2008-1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2008-1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MUTLULUK VAGONU

İnsanların çoğu zaman yaşamlarıyla ilgili gizli, yüreklerinin en alt köşelerinde yaşattıkları, genellikle etrafa da pek söz etmedikleri, yalnızca çok yakınlarının bildiği bazı beklentileri vardır. Bu hedeflerden öyle uluorta bahsetmezler çünkü gerçekleştirilmesi oldukça zor hedeflerdir bunlar. Bir briççi olarak benim yüreğimin en dip taraflarında yaşattığım bu hayal Türkiye’nin ilk defa Bermuda Bowl’da temsil edilmesidir. Bermuda Bowl aslında açık takımların dünya finalidir, ama bu bayanlardaki Venice Cup ve senyörlerdeki Senyör Bowl ile birlikte yapılır. Bu sene 49. Avrupa şampiyonası 15 Haziran’da Fransa’nın Pau kentinde başladı, dün son günüydü bugün katılımcılar memleketlerine dönüyorlar. Aralarında bazıları üzgün bazıları ise Bermuda vizesini almaktan dolayı son derece mutlu olmalı. Ülkemizi senyörlerde temsil eden bizler dönüşte hangi vagondayız acaba ? Briç camiası BBO’dan takip etmiş ve şu an biliyor olmalı. Ben bu yazıyı daha Pau’ya gitmeden yazdığım için hangi vagonda dönüyoruz, bilemiyorum. Geçen defa mutluluk vagonuna bilet aldık treni kaçırıp otobüsle döndük. Bu defa keşke hem açık hem de bayan millilerle beraber mutluluk vagonunda şarkılar söylüyerek dönüş yolculuğunda olabilsek.

Pau, Fransa’nın İspanya sınırında Pirenelerin üstünde Bask bölgesinde Fransa’nın meşhur krallarından 4.Henry’nin doğduğu bir kent. Senyörler olarak biz, Orhan Ekinci, Ergun Korkut, İbrahim Yücekök, benim partnerim Emin Başaran ve ben 21 Haziran’dan beri oynadık, bazı maçları çok iyi oynayarak kazandık, bazılarında hatalar bizi yenilgilere itti, ama işte bugün geri dönüyoruz. Acaba iyi bir sonuçla, Türkiyemize bir madalya kazandırarak, dünya şampiyonası vizesi cebimizde dönebilecek miyiz ? Yoksa ümitlerimiz bir başka bahara mı kaldı ? Bu tür yarışmalarda en başarılı takım hata sayısı en az olandır. Hata yapmayan briççi olamaz, ama rakiplerine göre kim daha az sayıda hata yaparsa kupa onun olacaktır. Yaşamda da aynı kural geçerli değil mi? Yaşamda da hatasız kul olmaz ama kim yaşamını daha doğru kararlar alarak yönetebilirse, doğru seçimler yaparak geleceğini daha güzel inşa edebilirse çevresine göre daha pırıltılı bir yaşam sürecek, yaşam yolculuğunu çok daha uzun mutluluk vagonunda sürdürecektir.
29.haziran.2008

BRİÇ KİTAPLARI

Altı yaşındaydım, daha okula başlamadan evvel okumayı söktürmüştüm, bir gün evdeki kütüphaneden çocuklara pek uygun olmayan bir kitabı elimde görünce annem şaşırmış, bir kaç laf geveleyip elimdeki kitabı almış, beni köşedeki bakkaldan birşeyler almaya göndermişti, ertesi gün kitap artık kütüphanede yoktu. İlk okul zamanlarımda Teksas, Tommiks en sevdiklerimdi ama yavaş yavaş bir tarafta Pardayyanlar, bir tarafta Nihal Atsız’ın Türklükle ilgili kitapları favorilerim olmaya başlamışlardı. Ortaokul ve Lise dönemim yoğun okumaya yönelik geçti, dünya klasikleri, Nobel ödüllü olanlar, yerli yazarların romanları, o dönemler aşkı anlatan romanları defalarca okuduğumu hatırlarım. Yaşamımda briçin yoğunlaşmaya başladığı dönemlerde türkçe briç kitabı yoktu, her yurtdışına gidişimde birkaç tane ingilizce briç kitabı getirmeyi ilke edinmiştim. Aradan yıllar geçmesine rağmen Türkçe briç kitabı tek tük ortaya çıkabildi, Şiar Yalçın’ın tercüme kitapları, Melih Özdil’in eğitim kitapları dışında pek briç kitabı yazılmamıştı. Bu sene briç kitaplarında bir patlama oldu, çok gurur duydum, bu kitaplardan bana ulaşanları sizlerle paylaşayım.

İlk bahsedeceğim kitap takım arkadaşım Ergun Korkut’un “Bire iki zon forsingi” adlı Heyemola yayınlarında basılmış kitap. Ergun yedi bölüm altında tüm güncel kullanılan konvansiyonları toplamış ayrıca oyun stilleri konusunda pek çok örnekle sistemin kullanılışını bence çok güzel anlatmış.

İkinci kitap briç alanında yazılmış en hoş kitaplardan biri, Erhan Yamut’un “İnce Ayar” kitabı, konvansiyon veya sistem değil briçin temel felsefesini çok hoş bir roman görünümünde anlatmış Erhan, içinde briççilere başarı için önemli tavsiyeler var. Tüm briççilere öneririm.

Son bahsetmek istediğim Ethem Urgaç’ın Troya yayınlarından basılmış dört ciltlik briç eğitim dizisi. Ethem zaten işini çok iyi yapan bir kişiydi, epeydir briç alanında kendisini görmüyordum demek bunu üretmekle meşgulmüş. Gerek oyun tekniğini, gerek defans tekniğini, gerekse deklare sistemlerini anlatan güzel bir dizi oluşturmuş. Tüm yazar arkadaşlarımı kutlar bu alandaki devamlarını görebilmeyi dilerim.
22.haziran.2008

BEKLENTİLERİ HAYALLER OLUŞTURUR

Güzel bir manzara karşısında kendinizi hayallerle donatılmış olarak bulduğunuz hiç olmadı mı? Ben bunu çok yaşarım, sabah yürüyüşlerinde deniz kenarında oturup karşımdaki adalara bakarken, veya Kadıköy’den vapura binip Sultanahmet ve civarını seyrederek karşıya geçerken, Fenerbahçe burnunda mehtaplı ve yakamozlu bir gecede, günün stresinden kendimi kurtarıp, güzel hayallerimle başbaşa kaldığım zamanları çok severim. Bence hayal kurma becerisi insan olmanın temel yapılarından biridir, hayvanların hayal kurabildiklerini hiç zannetmiyorum, kurabilselerdi onlarında yüzlerine güzel bir gülümseme yayılırdı. Hayal edebilmek gelecekle ilgili seçimlerimizde bize yol gösterme açısından önemli bir araç. Bir birlikteliğin mutlu geleceğini hayal ederseniz varacağınız son noktayı ve buraya ulaşmak için belirlediğiniz ara noktaları seçmiş, bu noktalarla ilgili beklentilerinizi belirlemiş olursunuz.

Hayal edebilmek briçte de çok önemli bir enstrumandır. Ortağımızın verdiği deklarelerden onun elini oluşturabilmek bize doğru noktalara gidebilme konusunda çok yardımcı olur. Deklarelerden ortağınızın elini üç tip el olarak hayal edin en iyi, en kötü ve ortalama. Beklentilerinizi sakın en iyiye göre kurmayın ortalama veya en kötü sizin beklentilerinizi karşılıyorsa o zaman seçimlerinizde başarı şansı yüksek olacaktır. Ancak yalnızca özel kartları içeren bir el hayal ederseniz çoğu zaman masadan hüsranla kalkarsınız. Geçenlerde klüplerarası oynuyorduk, partnerim Aydın pas geçti sağım 1 kör oyun açtı benim elim ♠ Ax ♥ A10xxx ♦ Kxx ♣ KJx idi, rakipler zonda biz değildik pas dedim, solum 1 pik dedi ortağım 2SA dedi. Aydın şimdi kontr da dese minörlerini göstermiş olacaktı 2SA dediğine göre 65 gibi çok dağılımsal bir eli olmalıydı. 4SA sen seç dedim Aydın’ın eli ♠xx ♥ - ♦ AJxxx ♣ Q109xxx , 5 trefl dedi ve, sonuçta 5 trefliyi kontrlu yaptık. Ben ortağımın elini QJxxx Q109xxx bile olabilir buna bile yapabiliriz diye hayal etmiştim. Hayal edebilmek defans için de son derece önemlidir oynayanın elini gerek dağılımsal olarak gerekse puanların yeri olarak, ne kadar doğruya yakın hayal edebilirsek başarı şansımız o kadar artar.
15.haziran.2008

DAĞILIM SAYIN

Ankara Fen lisesi mezunu arkadaşlarla zaman zaman briç konusunda bir araya geliriz. Briçteki yeni konvansiyonları sorarlar bana. Kimi zaman da bir el verirler, deklarenin gelişimini söylerler, bu el ile ne dememiz lazımdı derler, sohpet eder, tartışırız. Geçenlerde yine bir ev toplantısında konu kartları saymaya geldi. Kendilerine kartları saymayın, dağılımları sayın, markalara konsantre olun dedim. Bence iyi seviyede briç oynamak için gereken tekniklerden biri budur. Bir kaç örnek verdim size de vereyim. Örneğin 4-4 koza oynuyorsunuz, nasıl dağilmıştır bu renk ona bakın, 44.32 / 44.41 / 44.50 değil mi? İlk kozu çektiniz herkes verdi demek 4450 seçeneği ortadan kalktı, ikinci kozu da çektiniz yine herkes uyduysa demek ki dağılım 4432 imiş ve dışarda tek koz kalmış. İkinci koza birisi uymadıysa demek ki 4441 dağılmış, iki tur daha koz çekilmesi gerekiyor ve kozlarınız beraber bitecek. Şimdi bu iki turu çekip çekmemeği düşünmelisiniz. Başka örnek 5-3 koza oynuyorsunuz. Nasıl dağılmış olabilir 53.32 / 53.41 / 53.50 başka bir seçenek yok !. O zaman ilk tur koza herkes verirse son seçenek olasılığı ortadan kalkar, ikinci tura da herkes verirse dışarda tek koz kalmıştır, birisi uymazsa demek ki bu renk 53.41 dağılmış ve iki tur daha koz çekilmesi gereklidir. Şimdi bu iki tur daha koz toplamanın getireceği sorun var mı ona bakmak gerekmektedir. Başka bir örnek de 54 koz dağılımı. Bunun dağılım seçenekleri 54.31 / 54.22 / 54.40 değil mi? Dolayısıyla iki tur koz çektiğinizde herkes koza uymuşsa renk 5422 dağılmış ve dışarda koz bitmiş demektir, kozları saymaya gerek olmadığını görüyorsunuz değil mi? Eğer ikinci koza bir taraf uymazsa demek ki 5431 dağılım varmış ve dışarda tek koz kalmış demektir. Dağılım saymak yalnızca kozlar için değil her renk için gereklidir. Örneğin yerde dörtlü elinizde tek olan bir renk 41.44 / 41.53 / 41.62 gibi dağılmış demektir. Deklareleri, atak markasından o rengin dağılımını, düşünerek diğer renklerin nasıl dağıldığını bulmak briçte önemlidir. Bir başka örnek ise diyelim bir rakibiniz 2 kör / pik açtı, altılı bir renk vaadetti. Bu kişinin el dağılımı ne olabilir ? 6322 / 6331 / 6421 çok nadir de 65 olabilir değil mi? O zaman defansı tanzim ederken ortağınızın çıktığı renkteki sayıdan hareketle kozcunun el dağılımında ki seçeneğin hangisi olduğunu çözebilirsiniz. Bu bakış açısı size defansta önemli avantaj sağlayacaktır.
08.haziran.2008

ANILARDAN BİR DEMET

Bir tarafta sorunlar, bir tarafta keyifli anlar, bir yumak şeklinde sizi sarmalar durur günlük yaşamınız devam eder. Bazan öyle bir olay yaşarsınız ki, sizi alır yıllar öncesi yaşanmış bir olaya götürür, anılarınızı canlandırır, kimi zaman gülme kriziniz alevlenir, kimi zamanda hüzün kaplar içinizi. Geçenlerde briç öğrencisi arkadaşımla kontr ve sürkontr kavramlarını tartışıyorken yıllar önce yaşanmış bir olay aklıma geldi. Masada dördüncü pozisyonda bir öğrenci, üç pas geçildi ve sıra kendisine geldi başladı düşünmeye, bir süre düşündükten sonra elini uzattı ve kontr kartını masa üzerine koydu. Ben de sür kontr kartını masaya koydum, masada herkes başladı gülmeye, neden gülüyorsunuz dedi öğrenci arkadaş, kontr ne dedik, ortak renk söyle demek dimi dedi. Haklıydı, eli 4333, 13 puanı var ama dörtlü renginde puan yok, en büyük kartı sekizli, bundan koz olmaz, iyisimi ortak koz söylesin demek istemiş. Biz öğretmenler bazı şeyleri herkesin bildiğini zannedip söylemeyi unutuyoruz. Kendisine oyun açılmadan kontr ve sürkontrun geçerli olamayacağını söylemeyi unutmuşuz.

Bir başka anımda yine yıllar öncesi milli takımların yarıştığı Avrupa şampiyonasından, bu tür şampiyonalarda masada ortakları ayıran bir perde vardır, siz bir rakiple bir tarafta oturursunuz, ortağınız da diğer rakiple öbür tarafta, ortaklar birbirini göremedikleri için göz teması briçi etkilemez. Perdenin alt kısmında masanın orta yerinde iki tarafa sürülebilen tahta veya plastik bir araba vardır, konuşma kartlarını bu araca yerleştirir karşı tarafa gönderirsiniz. O seansın son ellerine geldiğinde yanımızdaki masadan bir kahkaha tufanı koptu, başımızı kaldırıp baktık, yan masada son bord oynanıyormuş, birinci ve ikinci konuşmacı pas kartlarını arabaya koyup karşı tarafa göndermişler ve karşı tarafın deklarelerini beklemeye başlamışlar. Bekle, bekle, bekle, araba bir türlü bu tarafa gelmiyor, adamlar sabırlı, sesleri çıkmıyor, aradan oldukça uzun bir süre geçmiş ama bunlar hala bekliyorlar, neden sonra yanlarından geçen birisi işaret etmiş de durum anlaşılmış, karşıdaki ortakların ikisi de pas geçmiş, ama arabayı bu tarafa göndermeyi unutup yerlerinden kalkıp dışarı çıkmışlar. Bunlar kibar tipler, bekleye bekleye hasta olmuşlar ama sesleri de çıkmıyormuş. Yanlarından geçenler masanın yarısının boş olduğunu görüyorlar ama gülmenin dışında bunlara söz söyleyen çıkmamış taaki birisi işaret edene kadar.
01.haziran.2008

SEZONA VEDA

Sabah uyanınca kaldığım Antalya otelinde, pohaça ve sütlü kahvemi alıp denize tepeden bakan bahçe içindeki büyük çınar ağacı altında gazetelerimi okumak, kuşların cıvıltılarını ve kumruların cilveleşmelerini dinlemek çok büyük bir keyif. Türkiye şampiyonası her sene Antalya’da Nisan sonu Mayıs başında yapılır ya, genelde gece iki civarında uyumama rağmen sabahları sekiz gibi kalkmış olurum. Bir gün evvel oynanmış maçların ellerini de yanıma alıp incelerim, hatalarımızı, neyi farklı yapsaydık daha iyi sonuç alabileceğimizi bulmaya çalışırım. Oynanmış elleri incelemek briçte çok önemlidir, ortağınızla konuşmanız gereken konular ancak o zaman ortaya çıkar, partnerliğinizin daha başarılı olması için en gerekli metotdur bu. Hep birkaç adım ilerisini düşünmeyi bize öğrettiği için briç yaşamın bir simülasyonudur diyordum, bugün defansda verdiğim el buna güzel bir örnek.

Yarışma sonuçlarına gelirsek, açık takımlarda bu sene ben Aydın Gürsel ile ARKAS takımında oynadık son güne kadar A grubunda mücadele ettik ancak finale kalamadık. Türkiye ikiliyi ise Senyörlerdeki partnerim Emin Başaran’la oynadım ve 6. bitirerek madalyaya hak kazandık, bu sayede senyör madalyasını bu sene senyör milli takım arkadaşlarımız İbrahim Yücekök ve Orhan Ekinci kazandı. Bayan takımlarda Nevzat Aydoğdu kaptanlığında Filiz Uygan, Dilek Yavaş, Nur Çınar, Hatice Özgür, Gaye İnal, Sevil Akın dan oluşan BURDUR takımı şampiyon olurken açık takımlarda İbrahim Yarımoğlu kaptanlığında Metin Ekşioğlu, Ercan Kuru, Hüseyin Cesur, Mehmet Ekşioğlu, Tamer Çokgör den oluşan ANADOLU BRİÇ KLÜBÜ takımı birinciliği kazandı, Ankara’dan EKİN takımı ikinci, yine Ankara’dan ÇUBUKÇU takımı üçüncülüğü kazandı. Bord-a-maçta KATRE takımı bu yılın şampiyonuydu. Güven Erkaya Türkiye ikili şampiyonasını da Okay Gür – Gökhan Yılmaz çifti kazanırken, Samsundan Kemal Saral – Volkan Denizci ikinci, Birol Us – Naci Demirbaş üçüncü bitirdi. Mersin’den Yasemin Hayfavi – Erhan Yamut karışıkta, Eren Özan – Banu Altınok bayanlarda, Emre Kaya – Muharrem Cerek gençlerde madalya kazandılar.
25.Mayıs.2008

YAZA MERHABA

Eskilerin inanışına göre Anadolu’da kış dönemi 8 Kasım’da başlar 179 gün sürer, 6 Mayıs Hıdırellezle birlikte 186 gün sürecek yaz dönemi başlardı. Bu sürecin başlama noktalarını da Cemre düşmeleriyle anlatırlardı. Cemre dediğimiz kor ateş bu inanışa göre önce havaya düşer ve kış döneminin 105. gününe geldiğimizi, gönüllerimizin ısınmaya başlamasını anlatır, daha sonra birer hafta kadar aralarla suya en son da toprağa düşerek ısınma işlemini başlatırdı. Bu sene 18 Şubatta İstanbul kar altındaydı ama 19 Şubatta yılın ilk cemresi havaya düştü ve yaz dönemine dönüş yaptığımızı gösterdi. Briç dünyamızın önemli günleri de bunu takip eden günlerde yoğun olarak başladı. İzmir’de Türkiye dörtlü takım finalleri, Ankara, İstanbul ikilileri, milli takım seçmeleri derken yaz dönemine girdik. Bugün briç mevsiminin son basamağı olan Antalya’daki Türkiye şampiyonasının son günü. Bundan sonra yaz turnuvaları bizleri yeni döneme kadar oyalayacak. Yaz döneminin benim için en önemli noktası Haziranda gideceğimiz Avrupa şampiyonası. Burada iyi bir sonuç alıp Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmek en büyük hayalim, Senyör Bowl’a katılmak. Bakalım Hıdırellezde Hızır ve İlyas Aleyhislam’lara bu dileğimi duyurabildim mi ? Yaklaşık bir ay kaldı bu arada çalışmalarımızı da biraz hızlandırmamız gerekiyor.

Ekim ayı geldiğinde, yaz döneminin sonu yaklaşırken bir yandan 2008 yılının başarı ve başarısızlıklarını düşünür, bir yandan da 2009 yılı briç mevsiminin başlama süreci yeni bir heyecan olarak ruhumu sarar. Çeşitli kupalar, klüp turnuvaları, yavaş yavaş kış dörtlülerinin başlama telaşı, federasyonun resmi ikili turnuvaları, kimlerle katılacağım, milli takımın yurt dışında o yılki yarışmaları, kulüpler arası müsabakalar, çeşitli şehirlerde yapılacak yöresel turnuvalar, varsa o yılın milli takım seçmeleri en sonunda da tekrar Mayıs başında Antalya’da yapılacak Türkiye şampiyonalarına ait beklentiler, hepsi de yeni bir heyecan, hepsi de yıllık bir program ve planlama gerektiren faaliyetler. Benim de yaşamım böyle bir döngü işte.

Gelecek hafta sizlerle Antalya sonuçlarını ve ilginç elleri paylaşacağım.
18.Mayıs.2008

ANNELERİMİZE SAYGI

Ataerkil toplumlarda kadın olmak oldukça zor. Günümüzde erkekler çalışan kadınlarla birlikte olmak istiyorlar. Haklılar, günümüzün ekonomik şartlarına bakınca ev geçindirmek, çocuklarına daha iyi bir eğitim imkanı sağlayabilmek, aile kurumunda daha iyi bir refah düzeyini yakalayabilmek için artık ikinci bir para kazananan kişiye ihtiyaç var. Ama işe giden kadınlarımız bir taraftan iş hayatı, bir yandan ev düzenini sağlamak, bir yandan da evdeki çocuklarla ilgilenmekten kendi özel yaşamlarına hemen hiç vakit ayıramıyorlar. Geçen gün iş arkadaşım Şenay ile sohpet ediyorduk, oğlunun kendi ayakları üzerinde durabilmeye başlaması ve kararlarını kendisinin almasının onun yaşam macerası için önemli olduğuna geldi konu, anne olarak oğlunun tüm seçimlerini onun yapmasının artık gerekmediğini, bundan sonra kendisine biraz daha fazla zaman ayırmasını, bunu da belki briçe başlaması için bir fırsat olarak görmesini söyledim. Kadınlarımız tüm vakitlerini işe, eve, çocuğuna ve erkeğine harcadığı zaman kendi yaşamlarına pek değer veremiyorlar. Bir süre sonra özellikle çocukları artık kendi ayakları üzerinde durmaya başladıkları ve annelik sorumlulukları azaldığı zaman yaşamlarında bir boşluk hissetmeye başlayacaklar. İş hayatlarının da son dönemlerine gelince kendi yaşamlarını, anlamsız, değersiz hissetmeleri onlarda tahribat yapabilir şimdiden buna önlem almak faydalı olacaktır.

Tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun.

Bu sene Fransa’nın Pau kentinde 15-30 Haziran arası yapılacak Avrupa şampiyonasında Türkiyeyi temsil edecek milli takımlar belli oldu.
Senyörlerde ; ben, Emin Başaran, Orhan Ekinci, Ergun Korkut ve İbrahim Yücekök,
Açık takımlarda ; Enver Köksoy, Ahmet Kahraman, Salvador Assael, Yalçın Atabey, Tezcan Şen, Zafer Şengüler,
Bayanlarda ; Merih Tokcan, Şükriye Merze, Lale Gümrükçüoğlu, Vera Adut, Belis Atalay, Mey Zaim
Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeye çalışacağız.
11.Mayıs.2008

BRİÇ KÜLTÜR OLMALI

Anadolu’yu çok gezdim, her yörenin kendine özgü kültürü beni kendine hayran bırakmıştır onun içinde Anadoluyu ve insanını çok severim. Yöre insanının yemek, arkadaşlık, misafirperverlik olgularına bakışı çok güzeldir, çok incedir, çok saygın bir niteliktedir. Ama aynı yöre insanının büyük şehirlere göç etmiş kuşakları, yöresindeki kültürü yeni yerleşim yerine taşıyamamış, yeni kentin kendine özgü kültürünü de kabullenememiş iki arada bir derede kalmıştır. Memleketlerine yaptığı ziyaretlerde özlemlerini giderip mutlu olurlar ama yaşadıkları kente geri geldiklerinde kendilerini yeniden çıplak kalmış gibi hissederler. Türkiye’nin kültürü önemli bir değişim gösteriyor bunu temel sebebi de bence bu kentleşme olgusu, Türkiye’nin en acı veren yolculuğu bence bu, orta asyadan başlayan göç yolculuğu hala son bulmadı, bir kaç kuşaktır aynı yerde devam eden bir yerleşimi Türk insanı yapamadı. İstanbul her sene bir Eskişehir kadar göç alıyor. Bunun sosyal hayata yansıması ise kültürel aktivitelerin bozulmasında çok net görülüyor.

Briç olgusunun gelişimi de bence toplumdaki bayramlar, tiyatro, okul aile birlikleri, sosyal aktiviteler gibi kültürel bir olgu olduğu zaman daha hızlı gelişir. Her briç klübünün kendine özgü bir örf ve adetleri, ananevi aktiviteleri, eski kuşak üyelerinin anılması gibi faaliyetleri olmalıdır. Bunlar o klübe özgü bir kültür yaratacak ve bu kültür, üyelerinin ruhsal ihtiyaçlarını doyurduğu için insanları kendine çekecektir. Pek çok briç klübü bu olguyu Türkiye genelinde yapacakları yıllık bir turnuvayla sağlamaya çalışıyor ama bence kendi yöre insanına yönelik benzer bir aktivite enaz bu aktivite kadar gerekli hatta belki de daha faydalı. Kalıcı kültürlerde bu aktiviteler yeni yeşeren bir fidan gibidir. Bunun etrafına gölge veren büyük bir ağaç haline getirilebilmesi, önce yöre insanına yönelik faaliyetlerle olur. Ağaç büyüyüp altındakilere hoş bir gölgede keyif alanı verdikten sonra Türkiyenin diğer kentlerindeki kişiler zaten bu ağacın gölgesini yaşamak için o yöreye gitmek için yarışacaklardır. Türkiye’deki briçin kalitesi yöresel kültürümüzün bir parçası olduğu zaman da sınırlarını zorlayıp evrensel boyuta çıkacaktır.
04.Mayıs.2008

EGONUZU AŞABİLİYOR MUSUNUZ ?

Geçen Perşembe akşamı Cayne takımıyla BBO’da maçımız vardı. Bizim takımda ben İzmir’den Hasan Güner ile oynarken diğer masada Filiz Uygan ile Hasan Uzuner oynuyordu. Cayne takımı dünya şampiyonlarından oluşan bir profesyonel takım. Jimmy Cayne zamanında Amerikayı temsil etmiş ünlü oyunculardan, BBO için kendisi dünya meşhurlarından bir grup kurmuş, bunların içinde İtalya’nın, İsveç’in, Mısır’ın ünlü oyuncuları var ve bunlar hemen her gece bir yıldız takımıyla maç yapıyorlar. Bizim için böyle bir takımla karşılaşmak heyecan verici, bir de yenebilirsek diye insan kendisini keyifli hissediyor. Maça başladık ama pek de iyi gitmiyoruz, 28 bordluk maçta 12. borda geldiğimizde 41-2 geri düşmüştük. Hadi Faik silkin birşeyler yapmalısın diye kendi kendime söyleniyordum. İlginç bir el gelmişti sezgilerim şilem olabileceğini söylüyordu bir pik iki pikden sonra şileme gittim ve oyunu yaptım diğer masa şileme gitmemişti, bu arada diğer masadan da bir kaç iyi skor geldi farkı kapamaya başladık. 24. borda geldiğimizde 56-47 öne geçmiştik. Son dört bordda skoru koruyabilirsek maçı önde bitirebilecektik, insan ister istemez heyecanlanıyor. Sonra aşağıda kart tekniğinde verdiğim el geldi. Sanırım aranızda büyük çoğunluğunuzun otomatik yapabileceği bir el olmasına rağmen kuş gibi oynayıp battım ve maçı 4 sayı farkla kaybettik. Tabii çok üzüldüm. Bu olayı yazmamın önemli bir amacı var, briçte herkes hata yapabiliyor, partnerleriniz hata yaptıkları zaman konuşmanın bir getirisi yok, götürdüğü şeyler ise çok. Türkiyedeki briççilerin daha pek çoğu kendi yaptığı hataları saklamak, ortağının hatalarını ise tartışmak eğiliminde. Bu olguyu aşabilmek ise ego sorunu. Yalnız briçte değil pek çok alanda insanlar yaptıkları hatayı görmezden gelmek, kabullenmemek, hatanın sebebini kendi dışında sebeplere bağlamak veya en kötüsü de halının altına süpürerek gizlemekle kendisini koruduğunu zannediyor. Halbuki hatalardan ders almak, aynı hatayı tekrarlamamak insan gelişimi için en doğru yoldur. Ama bunun için önce egomuzu aşmayı öğrenebilmemiz gerekli. Türk insanının egosu sanırım eğitim alanında uğraşılması gereken en önemli unsur. Çocuklarımızı ataerkil aile yapısında yetiştirirken hep savunmacı bir kişilikle yetiştiriyoruz. Keşke biz anne – babalar, onları küçük yaşlarına rağmen kendileriyle dalga geçebilecek kadar olgunlaştırmayı becerebilseydik.
27.Nisan.2008

BAĞLILIK ve BAĞIMLILIK

Hep briç yaşamın parçasıdır diyorum ya, briçte yaşadıklarımız, yaşamda karşılaştıklarımızın benzeridir diyorum ya, briç bize yaşamda nasıl davranmamız gerektiğini gösteren bir yaşam oyunudur diyorum ya, geçenlerde arkadaşlarla ilginç bir sohpette yine briçten örnek verdim, sizlerle de paylaşayım istedim.

Briç biz briççiler için önemli bir yaşam penceresidir. Burada yaşadıklarımız, başarılarımız, hatta başarısızlıklarımız, bizlerin briçe olan tutkumuzu derinleştirir sevgimizi arttırır. Ancak bazılarımızda bu tutku terse işlemeye başlar, konuya olan açlığımızı bir türlü doyuramaz, büyük bir bağımlılık duygusu yaratır. Aslında bağlılık ile bağımlılığı karıştırmamak gerekir. Bağlılık olumlu bir duygudur, göstermeye çalışmasak da başarımızı, çıkarlarımızı ve yaşamsal mutluluğumuzu enaz bizim kadar kollayan ve önemseyen birisinin varlığını arzu ederiz. Bu kişi briçte partnerimiz, yaşamda ise birlikte olduğumuz kişidir. Ama çoğumuz için bu duygular yaşamımızı yöneten, varlığımıza egemen olma boyutunda değildir. Eğer bu duygular yaşamımızı yönetmeye başlamış ve varlığımızı nasıl sürdüreceğimizi belirlemeye başlamışsa o zaman bağlılık duygularından öteye bir durum söz konusudur. Kadın erkek ilişkilerindeki açmazlardan birisi de bu noktadır. Bağlılık kavramı yerini bağımlılık boyutuna bırakırsa, yani briç sizin yaşam pencerelerinizi teker teker kapatmaya başlarsa, veya birlikte olduğunuz kişinin yalnızca size odaklanmasını bekleyip, bunun dışındaki ilgi alanlarını kapatmasını isterseniz yaşamınızı tek boyutlu hale getirmekte olduğunuzun farkına varın. Varolmak için tek bir objeyi seçmek insanın kendi bütünlüğünü hissedememesi ve işlevlerini yerine getirmekten kaçışı demektir. Halbuki gerek briç gerekse gerçek yaşam bir sürü küçük büyük tatlı detaylardan oluşur. Bu küçük olumlu tarafları gözardı etmediğiniz zaman yaşamınız renklenir, zenginleşir, içinizdeki boşluğun dolmakta olduğunu hissedersiniz. Bu detayları önemsemezseniz yaşamınızın nekadar olumlu geçtiğini düşünseniz de içinizdeki boşluğu doldurmanız mümkün değildir, zaman zaman hep birşeylerin eksikliğini hissedeceksinizdir.
20.Nisan.2008

DÜN GECE

Geçmişle gelecek arasında sıkışıp kaldığınızı düşündüğünüz oldu mu hiç ? Beklentilerinizi gerçekleştirecek sürenin önünüzdeki zamana sığamayacağını farkedip zamanı kimi zaman geriye kimi zaman da ileriye sarmayı istediniz mi? İnsan doğar, büyür, yetişkin olur, yaşamını sürdürür, bazı şeyleri yapar, bazı yapmak istediklerini beceremez, kimi zaman mutlu, kimi zaman mutsuz olur, yılları ardında bırakarak yolun sonuna doğru ilerler. Her kişinin tüm yaşamında bir kaç tane önemli kilometre taşları vardır ki o noktaya geldiğinde dönüp yaşamına bir bakma ihtiyacı duyar. Geçmişte yaptıklarıyla gelecekte ulaşmak istedikleri arasında bir sıkışıklık hisseder, zamanı durdurmak ister. İşte benim için dün gece böyle bir geceydi, dün gece kızımı evlendirdim. Neden bilmiyorum, babalar için erkek çocuğunun evlenmesiyle kız çocuğunun evlenmesi arasında galiba fark var. İnsan hem seviniyor hem de üzülüyor aynen briçte olduğu gibi.

Hem sevinme hem de üzülme örneğini briçe taşırsak geçtiğimiz hafta yapılan İstanbul ikiliyi anlatayım size. Ben senyör partnerim Ankara’dan Emin Başaran ile katıldım. İlk seans %66 yaparak seans bir olduk, elemenin ikinci seansında %59 yaptık ve finale 4. başladık. Finalin ilk seansında bekledigimiz performansı gösteremeyince %50 tutturduk ve finalin son seansına 21. olarak başladık. Son seans barometre usulü idi yani her tur her masa aynı bordları oynuyordu, final seansımız oldukça iyi geçti ilk ona kaldığımız ve madalya hakkı kazanacağımız kesin gibiydi, ince bir ümitle de ilk 3 ve kupa beklentisi de vardı ancak sonuçta %64.5 yapmış fakat 5. bitirebilmişiz, işte böyle olunca insan hem seviniyor hem de üzülüyor.

Sonuçta; Bora Er (Tekirdağ) – Ahmet Köker (Afyon) birinci oldular, ikinciliği Süleyman Kolata – İsmail Kandemir, üçüncülüğü de Ankara’dan Enver Köksoy – Ahmet Kahraman aldı. Senyörlerde Mehmet Çopur – Şener Gebeceli, Karışıkta İzmir’den Aslı Kasırga – Erhan Evcimen, Bayanlarda Aliye Uğur – Ceni Türüsel, gençlerde ise Ekrem Serdar (Eskişehir) – Erdem Öztürk (Ankara) kendi kulvarlarında eniyi derece yaparak madalya sahibi oldular. Derece alanları yürekten kutluyorum.
13.Nisan.2008

ZAMANLAMA ÖNEMLİDİR

İlhan Selçuk ağabeyimizin gözaltına alındığı ve ülkede taraflı tarafsız herkesin olayı kınadığı gündü, bir briç dostum, bu konuya ilişkin bir şeyler yazmamı istemişti. Bu konuda ne yazabilirdim ki, burası bir briç köşesi, evet bu olay tüm Türkiye’de tepki uyandıran bir olaydı ama olayın briçle bağlantısı olmadan benim olayı kınayan bir yazımın anlamı olamazdı ki. Bir süre anılarım arasında dolaştım, bizim kuşağın formasyonunda İlhan ağabeyin, Çetin Altan’ın katkılarını düşündüm, daha önceki yıllarda ki Cumhuriyet gazetesini, rahmetli şeyh-ül muharririn Burhan Felek’in yaşama bakışını, evimizde o yıllarda gazetedeki Nimbüs karikatürlerinin tartışılmasıyla sağlanan düşünce sistemimin geliştirilme adımlarını anımsadım. Sonra olayı tekrar okurken birşeyi farkettim, bu olay neden sabaha karşı saat 04.30 yapıldı ? Zamanlama neden böyle seçildi ? İlhan Selçuk polis koruması altında, yaşı 83, onun herhangi bir suçlu gibi kaçma kaybolma şansı yok iken neden sabaha karşı bu operasyona karar verildi ?

Zamanlama briçin en önemli alanlarından birisidir. Zamanlamayı doğru kurmazsanız doğru hamleleri yapsanız bile batmaktan kurtulamazsınız. Yaşamda da zamanlama briç kadar önemli, doğruyu yapsanız bile, yanlış zamanda yapıyorsanız, ya sonuç yanlış çıkar ya da beklediğiniz etkiyi yapmaz. Önce kozumu toplayacağız yoksa yan kağıdı mı halledeceğiz sorusu briçin en önemli sorularından birisidir. Bunda doğru karar veremezseniz ya yan rengi sağlamak için yeterli kozunuz kalmaz, ya da yan renginize çakarlar. Bence gözaltına alış saatinin böyle seçilmesi olayın getireceği tepki, tarafların saflarını sıklaştırması, karşıtların hareket alanını daraltmak gibi pek çok amaca uygunluk düşünülmüştür. Aynen briçteki blokatif deklareler gibi, tansiyonu yükselterek karşı tarafın yanlış kararlar vermesine yol açmak çabası.

Briçte tansiyon yükseldiğinde doğru karar vermeye çalışanlar veya ülkeyi kriz ortamında doğru yöneterek sakin sulara çıkarma sorumluluğu olanlar her yapılacak hareketin getirecekleriyle götüreceklerinin hesabını iyi yapmaları gerekmektedir. Yanlış seçimler gerek briçte, gerekse de yaşamdaki geleceğimizi olumsuz etkiler. Umarım bizi yönetenler Aziz Nesin’in yüzde otuzbeşinden çıkar.
06.Nisan.2008

BAHAR GELİYOR, BAHAR

Geçenlerde karşımdaki bahçede erik ağaçlarının bembeyaz çiçeklendiğini, biraz ötesindeki kirazların kırmızı kırmızı tomucuklandığını, şeftali ağaçlarının yanaklarının da pembeleştiğini gördüm, bir anda içimi mutluluk rüzgarının sıcak esintisi doldurdu. Bahar yaklaştı, geliyor işte dedim kendime. Yerdeki ayrık otlardan bir tanesi sen yaşlı başlı adamsın bahar senin neyine diye laf attı. Ayrık otunun yanındaki maviş minecikler “aaa olurmu Faik daha yaşlı sayılmaz” dediler. Çiçeklenen, tomucuklanan ağaçlar onları dinlerken kafalarını sallıyorlardı, ağaçlar acaba hangisine hak veriyor, bu otların hangisi haklı diye düşündüm epey bir süre.

Yaşamıma baktım, başladığım noktaya baktım, geldiğim düzeye baktım, sonra da briçe baktım o zaman farkettim yaşlanma kavramı göreceli bir kavram, gelecek umutlarına bağlı olarak insanlar otuzlu yaşlarında da yaşlı sayılabilirler, annem gibi seksenli yaşlarında bile genç olabilirler. Yaşlanmayı ben gelecekle ilgili umutların yok olması olarak anlıyorum. Eğer gelecekle ilgili planlarınız varsa, yarına umutla bakıyorsanız, gelişmeyi iş olarak seçmişseniz , yenilikleri takip ediyor ve bu yeniliklerin hayatınıza renk katmasını sağlıyorsanız daha yaşlanmamışsınız demektir. Ama yaşça genç olan pek çok kişi tanıyorum, ya gelecekle ilgili umutlarını yitirmişlerdir ya da ben artık mükkemmelim diyerek gelişme kapısını kapatmışlardır. Ben buyum değişmem değişemem diyorlarsa yaşları ne olursa olsun bence onlar artık yaşlanmışlardır. Briçte yurtdışında senyörlerde yarışırken de bunu çok gördüm. Yeniliklere uyumu sağlayamayan iyi briççiler bir süre sonra yerlerini yeniliklere açık diğer iyi briççilere bırakmak zorunda kalıyorlar. Yenilikleri alıp aynen uygulamak şart değil ama o yeniliklerin karşısında çözüm getirecek silahlarınızın olması gerekiyor. Ne kadar iyi briççi olurlarsa olsunlar yenilikleri takip edemiyorlarsa, yeni silahlar karşısında çaresiz kalıp şans faktörünü devreye sokarak başarıyı kovalıyorlar. Bu da bazen onlara gülen çoğu zaman da onlara acı veren bir sonuç şeklinde yansıyor yaşamlarına.

O ayrık otunu zihnimden temizlemem gerektiğini onun temizlenmesiyle bahçenin daha bir güzel görüneceğini farkettim.
30.Mart.2008

KÖPRÜYÜ GEÇMEK ZORDUR

Geçenlerde briçe yeni başlayanlardan Aylin’le konuşuyorduk, yetenekli olmasına rağmen briç oynarken yaptığı hatalardan yılmış bu iş bana göre değilmiş diyerek bu konuda aldığı öğrenimi bırakmayı düşünüyordu. Briç öğrenimi İstanbul trafiğinde köprüyü geçmeye benzer dedim. Kadıköy tarafında oturup Avrupa yakasında çalışıyorsanız hele işyeriniz Avrupa yakasındaki Beylikdüzü taraflarındaysa işe gelip giderken çok sıkıntı çekiyorsunuz demektir. Sabah kalktınız, hergünkü evden çıkış saatinizi o gün bir yarım saat aştınız, yola çıktınız, aman tanrım trafik bir felaket, evden adım adım uzaklaşıyorsunuz, arabalar çıldırmış gibi, yüreğiniz daralmış, yerçekimi on katına çıkmış, aklınızda burada işim ne, bukadar acı çekmeye değer mi gibi sorular, aynen briç öğrenimi sırasında yaşanan acılar gibi. Aylin tek örnek değil, briçe yeni başlayan arkadaşlar zaman zaman bu iş bana göre değilmiş günün yorgunluğu zaten düşünme gücümü azaltıyor bir de yanlış yapma stresini neden yaşıyorum, ben bu işten vazgeçeyim düşüncesine kapılırlar. Doğru, bu iş stresli bir iş, ayrıca belki de kendinize olan özgüveninizi zedeleyen, beyninize ve düşünme becerinize sorgular getiren bir olay. Ancak köprüyü geçtikten sonra trafiğin rahatlayacağını ulaşmak isteyeceğiniz yere daha keyifle varacağınızı da unutmayın. İşyerinize ulaştığınız zaman yaşamınıza değer katan bir yerdesiniz o iş yeri sayesinde yaşamda ulaşmak istediğiniz pek çok şeyi elde etmek sağlanabiliyor değil mi? Briçte de aynı kavramlar geçerli. Bir süre yoğun trafikle boğuşup olayın stresini yaşayacaksınız. Bununla başetmenin yolunu öğrenmelisiniz. Nasıl mı? Önce iç sesinizi yeniden düzenlemeye çalışın. Yani bu tür sorunlarla karşılaştığınızda iç sesiniz genellikle olumsuz olur. Bunu olumluya dönüştürmeye çalışın dönüşüm zor geliyorsa hiç olmazsa nötr duygular bulmaya çalışın , yani trafikteki stresinizi iş yerinizin verdiği olumlu duygularla nötr hale getirmeye çalışın veya yaşadığınız yerdeki güzellikleri düşünüp burada yaşamanın getirdiği ödenmesi gereken küçük bir bedel olarak düşünün. Briçteki yaşadığınız zorlukların sizin akıl becerinizle ilgisi yoktur. Her yeni başlayan benzer yollardan geçmiştir. İlerideki yaşamınıza briçin katacağı rengi düşünüp bunun o güzel günler için ödemek zorunda olduğunuz çok küçük bir bedel olduğunu farkedin. Genellikle insanlar bir kağıdın üzerine konmuş küçük bir lekeyi görürler halbuki kağıdın tüm beyaz yanlarını görebilmek önemlidir.
23.Mart.2008

SİSU

Briçte avrupa şampiyonasına katıldığım yıllarda arkadaşlarla konuşmalarımızda şunları yeneriz, bunlara yeniliriz, şunlarla başabaş oynarız diye duygusal biçimleme yapardık, kimi zaman doğru çıkardı kimi zaman da yanılırdık. İki hafta evvel Fenerbahçe – İlla sev maçı öncesi de arkadaşlarla benzer konuşmalarımız vardı. Fenerli olarak duygularımız tabii turu geçmeyi istiyordu ama düşünce sistematiğimiz karşımızdaki takımın son iki yılda avrupa şampiyonu olduğunu, son yıl avrupanın en iyi takımı seçildiğini, Fenerin Türkiye liglerindeki son iki hafta performansının kendi sahasında Bursaya yenilmiş Ankara ile berabere kalmışken karşımızdaki takımın Barselonayı dağıttığını bu şartlarda başarı şansımızın milli piyango benzeri olduğunu söylüyordu. Maçı izlerken Fenerin bu takımla başabaş oynayabildiğini iki gol geri düşüp üç de sarı kart görmesine rağmen oyun disiplini ve sonuçtaki olumlu beklentisinden sapma göstermediğini izleyerek ülkemizde artık bir avrupa takımına sahip olduğumuzu anladık. Finlandiya’dayken türkçe karşılığı olmayan “sisu” diye bir kelime öğrenmiştim. Bu söz özellikle yarışmalarda sona yaklaşıldığı zaman son bir enerji üreterek canını dişine takma karşılığı bir sözmüş. Fenerbahçe’nin yaptığı buydu. Yeni turda karşılaşacağımız takımla yine başabaş oynayacağımızı, yenilsek de artık avrupa maçlarına gedikli bir takımımızın olduğunu bilmek bundan böyle spor medyamızın ve taraftarımızın olgulaşmasına kapı açacak, artık yendiğimizde duygusal patlamalar, yenildiğimizde hayata küsmeler yaşamayıp daha rasyonel değerlendirmeler yapabilmemizi sağlayacaktır.

Briçte de aynı bakış geçerlidir, kimi zaman masama gelen dostlar eyvah hocanın masasına mı düştük buradan az zararla kalkabilsek gibi yorumlar yapar. Halbuki dikkatli, yüksek konsantrasyonlu briç futbola göre şansı daha yüksek olan bir oyundur. Karşınızda istediği kadar yüksek briç bilgisi olan bir kişi olsun siz eğer hatasız oynarsanız onun çok az elde gösterebileceği özel bir beceri olabilir. Oyun ne şekilde geçiyor olursa olsun son ele kadar oyun disiplininden kopmamak, konsantrasyon ve de son ele kadar direnmek yani “sisu” başarının temelini oluşturur.
16.Mart.2008

BEDENİN DE DİLİ VAR

Konuşmak ne güzel bir icat, acaba hayvanlar da kendi aralarında konuşuyorlar mı yoksa anlaşma yolları yalnızca koklaşma mı? İki kedi miyavlarıyla birbirlerine kur mu yaparlar, veya iki köpek havlama şekilleriyle o günü nasıl geçirdiklerini anlatıyor mu karşılıklı ? Sözcükler yalnızca insanlara mı ait ? Beynimizin ürettiği duygu ve düşünceleri sözcüklerle karşımızdakine anlatmaya çalışırız ancak kimi zaman sözler yetersiz kalabilir, kimi zaman da tümünü paylaşmak istemeyebilir karşımızdaki kişi. İşte bu nedenle ben genelde karşımdakinin sözcüklerine kulak verirken gözlerim beden hareketlerini de dikkatle izler. Sözlerin aralarındaki söylenmemişleri anlamaya çalışırım, dil kimi zaman gerçeklerin dışında bişeyler söylese de konuşan kişinin özel bir aktörlük eğitimi yoksa bedenin dili bunu yapmaz o hep gerçek neyse onu anlatmaya çalışır, aynı durum briçte de geçerlidir, orada da deklarenin söyleyemediği bazı şeyleri anlama şansınız vardır. Geçenlerde yeni bir arkadaş tanıdım, oturup konuşmaya başladık, onun yaşamı, benim yaşamım, bricin önemi, Türkiye nasıl daha iyiyiye gider vs. İlk konulardaki şakacı, esprili ve sıcak hali konu çocuklarımıza geldiğinde bir anda değişti, durgun bir yüz ifadesi, sorularıma cevap bulmakta zorluklar, bulunan cevapların ise kısa ve sıkıntılı oluşu, konuyu değiştirmeye yönelik girişimler bana ifade edilmek istenmeyen bazı sorunların olduğunu anlattı. Daha sonra bir çocuğunu trafikte kaybettiğini öğrendim bir başkasından.

Briçte de sözle ifade edilemeyen bazı sıkıntılı eller özellikle uzun bir rengi çekerken anlaşılır. BBO’da Gold Coast finalini evimde oturmuş izlerken ben bile farkettim. Oynayan 6 Sanzatuya oynuyor bir dışarı verdikten sonra uzun karo rengini çekmeye başladı. Karo ve trefliler dışında elinde as dam kör iki boş pik yerde ise tek kör as ruva vale pik kaldı. Hem pik dam hem kör ruva vale solunda yani kör empas geçmiyor ama pik empas geçiyor, karoları çekerken soldaki kişi o kadar durumu belli etti ki oynayan pik empasını dahi yapmadı yere gidip pik as ruva çekti damın düşmediğini görünce ele doğru körü oynayıp ası koydu ve tek kalmış ruvayı aldı. İyi briç için kartları oynama tempomuzu doğru kullanmamız gerekiyor.
09.Mart.2008

DOLU BARDAK, BOŞ BARDAK

Şubatı’n onsekizi, sabah kalktım her taraf kar altında, arabaların yola çıkabilmesi için epey gayret sarfetmek gerekiyor, oğlum, baba mahvolduk evden çıkamayız diye söze başladı. Gerçekten her taraf pamuk yığını lapa lapa yağmaya da devam ediyor, yerlerde tekerlek izi bile yok, ağaçların dalları beyaz yapraklarla bezenmiş, inanılmaz güzel bir manzara, gençliğimde ki Zonguldak kışları aklıma geldi. Briçte partnerler arasındaki en yaygın tatışmalardan biri şunu dönseydin iki batırırdık tartışmasıdır. Yahu zaten batırmışsınız sizin tarafa sayı yazmışsınız, tabii kazancı maksimize, kaybı minimize etmek gerek iş hayatında gerekse briçte en önemli kuraldır. Bir fazla daha batırmak yapılabiliyorsa batırmamak bir hatadır ama bir de bardağın dolu tarafından bakmalı, ya kontratı yapsaydı. Oğluma, yılda bir gün evde kalıp yapmayı sürekli ertelediğimiz işleri yaparız bu arada manzaranın keyfini çıkarmaya çalış dedim. Şöyle yüzüme bir baktı, paltosunu ve eldivenlerini giyip karları küremeye gitti.

Briç oyunu aslında bir eğlence, aynen bardağın boş tarafları olduğu kadar dolu tarafları da olan bir eğlence. Ortağınızla ters düşebilirsiniz, almanız gereken skorları alamayabilirsiniz, olmanız gereken yerde olamayabilirsiniz, o gün gerçekten konsantrasyonunuz sorunlu, performansınız kötü olabilir, bunlar bardağın boş tarafları ama bardağın dolu taraflarını da görmeye çalışmanız gerekir, bir elde doğru kararlar verip iyi bir skor aldığınız, sizi mutlu eden bir yarışma yaşamadınız mı, gerçekten kendinizi alnınızdan öpmek istediğiniz bir oyunu hiç mi oynamadınız ? Her şeyden öte yaşamın en önemli dayanağı umuttur, bugün ters giden bazı şeyler gelecekte değişir, bugünkü başarısızlıktan alınacak dersler yarınki başarının temeli olacaktır umudu bizlere yaşamak sevinci, yaşamdaki zorluklarla mücadele gücü verir.

Briç yaşamımızdaki okşayışlardan biridir bize bardağın dolu taraflarını görmeyi öğretir, tabii doğru şekilde okşamayı biliyorsak. Kedileri severken tüylerinin yattığı yöne doğru okşamak gerekir eğer ters tarafa doğru okşarsanız tüm tüyleri diken diken olur ve kedi kaçar.
02.Mart.2008

PUSLU GÜNLER

Eski yıllarda bazı günler erken saatte uyandığımda denizi özlediğimi farkeder, acele gazetelerimi alır, boğaza inerdim, hafif bir sabah serinliğinde açık ve boğaz görüşü net bir hava karşılardı beni. Simitimi alır, bir kahveye oturur çayımı söylerdim, amacım kahvaltı yapmak değil boğazın iki yakasının uyanışını seyretmekti. Güneş ağır adımlarla yükselirken gökyüzü berrak, boğazda karşı yakanın görüntüsü insanın içini huzur ve mutlu duygularla doldururdu. Biraz gazetelere biraz da boğazdan geçen gemilerin ağır ağır geçişlerine bakar, çayımı yudumlar, yaşamdan keyif aldığımı hissederdim. Son zamanlarda boğaza indiğim sabahlarda ise hava yine açıksa da o berraklık yerini hafif bir buğuyla karışık bir görünüme bırakmış oluyor. Sis desem değil, sanayi kirliliği desem değil, puslu bir hava. Görüntüler diğer zamanlara göre çok net değil. Açık bir havada neredeyse içini bile gördüğüm tekneler şimdi sanki mecbur kaldıkları için gidiyorlar gibi. Yüreğimi bir sıkıntı kaplar böyle günlerde.

Bir kör açtınız rakipler pas geçerken ortak Jacoby iki sanzatu ile size kör desteğini gösterdi, hava açık ve berrak, ortakta nerede değer var, nerede kontrol var, öğrenip tüm görüntüleri iyice görmeye çalışabilir doğru ve güzel noktaya bilinçli şekilde ulaşabiliriz. Bir başka elde yine bir kör açtınız ama bu defa solunuz bir pik dedi ortak iki pik ile size desteğini verirken diğer rakip ise dört pik ile havayı puslu bir hale getirdi. Şimdi görüntüler o kadar net değil, ihtiyacımız olan değerler ortakta mı, yoksa bir pik diyen rakipte mi, ortaktaysa kullanılabilir durumda mı? Bu ortamda doğru ve güzel noktaya artık bilinçli ulaşmak pek mümkün gibi görünmüyor. Önümüzü görebilmenin verdiği huzur yokolurken yerini yanlış yapmanın endişesi ve bu yanlışın kaybettireceği değerlerin korkusu alır. Panik ve kaygıyla alınacak kararların, rasyonel değil duygusal olması nedeniyle yanlış yapma olasılığının artacağı gerçeği hızla üstümüze çöker. Bu elde yapılacak yanlışın getireceği kayıpların yalnız bu el ile sınırlı olamayacağı, geçmişte sağladığımız birikimlerin bir kısmını da götüreceği hatta gelecekteki bazı ellerde de bunun izlerini taşıyacağımız düşüncesi gittikçe ağır bir yük haline gelir. Yüreğimizi yine bir sıkıntı kaplar.

İşte bu tür briçte puslu hava egemendir, aynen bugünlerde ülkemizde olduğu gibi.
24.Şubat.2008

DOĞRU NEDİR Kİ ?

İnsanlar gelir bir bana bir deklare sorarlar ve doğru mu derler. Kelime anlamıyla bizde doğru kavramı oldukça geniş bir alanı kapsar pek çok tanımı kendi içinde saklar. Bunların ayrışması gerekirken Türkçede doğru kelimesini biz bir sürü anlatım için kullanırız. Aslında bana göre “doğru” kelime anlamıyla bilimin ispatladığı gerçekler olmalıdır. Tek bir doğru vardır ve bilim bunu bir şekilde kanıtlamıştır. Diğer doğrular izafidir, sana göre doğru bana göre yanlış olabilir. Ülkemizdeki pek çok siyasi kavgaların temelinde bu doğru kavramının yanlış kullanımı yatmaktadır. Bir örnek ; bütün dünyada trafikte araçlar sağdan gider, peki neden İngiltere trafiğinde soldan gider ? Bizimki doğruysa bu kadar gelişmiş bir ülke olan İngiltere neden yanlışta bu kadar ısrarcı ? Onun ki doğruysa diğer dünya ülkeleri neden bu doğruyu göremiyor ? Demek ki burada kullanılan doğru kavramı bilimsel doğru kavramından başka birşey. Daha önce söylemiştim Finliler belli konuyu tartışırken “ bunun doğrusu “ demezler, “ bunun bana göre doğrusu “ derler. Bence de bazı doğrular kişilere, kültürlere, zamana göre değişik olabilir. Dünün doğrusu bugünün de doğrusu olmak zorunda değildir. Ayrıca bazı hedeflere ulaşmanın tek bir doğru yolu yoktur. Briçte de binlerce değişik sistemlerin olması bu doğru kavramını daha güzel anlatır. Briçte amaç bilimsel olarak belirlenmiş doğru hedefe ulaşmaktır ama bunun tek bir doğru yolu yoktur. Yaşamda da bizleri yöneten akıl süzgecimiz değişik yolları kullanır ama doğru yaşam, sonuçta varılması gereken doğru hedefe ulaşmaktır. Briçteki doğru hedef iki elin toplamındaki toplam löveye ulaşmak ise yaşamda da doğru hedefin bu olması gerekmez mi? Yani bu ülkede yaşayan tüm insanların mutlu olacağı noktayı belirlemek ancak bu noktanın bizden sonra gelecek kuşakların da huzurlu yaşayacakları bir nokta olması ilkesine bağlı kalmak ve bu noktaya ulaşmak için ortak çaba göstermek olmalıdır.

Halbuki bizde daha hala siyasilerimiz yanlız kendi ellerindeki değerlere bakarak doğru budur diyorlar.
17.Şubat.2008