3 Temmuz arasında yapılacak. Geçtiğimiz yıllarda takımlar arası yarışma lig usülü yapılırdı. Her takım diğer bir ülke takımıyla maç yapar ve sonunda lig sıralaması ortaya çıkardı. 2008 yılında Pau’da yapılan şampiyonada açık takımlar 19 takımlık iki gruba ayrıldılar. Takımlar önce kendi grubunda ilk dokuza girmekle final grubuna kalmayı başardı, daha sonra 18 takım kendi aralarında final ligine başlayarak yeni bir 17 maçla grup sıralamasını oluşturdular. Bu yıl açık takımlarda yeni bir değişiklik yapılacak. Yine iki grupta karşılaşmalar devam edecek ancak final grubuna , grupta yapılan maçlarda alınan sonuçlar kaydedilecek ve aynı gruptaki takımlar bir daha karşılaşmayacaklar. Bu yeni şekil maçlarda 3 gün tasarruf edilmesini sağladığı için bu yıl maçlar Salı günü başlayacak. Bu hafta Türkiye’nin açık takımlar ve bayanlar milli takım seçmesi başladı. Takımlarımız Türkiye’mizin Bermuda Bowl adındaki dünya şampiyonasına katılma vizesini ilk defa kazandırmak için tekrar mücadeleye başlayacak dilerim başarılı olurlar. Bu konudaki başarının bana göre temeli için Latince bir sözcüğü katılımcılara sunmak istedim.

Festina Lente “ yavaşça acele et.....acele et , unutma ki ömür yaşamak istediklarini yaşaman için yeterlidir ama daha fazlası da değildir. Acele et ama sabırsızca değil usulca... düşünerek acele et “ demektir. Briççiler kimi zaman elleri beyinlerinden hızlı olduğu zaman hata yaparlar.

Bana göre de Festina Lente “ ne sonradan pişmanlık duyacak kadar tez canlı ol ne de fırsatları kaçıracak kadar yavaş davran “ demek istemektedir aslında.
04.Nisan.2010

NEDEN BEN DOĞDUM ?

Yıllar önce bir gün sabahın beşi, arabayla Ankara’ya gidiyorum , benzin istasyonuna girdim arabanın tüm deposunu doldurun diyerek mağazaya girdim kasaya yaklaştım. Kasanın yanında yirmili yaşlarda bir kız gözleri yaşlar içinde , çenesi titriyor ağlamaya başlıyordu , yanında yine genç bir delikanlı onu teselli etmeye çalışıyor , kız ise intihar etmekten bahsediyordu , dondum kaldım. Delikanlıyla gözgöze geldik hüzünlü bir şekilde bana baktı ve başını sağa sola salladı. Kız bıktım bu hayattan bana çok acı veriyor, ben artık yaşamak istemiyorum diyerek hıçkıra hıçkıra boşalmaya başladı ne yapmam gerektiğini bilemedim. Kıza döndüm gözgöze geldik , iki dakka sana bir şey söylemek istiyorum beni dinler misin dedim. Kız bir an durdu , gözlerini silmeye çalışarak sustu. Senin yaşama başlayışında baban annenle birleştiği zaman binlerce sperm taneciği yumurtaya doğru hareket etti sonuçta yumurtaya sen girdin ve o binlerce sperm kardeşin sana el sallayarak seni dünyaya yolcu ettiler. Dünyaya gelişte onlar değil sen seçildin, peki neden sen seçildin biliyor musun dedim. Kız durdu , merakla yüzüme baktı , çünkü diğer sperm kardeşlerimize karşılık yaşam için bizim seçilmemizde önemli bir görevimiz olmalı. Bu görevi yapmamız için yaşam vizesi aldık , bu görevi hem doğru hem de iyi bir şekilde yapmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek ya bir insana veya tüm insanlığa bazı değerler katabiliriz intiharı düşünmekle sana düşen bu görevi hiçe sayıyorsun , yaşamımızda bir sürü ters , hoşumuza gitmeyen , bize acı veren olaylar olabilir , doğrudur , ama sen bütün bunlara rağmen sana verilmesi planlanmış görevi araştırıp bulman ve bunu yapman gerekir. İnsanların intihar düşünmeleri yaşam yolunu sana sunan binlerce sperm kardeşine haksızlık olmaz mıydı diye devam ettim, sustu bişey söylemedi, artık söyleyeceğim de kalmamıştı yapabileceğim de, ödedim çıktım. Ankara’dan dönüşte aynı istasyona özel olarak uğradım kız yoktu , delikanlı teşekkür ederiz onu tekrar hayata döndürdünüz dedi. Benim dünyaya gelmemdeki görevim Türkiye’nin briçine , briççilerine katkıda bulunmak mıydı , yoksa o kızı hayata döndürmek miydi bilmiyorum. Belki de briç oyununu boşver, briç oynayanların yaşama bakışlarına bazı değerleri katmaya çalış idi.
28.Mart.2010

BAHAR GELİYOR

Kış döneminde uyandığım zaman canım biraz daha uyku isterdi , son günlerde hemen fırlayıp kalkmaya başladığımı görünce mevsimin değişmekte olduğunu farkettim. Sizlerde nasıl bir değişiklik olduğunu bilemem ama bende sabah yürüyüşleri devreye girer, erguvanların yeşerip yeşermediğine bakarım , çıplak dallı ağaçlarda yaprakların doğumu hoşuma gider, gelecek günlere ait hayallerim hareketlenmeye başlar bütün bunların enerjimi arttırmakta olduğunu hissederim , uzun lafın kısası daha mutlu bir duygusal döneme girerim . Briçte de dönemin final seansları devreye girer, Ankara ve İstanbul ikililer , milli takım seçmeleri , Türkiye takım ve ikili şampiyonaları oldukça yaklaşmıştır. Buralarda kazanılacak kupalar veya yapılacak dereceler o yılın briçini başarıyla yürüttüğümüzü gösterir. Biliyor musunuz rakamlar bizlere bir çok gizli şeyleri fısıldarlar. Bunların bir kısmını insanlar keşfetti ama daha bir çok henüz bilinmeyen gerçeklerin olduğuna inanırım ben. Örneğin pi sayısı (3.1416...) , örneğin G sayısı ( 6.673) gibi daha pek çok sabit sayılar evrenle ilgili bazı kuralların açıklanmasında faydalı olurlar. Bunlar doğayla ilgili kurallar olduğuna göre beyinle ilgili de bazı kurallar olmalı değil mi? Birkaç ay evvel dostum Hasan Uzuner ile sohpet ederken briçteki 52 kartın doğadaki 52 haftayı , 4 değişik rengin dört değişik mevsimi gösterdiğini , destedeki vale , dam , ruvalara 11 – 12 – 13 sayılarını verirsek destenin ulaştığı toplam 364 ile bir yıldaki gün sayısıyla ilintili olduğunu konuşarak epey gülmüştük.

Türkiye kış dörtlü takım finalleri İzmir’de tamamlandı. Bu yıl da Nafiz Zorlu – Salvador Assael – Hakan Göksu – Bülent Aslan – Nezih Kubaç – Mert Bilgen’den oluşan İzmir büyükşehir-beyaz takımı şampiyon oldu. Tevfik Gürkan – Yusuf İşitemiz – Tüğbars Bozkurt – Adnan Yeşilırmak – Enver Köksoy – Yusuf Kahyaoğlu’ndan oluşan Mersin büyükşehir belediyespor ikinci , Hüseyin Avcıoğlu – Mustafa Cem Tokay – Beltan Tönük – Burak Aralp – Hüseyin Karadeniz – Neşet Taştepe’den oluşan Avcıoğlu takımı da üçüncü oldular. Dereceye girenleri kutlarım.
21.Mart.2010

NEDEN 13 PUAN ?

Bildiğiniz gibi briçte toplam 13 löve vardır , Bryant McCampbell adındaki briççi 1915’li yıllarda briç destesindeki toplam puan hesaplamasını as , ruva, dam , valeye 4,3,2,1 puan vererek destenin toplam 40 puan olarak görülmesini oluşturdu. Bu ölçme metoduyla oyunun açılması veya zon için gerekli toplam puan limitleri , şilem oynamak için kaç puan gerekeceği matematiksel hesaplanabilir oldu. Milton Work 1923 yılında bunu 5. ve daha fazla uzunluklar için ilave edilen dağılım puanı ile birlieştirdi , yayınladı ve briçe güzel bir hesaplama sistemi getirdi. Peki bunu nasıl hesapladılar, neden 30 veya 50 puan değil de 40 puanla bir deste sayılıyor ve neden 13 puan ile açılıyor da 10 veya 15 puanla açılacak denmiyor ? Toplam 40 puan ve 13 löve olduğuna göre her bir löve alınması için matematiksel olarak 40/13 = 3.1 puan gerekiyor. Demek ki kartlar dağıldığında herkese eşit 10 p dağıldığı zaman 7. löve alınması zor olacaktır, bu nedenle oyunu açanın elinde 10+3 puan olmalıdır. Tabii bu sayısal görünüm 4333 dağılımlar için olup kartların dağılımsal gücü değiştikçe uzunluklara puan ilaveleriyle oyunu açış rakamı daha aşağılara inebilir. Açış puanlarının oluşmasıyla zona ulaşma puanlarının hesabedilmesi başladı. Zon için 4 majör , 3 sanzatu veya 5 minör oynanması gerektiği için bunlara uygun puanlar üzerinde epey çalışıldı. Bir süre sonra 4-4 veya 5-3 veya 6-2 majör varsa 4 majör oynamak gerektiği bunlar yoksa üç sanzatu , o da yoksa şimdi 5 minör oynamanın daha doğru olduğu farkına varıldı. Bu bulgular yavaş yavaş briçte kullanılacak konvansiyonlar şekline dönüştü. Örneğin sanzatu açılımına stayman yapmak veya bir minör açışına dörtlü majörü söylemek kuralı 4-4 majörü bulmak için , beşli majörle açmak veya sanzatu açışına beşli majörü transfer etmek 5-3 majörü bulmak için, zayıf iki majör açmak 6-2 majörü bulabilmek için gerekli konvansiyonlar haline geldi. Briçte oyunu açma kuralı dağılımsal güçler yaşandıkça geliştirildi , oyun açmada en uzun iki renk ve toplam puan olan 20 kuralı keşfedildi bu sayede AJ10xxx ve KQxx sahiplenen kişiler 10 p ile bir renk açılması gerektiğini öğrendi , 4.den oyun açmak için toplam puan + pik uzunluğunun kontrol edilmesi olan 15 kuralı keşfedildi. Günümüzde artık oyun teknik gücü de epey arttığı için daha az puanlarla açılabilir olarak yaşanmakta.
14.Mart.2010

DÜĞMENİZİ DOĞRU İLİKLEYİN

Gömleğinizin düğmesini yanlış iliğe taktığınız oldu mu ? Benim olmuştur , peki sonra ne olur ? Aşağıya kadar inersiniz bir bakarsınız ki gömlek yanlış giyilmiş değil mi ? Haydii hepsini iliğinden çıkar ve tekrar yukarıdan başlayarak doğru iliklere iliklemeye çalış. Genelde ilk düğmenin yanlış iliğe takıldığını hemen anlayamayız, diğer düğmelerin karşılarında takılacakları ilikler vardır , onları da tek tek takarız ama son düğmenin karşısında takılacak ilik kalmamıştır. İşte o zaman yanlış yaptığımızı anlarız. Briçte de ilk deklare ilk düğmeyi iliklemek gibidir. Eğer yanlış yere iliklerseniz ondan sonraki her deklare sizi bir ilik bağlanması gibi taa aşağıya kadar götürür. Son düğmeye geldiğiniz zaman gömleğin yanlış iliklendiğinin farkına varırsınız ama iş işten geçmiştir. Tabii briçte düğmeleri söküp baştan iliklemek mümkün değildir , gömleği o yamuk haliyle bir süre taşımanız , yanınızdaki rakiplerinizin hatta ortağınızın ilikleme yanlışını farketmemeleri için dua etmeniz gerekir. Ben birlikte çalıştığımız arkadaşlara ilk deklarelerinin briçte en önemli yol kavşağı olduğunu söylerim. Bir yolu seçip o yola girdikten sonra geri dönüp başka bir yol seçmek çok kolay değildir. Onun için ilk deklarenin kurallara uygun yapılması gerekir. Günümüzde pek çok kişi iliklemeye yanlış başlamayı bilerek , istiyerek seçmektedir. Bunlar 10-12 puanlık Bergen’i 8-9 puanla yapar, 14 p ile sanzatu açarlar , ortak oyun açtığında 4 p ile cevap verirler, 19 p ile 2 sanzatu açanları sizler de görmüşsünüzdür, veya 21 p ile iki trefl açıp sonra iki sanzatuyla 23-24 p gösterirler. 7-8 p ile sanzatuya davet gösterenler de oldukça çoktur. Zayıf iki majör açılması gereken el ile bir majör açanlar , üçüncüden 8-9 p ile oyunu açmayı görev kabul edenler gibi, bu kişiler bu yaptıklarını günümüzde başarı yolu olarak görmektedir. Bu tür yolu seçenler kimi zaman rakiplerini yanılttıkları için bazı ellerde başarılı olabilirler ama uzun vadede bu tür davranışların götürdükleri getirdiklerinden daima fazladır. Briçte başarının sırrı ortak doğru karar vermek olduğuna göre ortağınızı yanıltmanın götürecekleri rakibi yanıltmanın getireceğinden fazla olacaktır. Bu nedenle gömlek düğmelerinizi iliklerken önce ilk düğmenin doğru yere iliklendiğini kontrol edin ondan sonra diğer düğmeleri iliklemek kolay olacaktır.
28.Şubat.2010

ÇUKUROVA İKİLİ BAŞLADI

70 li yılların başı, Ankara’da üniversitedeyim, Ulustaki santral kahvesinde briç oynuyoruz bir de bir amerikan derneğinin briç turnuvası var , Emin’le beraber ona gidiyoruz. Babam Ankara briç kulübüne gidiyor , biz de bir gidelim bakalım dedik , Yusuf Özlem bizi sahiplendi , artık haftada bir kaç gün boş günlerimizi Ankara briç klübünde geçirir olduk. Kulübün orta yaş üstü iyi briççileri vardı, Burhan abi, Şefkati Bora , Aydın Aykut bize briçle ilgili pek çok şey kazandırdılar. Ben Salı günkü turnuvaları Nermin Bingöl abla ile oynar oldum, dediler ki sen Ergun Korkut’un yerini aldın. Ergun Korkut kimdi dedim , o da briç meraklısı , senden büyük ama o da genç nesil , şimdi Adana’ya gitti, orada briç kulübünü geliştirmeye çalışıyor. O tarihlerde Türkiye’nin gerek takım gerekse ikili şampiyonaları Ankara briç kulübü , İstanbul briç kulübü , Şilem briç kulübü briççileri arasında süregelir , Adana daha pek ortada gözükmezdi, ama daha 1975 olmadan Adana Türkiye yarışmalarına katılmaya başladı. Ergun abi o yıllarda “precision” oynar ve Adana’daki briççilere bu sistemi yerleştirmeye çalışırdı. Briç sisteminde iki ana yol vardır. 1. metot ; önce dağılıma göre açış yapılması – yani beşli majör varsa majör açmak dengeli 15-17 ile sanzatu açmak , kuvvetli el ile 2 trefl açmak , dengeli 12-14 puan ile bir minör açmaktır – açıştan sonra ikinci turda elin puansal gücünü anlatmaktır. Bu metot briçteki natürel briç sistemidir. 2.yol ise önce dağılım değil puan aralığını tarif etmektir – yani 1 trefl açarak herhangi bir dağılım ama 16 üstü pauan gösterilirken bir renk açıldığında 12-15 aralığı belirlenmiş olur. İşte bu 2. metot “precision” denilen briç sistemiydi. Bunun dünya içinde pek çok versiyonları vardı, bugün “Polish Club” denilen sistem bunun en yeni versiyornlarından birisi olup dünyada çok tutulan bir şeklidir. Artık resmi İstanbul - Ankara – İzmir ikililerine ilave olarak Adana’da Çukurova ikili başladı, hepimize hayırlı olmasını diliyorum. Geçen hafta sonu yapılan bu yarışmada ;
1. İlker Çubukçu (Ank.) – Baran Karakurt (İst) , 2. Yusuf İşitemiz (Mers) – Tekin T.Ülger (Mers) , 3. Hasan Mazlum (İst) – Kutluhan Ünal (İst). Senyörleri Ergun ile ben, Bayanları Dilek Yavaş (Burs) – Serap Carfi (İzm) , Karışığı İnci Süt (İst) – Okay Gür ( İst) kazandılar.
21.Şubat.2010

ANILARIM ve HAYALLERİM

Geçmişteki ben anılarımdan, gelecekteki ben ise hayallerimden oluşur. Bu güne kadar bana gelen mesajları hiç sizlere söylemedim ama bu pazar gelen bir e-maili sizlerle paylaşmak istiyorum.

“ Sevgili Faik Falay, yıllardır Cumhuriyet gazetesi okuyor ve senin sayfanı hiç kaçırmıyoruz, okudukça devamlı olarak sana yazma isteği doğuyor içime , nihayet bugün kendimde bu cesareti buldum. Sen belki beni unutmuş ve de hiç hatırlamıyosundur bile. Ben seni, parlak gözlerini ve o temiz yüzünü hiç unutmadım. Bilmem hatırlar mısın, sınıfımıza müfettiş bey gelmişti dersimiz türkçe ve sen kirazlar parçasını okuyup açıklamasını yaptın, sana sorulan sorulara cevaplar verdin. Müfettiş bey sana hayran kaldı. Ben o anı hatırladıkça tekrar yaşıyorum. Yazılarından anneciğini kaybettiğini öğrendim. Üzüldüm, baş sağlığı diliyorum. Dede olmuşsun, seni kutlarım. Baban seni Yayla ilkokuluna yazdırmaya geldiğinde başöğretmenimiz Sabiha hanım beni çağırtıp baban ve seninle tanıştırmıştı o zaman ben de elinden tutup beraberce sınıfa gitmiştik. İşte böyle Faik’ciğim. Eşim Turan ve ben sana sonsuz mutluluk ve başarılar dileriz.
Zonguldak Yayla ilkokulu öğretmenin Ayşe Karayazıcı. “

İnsanları yapılandıran, onların geleceklerini kuran, ilkokul yıllarıdır. O yıllarda ki öğretmenlerimiz bizlere yalnızca tarih - matematik – türkçe falan öğretmezlerdi, yaşama doğru bakış açısını, geleceği oluşturacak hayallerimizin nasıl olması gerektiğini de bizlere öğretirlerdi. Doğru karar verebilmek , hayalleri gerçekleştirmek için doğru metodları uygulamak , çocukların yaşamlarını gelişmiş düzeye çıkartacak en önemli konulardır.

Aradan 50 yıldan fazla geçmiş, ama öğretmenimin bu yazısı beni nasıl mutlu etti, bilmem anlatabilir miyim ? Ayşe öğretmenim , sağolun , sizin yaşamıma katkınız için herkesin önünde eğilip ellerinizden öperim.
14.Şubat.2010

SİSTEM NE ? STİL NE ?

Briç dünyasında pek çok kişiyle sistem konuşuruz. Hocam hangi sistemi oynarsınız ? Soru sorarlar , benimle oynayacak talebelerin bazıları kendi alışık olduğu sistemi söylerler, kimisi 2/1 , kimisi SAYC , kimisi ACOL ister. Arada bazıları precision oynarmıyız bize onun detaylarını verir misiniz derler. Gerçekte briçte sistemin ne olduğu bence çok bilinmiyor. Bence sistem aslında kullanılan alfabedir , yani karşılıklı yazışıyorsak hangi harfleri kullanıyoruz ? Latin alfabesi mi , kiril alfabesi mi , arap harfleri mi kullanılacaktır. Önce kullanacağımız harfleri belirlememiz gerekir. Ben arap harflerini ortağım rus harflerini kullanıyorsa işimiz oldukça zor değil mi ? Ancak desek ki Latin alfabesi kullanacağız , iş tamam değil ki. Hangi dili kullanacağınız daha da önemli olur. Örneğin siz ingilizce yazarken ortak almanca veya fransızca yazarsa ne olacak birbirinizi anlayamazsınız. Türkiye’de ortaklar arasındaki sıkıntı buradan oluşmaktadır. Bir tarafın stili ingilizce bir cümle yazmak iken ortağı aynı latin alfabesini kullanarak ispanyolca yazmaktadır. O yüzden birbirlerini anlamakta zorluk çekmektedirler. Hatta biraz daha derine inersek diyelim ki Latin alfabesi kullanalım ve de ingilizce yazalım diye anlaştılar , ama bir elde ortaklardan birisi kurduğu ingilizce cümlenin içine kendisine anlamı iyi gelen fransızca bir kelime ekler. Ortağı üzerinde anlaşmış oldukları ingilizce lügatı açar bu kelimenin ne anlama geldiğini bulmaya çalışır, ama lügatında bu fransızca kelime yoktur ki. Bazıları bu fransızca kelimenin ingilizce olduğunu düşünür, bazıları kelimenin fransızca olduğunu anlar ama anlamını yanlış plase eder , kimileri de fransızca kelimeyi bilir ama kullanım yerinin burası olamayacağını düşünür. Sonuçta güzel bir manzarası olan tepeyi tarif eden ortağın yazdığı cümle ulaşılacak yeri kişiye farklı göstererek onu çamurlu bir çukura yöneltir. Kişiler arasında doğru iletişimi kurmak için kullanılacak kelime sayısının da oldukça fazla olması gerekir. Mesela bakın Türkiye’mizin gazetelerine, pek çok gazetede kullanılan kelime sayısı 600 – 800 kadar, Cumhuriyet gazetesinde kullanılan kelime sayısı 1000 - 1400 kadarken Amerikanın gezetesi Washington Post’da kullanılan kelime sayısı 3000 üzerindedir . Ne kadar çok kelime kullanılır ve de insanların kelime bilgisi ne kadar fazla olursa anlatılan konu o kadar net anlaşılır.
07.Şubat.2010

BRİÇ HAKLARI

Bildiğiniz gibi devletler, önceleri, baskıya dayanan bir anlayışla yönetilmekteydi. Bu anlayışa son vermek amacıyla 1215 yılında İngiltere Kralı'na kabul ettirilen bildiri olan Magna Carta insan hakları kavramının ilk belgesi sayılır. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi kavramlar, 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devriminden sonra yayımlanan "İnsan Hakları Bildirisi"nde gerçek yerini almıştır. Ülkemizde yaşanmakta olan bu zor dönemde 10 Aralık 1948 de Birleşmiş milletlerce yayınlanan İnsan Hakları Bildirgesinin bazı maddelerini hem hatırlatmak hem de briç dünyamıza uyumunu söylemek istedim.
İnsan hakları madde 1
Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar
Briç dünyamız madde 1
Bütün briççiler özgür, onur ve haklar bakımından eşittir. Akıl ve vicdana sahiptirler, hem rakip hem de partnerlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
İnsan hakları madde 19
Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.
Briç dünyamız madde 19
Her briççinin düşünce ve deklare özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.
İnsan hakları madde 27
Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılmak ve bundan yararlanmak hakkına sahiptir
Briç dünyamız madde 27
Herkes toplumun briç yaşamına serbestçe katılma, eğitimden yararlanma, bilimsel gelişmeye katılmak ve bunları kullanmak hakkına sahiptir.
31.Ocak.2010

BRİÇTE BAZI DEĞERLER

Zamanında TRT dahil çeşitli şirket yönetimlerinde çalışmış ve de iyi bir briççi olan Yılmaz Dağdeviren’i tanırsınız, zaman zaman değişik konularda mesajlar atar yorumlar yapar konuşuruz , ben kendisini sever ve saygı duyarım. Geçenlerde yaşam ile ilgili bir slide gösterisi yollamıştı. Burada ki değerler briçe de çok yansıyor sizlerle paylaşayım istedim.

Yaşamda ve de briçte geri alınamayacak unsurlar > zaman – sözler – fırsatlar. Zaman zaten akıp giden birşey, vereceğiniz deklareler veya söyledikleriniz hiçbir zaman geri alınamaz , kalıcıdır. Kaçıracağınız fırsatlar da öyle. Kimi zaman kontr kimi zaman zonu veya şilemi söyleyememek, kimi zaman da yaşamınızda girmeye cesaret edemediğiniz bir kapı.

Yaşamda ve de briçte vazgeçilmeyecekler > soğukkanlılık – dürüstlük – umut
Soğukkanlı ve de dürüstlük son derece önemlidir. Umutlar ise başarının yoludur.

Yaşamı ve de briçi kötüleştirenler > kendini beyenmişlik – küstahlık – öfke
Gerek briçte partnerliğin , gerekse de özel hayatınızda bir türlü keyifli ve sağlıklı yaşayamamanın temel nedenleri bunlar değil mi ? Bencillik ve egoizm kötü alanlardır.

Yaşamda ve de briçte yapılmalı seçimler > hayalleriniz – başarınız – kaderiniz
Kişilerin pekçok hayali vardır. Bunların içinde ulaşılabilecekleri seçebilmek bunlara ulaşmanın yollarını bulmak , başarıyı tarif edip bu tarife uygun yolları kullanmak sizin hem yaşamdaki hem de briçteki kaderinizi oluşturur.

Yaşamda ve de briçte sahip olunmalı değerler > saygı – sevgi – gerçek dostlar.
Hem kendine, hem yakın çevrene hem de rakiplerine saygı ve sevgi yaşamın temel ilkeleridir. Bunların yanı sıra edinilecek gerçek dostlar briç hayatımıza da aynen yaşamımızda olduğu gibi renk katar bizleri mutlu kılar.
24.Ocak.2010

KAÇ PAZAR DAHA VAR Kİ ?

Geçenlerde bir gün Cumhuriyet’te yazmış olduğum yazılarımı inceliyordum , bir tanesine takıldım, hatırlarsanız bir Avusturya’lı turistle sohbet ederken onlara göre insan yaşamının üç tane 25 yıllık dönemden oluştuğunu öğrenmiştim. Birinci 25 yıl iyi bir yaşama ait donanımlar kazandırılırken , ikinci 25 yıl ise kazanabildiklerini kullanarak yaşamak ve de kendinden sonraki kuşakları yaratmak demişti. Üçüncü 25 yılda ise yaşamdan tat alma zamanının geldiğini , hem acı hem de tatlı yaşadıklarını , gördüklerini , öğrendiklerini , çevresiyle paylaşmanın , çevreye yaşamla ilgili hoşluklar kazandırmanın onun yaşamının hedefi olduğunu söylemişti. Benim de yaşamla ilgili hedefim bir anda bu öğrendiğime dönüşmüştü. Çeşitli alanlarda yaşadıklarımı çevrem ile paylaşmak , onların bu alanlarda gelişmelerine katkıda bulunmak sevdiğim bir iş haline gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde briç köşesini devralmakta ki nedenim de bu amacımın bir parçasıydı. O yazımı tekrar okurken beynimdeki matematik kısmı kaç pazar daha var hesaplasana dedi.

Kainatın oluşumu önce fiziksel olmuş , fiziki yapı tamamlanınca kimyasal düzen kurulması başlanmış , kimyasal düzen de tamamlanınca biyolojik sürece sıra gelmişti. Tüm bu katmanların düzeneğinin farkedilmesi , incelenmesi , öğrenilmesi ve açıklanmasında temel ölçü ise matematik olmuştu. İşte briç bu matematik yapısının bir gölgesiydi. Matematik yönü güçlü olanların başarı şansının daha fazla olduğu bir alandı briç. Briçte başarı için matematiksel olasılıkları bilmek , kullanabilmek önemli. Bunun yapılmasında en çok dikkat edilmesi durum ise ellerin ve de dillerin beyinden hızlı olmamasıdır. Pek çok kişinin dilleri ve elleri briç oynarken beyinlerinden hızlı oluyor. O zaman bir deklare veriyor veya bir kartı oynuyor aynı anda ahhh diye yanlışın farkına varıyor ama iş işten geçmiş oluyor. Yaşamda da aynı değil mi ? Kimi zaman düşünmeden bir laf ederiz veya bir davranışta bulunuruz sonuçta yanlış bir noktaya geliriz.

Pazarlarımı hesapladım , birlikte olacağımız daha epey pazar varmış !
17.Ocak.2010