2006-1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2006-1 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DİNLEMEYİ BİLMEK

Türkiye’de bir konu üstünde tartışmak kuralları bilinmeyen, enzor işlerden biridir. Televizyondaki tartışma programlarından, spor programlarındaki tartışmalara veya meclisteki tartışmalardan briç tartışmalarına kadar pek çok tartışma ortamı bir sonuca varamadan tarafların birbirlerine düşman olmasına kadar uzanan sevimsiz bir ortam yaratabilir. Ülkemizde tartışmalar, genelde karşı tarafın savını çürütmek olarak anlaşılır. Halbuki batı dünyasında bir görüşe katılmıyorsanız mutlaka yeni bir tez ortaya koyarak karşı çıkabilirsiniz. Size sunulan tezin zayıf taraflarını söylemek görüşe karşı çıkmak için yeterli değildir, onun yerine neyi önerdiğinizi ve bu önerinin karşı tezdeki hangi zayıf noktaları kapatacağını söylemeniz gerekir.

Tartışma adabını bilmeyişimizi ben dinlemeyi bilmediğimize bağlıyorum. Karşının sözünü keserek, konuşmasını bölerek, özetle dinlemeyi bilmeden sırf karşı çıkmak adına sözalmak sizi konuşması önemsenmeyecek bir konuma sokar. Halbuki ülkemizde kimin sesi daha yüksek çıkıyorsa onun söylemleri - içi boş da olsa - daha çok taraftar bulmaktadır.

Konumuz olan briçe gelirsek, dinleme becerisi briç için de en önemli beceridir. Briçte gelişmişliği dört el hakkında yorum yapabilmek olarak düşünüyorum. Bunu yapabilmek için de ortağı iyi dinlemenin yanı sıra rakipleri de iyi dinlemek gereklidir. Solumuzdaki oyuncu üç seviyesinde renk açar ve ortak kontr ile renk istediyse kartların kötü dağıldığını düşünmek gerekir. Rakibin baraj deklaresinin bize normalin dışında bir uzunluğun yanı sıra bizim tarafa şilem olmadığını da söylediğini unutmayalım.

25.Haziran.2006

YAŞAM PENCERELERİMİZ

Beni yakından tanıyanlar briçe ne kadar tutkulu olduğumu bilirler. Ancak gerek kızım gerekse oğlum briç bilmelerine rağmen bu oyun çok da ilgilerini çekmemiştir. Bunun nedenini çok düşünmüşümdür. Sanırım bunun nedeni yaşam pencerelerimizle ilgili. Çocukluktan itibaren yaşamla ilişkimize iç dünyamızda birtakım pencereler açarak kavuşuruz. Örneğin benim için briç, ailem, annem babam , önemli birer pencereyken yaklaşık bir yıldır Cumhuriyet gazetesi yazıları da bir pencere oldu. Eğer sinema veya müzik keyfiniz varsa o da bir penceredir sizin için. Günümüzün teknik imkanları gençliğe o kadar çok pencere olanağı sunuyor ki bu şartlarda briçin onlar için değerli bir pencere haline gelmesi oldukça zor. Tabii gençlikte bu pencerelerin bir değer veya üretim yolu olması ve kendilerinin kişisel gelişmeleri için kullanılmaları gereği çok fark edilmez, onların pencerelerinin çoğu arkadaşlarıyla geyik yapabildikleri geçici pencerelerdir.

Yıllar geçip insanlar yaşlandıkça yaşam pencereleri birer birer kapanırlar. Bu nedenle sizi bunaltsa da yaşlı annenizi hergün aramanız beklenir, çünkü kadıncağızın televizyon dışında tek penceresi siz kalmışınızdır. Siz aramazsanız merak eder, başına ağrılar girer, tansiyonu yükselir ve size sitemler eder. Ne yapsın elinde kalan tek yaşam penceresi olması gerekenden çok daha fazla bir büyüklüğe ulaşmıştır artık. Yaşam pencerelerimizin gereksiz bir büyüklüğe ulaşması yaşamımızda daima sorun olur. Yaşam penceresi yalnız erkeği ve çocuğu olan çalışmayan ev kadınlarının bizlerin briçe ayırdığımız zamana nekadar kızdığını ve sorun çıkardığını bir düşünün.

Ancak briç penceresi de hayatımızı olumsuz etkiliyecek bir büyüklüğe eriştiyse o zaman da bir durup düşünmemiz gerekir. Bu pencereyi acaba başka pencerelerimizin bizden beklediği ve vermemiz gereken ilgi ve özenden kırparak mı büyütüyoruz ?

18.Haziran.2006

BU TRANSFERİ İCAD EDENİN.....

Transfer konuşmaları günümüzde kullanılan en etkin silahlardan biridir. İlk transfer deklareleri David Carter tarafından Teksas konvansiyonu olarak sanzatu açılışından sonra kullanılmışsa da transferin asıl gelişim ve yaygın kullanımını Oswald Jacoby sağlamıştır, bu nedenle transfer konuşmaları onun ismiyle Jacoby konvansiyonları olarak anılır.

Ozzie 1902 de Teksas – Dallas’ta doğdu. Sigortacı ve mali müşavir olarak eğitim gördü, 21 yaşında mesleğe atılan en genç ünvanı ile mesleği açısından yıldızı parlamaya başlamıştı. Briç açısından yıldızlığa ise meşhur Culbertson – Lenz maçında Lenz’in bir çok usta arasından onu ortak olarak seçmesiyle adım attı. Amerika Briç Birliğinde çalışmaları onu Culbertson ile de yakınlaştırdı. Nihayet tarihi Dört As ekibinin kurulmasında katkıları oldu. Pearl Harbor baskınını duyduğunda oynadığı briç turnuvasını yarıda bırakarak orduda görev aldı 4 yıl boyunca briç masalarından uzak donanmada uzman yüzbaşı olarak görev yaptı. Geri döndüğünde masterpoint sıralamalarında oldukça geri düşmüştü yeniden üst sıralara tırmanmakta gecikmedi ama bu defa da araya Kore savaşları girdi. Kore savaşında tekrar orduya dönüp istihbarat alanında çalıştı. Bütün bu briç dünyasından uzak kalmaları onu Bermuda Bowl alanından koparmıştı. Ancak yılmadı ülkedeki bütün turnuvalarda üst dereceleri almasıyla 1962 yılında tekrar 1 no.lu oyuncu ünvanını kazanmıştı. 1950 yılından itibaren briç köşe yazarı olarak çeşitli gazetelere makaleler verdi, Nisan 1982 de yeni bir rekorun sahibi olmuştu 10.000. briç yazısı yayımlanmıştı. Zayıf sıçramalı üste konuşmaları, 2 Sanzatu forsingleri, 2 trefl açışına 2 kör ile 0-4 aralığı cevaplarını briçe kazandıran kişi olan Ozzie ,1987 yılında 85 yaşında arkasında büyük bir ün ve pek çok eser bırakarak göçtü.

11.Haziran.2006

ÜMİT NE OLA ?

Geçtiğimiz haftasonu Türkiye’yi Avrupa şampiyonasında ‘Senyör katagorisinde’ temsil edecek takımın seçmeleri vardı. İstanbul’da yapılan seçmeleri Orhan Ekinci, Ergun Korkut ve Ankara’dan sevgili partnerim Emin Başaran ile beraber kurduğumuz takımla kazanmayı başardık. Bir aksilik olmazsa hep birlikte 15-25 Ağustos tarihleri arasında Polonya’da yapılacak olan 48. Avrupa Şampiyonasında ülkemizi temsil etmenin gururunu yaşayacağız.

Aramızda konuşurken hepimizin kafasında bugüne kadar yapılamayan bir şeyi başarmak olduğunu gördüm Bermuda Bowl’a gitmek. Detayları bilmeyenler için biraz açıklama yapayım, dünya uluslararası briç yarışmaları sekiz zonda yapılmaktadır. Türkiye Avrupa zonunda yer alır. Avrupa şampiyonasında ilk üçe girebilenler dünya briçinin en prestijli yeri kabul edilen Bermuda Bowl denilen şampiyonada oynamaya hak kazanırlar. Bugüne kadar buraya kadar ulaşmayı hiçbir Türk takımı başaramadı.

Aramızdaki konuşmalar tabiatıyla “ tamam oğlum biz bunu başarırız “ türü yüksek beklentileri içeriyor. Arada bir birimizin aklına “ Arkadaş, yıllarca Avrupa şampiyonalarında en üst düzeyde oynamış, oyunları kitaplara geçmiş bir sürü briççi burada yeralacak onların arasından nasıl sıyrılıp da dereceye gireceğiz ?” gibi bozguncu laflar da çıkmıyor değil ama hemen kafamızdan bu münasebetsiz düşünceleri uzaklaştırıp biz en büyüğüz, onlar zaten yaşlanmıştır, bir Türk dünyaya bedeldir, biz Malkoçoğlu ve Kara Murat’ın soyundanız gibi kendimizi rahatlatıp özgüvenimizi ve moralimizi yüksek tutmayı sağlıyoruz.

Hani demezler mi “ ümit kalbimizde hiç susmayan bir kuştur “ bizde de şu sıralar aynen öyle, dilerim Avrupa dönüşünde de kuş şakımaya devam eder.

04.Haziran.2006

PARTNERLER İÇİN 21 ALTIN KURAL - 2 BÖLÜM

Geçen hafta ilk kısmını verdiğim Marty Bergen’in partnerlikler için yayınladığı 21 altın kural son bölümünü paylaşmak istiyorum.

- Ortağınıza sonuna kadar güvenin, asla onun yanlış yapmış olabileceğini düşünerek deklare vermeyin.
- Unutmayın çok konuşanlar boş konuşanlardır. İyi analiz yapanlar ancak çok düşündükten sonra konuşurlar.
- Birisi ile oynamayı istiyerek seçtikten sonra ortak neden iyi oynayamıyor diye kızmak haksızlıktır.
- Tartışmada asla rakibin tarafını tutmayın, ortağınızı destekleyemiyorsanız hiç söze karışmayın.
- Bu ortaklıkta ortağınızın size eşdeğer olmadığını düşünüyor ve oynadığınız briç sizi mutlu etmiyorsa herkese bir iyilik yapın ve yeni bir ortak bulun.
- Ortağınızın stilini -katılmasanız bile- iyice öğrenin. Deklare yaptığında onun nasıl bir ele sahip olabileceğini düşünün, aynı deklareyi sizin yaptığınızda nasıl bir ele sahip olacağınızı değil !!
- Sorunları ortağınızın gözüyle görmeye çalışın ve hayatı onun için kolaylaştırmanın yollarını bulun
- Bricin eninde sonunda bir kart oyunu olduğunu unutmayın.
- Briç kişilerin nekadar akıllı olduğunu göstermek amacıyla icad edilmemiştir. Briç bir eğlencedir. Briçten keyif almaya çalışın, ortağınızın da keyif almasına yardımcı olun.

Ortaklıkta Altın kurallar bunlar, bu kurallara uyum göstermemiz daha iyi briç oynamamıza yardımcı olacağı gibi hem kendimizin daha fazla keyif almamıza hem de etrafımıza keyif vermemize katkıda bulunacaktır.

28.Mayıs.2006

PARTNERLER İÇİN 21 ALTIN KURAL -1 BÖLÜM

Marty Bergen’in partnerlikler için yayınladığı 21 altın kural vardır. Bazı briççilerin bildiği ama çoğunluğumuzun farkında olmadığını düşündüğüm için yayınlayayım istedim. Milli takım çalışmalarının hız kazandığı son günlerde bu kuralların hatırlanmasında yarar var.

- Karşılığında para almıyorsanız ortağınıza ders vermeyin
- Ortağınızın size söylemesini istiyeceğiniz sözlerin dışında bir şeyi ortağınıza söylemeyin
- Sonuca göre yorum yapmayın, normal bir davranış bu defa felaketle sonuçlandıysa ortağınızı eleştirmeyin.
- Bir yanlış anlamayı düzeltmek amacı dışında son oynanmış eli tartışmayın.
- Unutmayın siz ve ortağınız aynı teknedesiniz, tekne su alınca ikinizin de ayakları ıslanacaktır.
- Partnerinizin de enaz sizin kadar kazanmayı istediğini hiç unutmayın.
- İçinizde yükselen öfke, yüksek sesle konuşma, karşı tarafla alay etme, küçük düşürme vb. duygularınızı masadan bir süreliğine uzaklaşmayla çözün.
- Eller arasında zaman varsa briç konuşmayın, briç dışı konuşun.
- Bir üçüncü kişiye oynadığınız bir eli danışacaksanız ona kendi elinizi verin ortağınızın elini değil.
- Ortağınızı hiçbir zaman diğer kişiler yanında eleştirmeyin, utandırmayın.
- Ortağınız bir hata yaptığı zaman hoşgörülü olun ve ortağınızın sizin onun 100% arkasında olduğunuzdan emin olmasını sağlayın.

Altın kuralların yarısı bunlar gelecek hafta da diğer yarısını göreceğiz. Ancak şunu hiç unutmamalıyız, iyi bir ortaklık kazanmanın enaz yarısıdır.

21.Mayıs.2006

ANTALYA TÜRKİYE ŞAMPİYONASI

Yavaş yavaş geleneksel hale geldi diyebileceğimiz Antalya’daki briç haftası geçen hafta sonu tamamlandı. Önce bayan takımlar finalleri ve takım maçları yapıldı, sonra Türkiye ikili şampiyonası, bu iki aktivite arasında kalan bir günde de Bord-a-match. Geçtiğimiz yıllara kıyasla daha fazla katılımcı içeren bu turnuva hatasız bir organizasyonla tamamlandı, görev alanları kutlarım.

Bu seneki şampiyonlarımız ;

Açık takımlar : Yılankıran takımı (Salvador Assael-Yalçın Atabey-İrfan Doğan-Özcan Pehlivan-Mehmet Sırıklıoğlu-Salim Yılankıran)

Bayan Takımlar : Kefeli takımı (Tuna Aluf-Mehveş Pisak-Ece Mizrahi-Nur Çınar- Meltem Özümerzifon-Nihal Kefeli)

B-a-M : Akale takımı (Ali Kumkale-Ahmet Köker-Ayhan Akbıyık-Ali Olçay)

Türkiye İkili Takımlarda : 1. Enver Köksoy – Haldun Vahapoğlu (Ankara)
2. Tufan Köse – Erol Duman (Adana)
3. Nafiz Zorlu – Bülent Arslan (İzmir)

Sevgili okurlarımın anneler gününü en içten dileklerimle kutlarım

14.Mayıs.2006

BİLMEDİĞİNİ BİLMEYENLER ......

Geçen gün bir klüpte briç oynuyoruz, keyifliyiz, ellerde enteresan geliyor. Herkes her elde bir problemi çözmeye uğraşıyor, kimi zaman başarıyor kimi zaman da yanlış yapıyoruz. Masadaki kişilerden biri sorunlu, her el ortağını eleştiriyor, ama yalan yanlış ne kritikler, keyfimiz kaçtı. Briçle uzak yakın ilgisi olmadığı belli, yapılan herşeyde kendisi haklı ve partneri yanlış yapmış. Konfiçyusun şu sözü geldi aklıma, sizlerle paylaşayım istedim,

Bilen, bildiğini bilen rehberdir onu takip et,
Bilen, bildiğini bilmiyen uykudadır onu uyandır,
Bilmiyen, bilmediğini bilen çocuktur ona öğret,
Bilmiyen, bilmediğini bilmeyen cahildir ondan uzak dur !

Güzel laf, hayata da, briçe de bence çok uyuyor. Konusunda yeterli olmadığı halde konuşan ne çok kişiyle karşılaşıyoruz, hem de hergün. Yalnız briç te mi, siyasette de, sporda da karşımıza çıkmaz mı böyleleri? Bir de genelde böyle kişiler dinlemeyi bilmedikleri için kendilerine laf anlatmakta da zorluk çekeriz. Birşey söylemek istersiniz ne mümkün, sizin ne söylediğinizle hiç ilgisi olmayan sözleri dinlemek zorunda kalırsınız. Eskiden böyle kişilerle tartışmaktan kaçınmazdım, artık farkettim ki öğrenmek içerden açılan bir kapı, siz dışardan ne kadar zorlasanız da nafile. Ne kadar çenenizi yorsanız da kişinin anlama kapasitesiyle sınırlısınız, onun için artık yanlız kendileri soranlarla görüşlerimi paylaşıyorum.

Son söz, ancak öğrenci hazır olduğunda öğretmen gelir.

07.Mayıs.2006

YAŞ GÜNÜN KUTLU OLSUN HOCAM

Geçmiş gün 12 veya 13 yaşlarındayım, Zonguldaktayız, Fenerdeki mühendisler lokalinde babam haftanın iki üç günü arkadaşlarıyla briç oynardı. Ben de arasıra yanlarına gider nasıl bir oyun olduğunu anlamaya çalışırdım. Anlamını bilmediğim bazı konuşmalar sonrası biri yere kartlarını açar diğer üçü oynardı. Babama bana bu oyunu öğretmesini istediğim zaman daha erken liseye geç o zaman öğreteceğim dediğini hatırlıyorum. Bir gün evde bir briç kitabı buldum, üstünde Goren diye bir adamın ismi vardı. Okul dönüşleri artık tek amacım vardı ev ödevlerini çabucak bitirip Goren’den briç öğrenip babama hava atmak, bak senin öğretmene gerek kalmadı ben öğrendim diyebilmek. Dört elin kartlarını yere serip bir elin nasıl oynandığını çözümlediğim zaman benden mutlusu yoktu. Zaman geçti, yaz tatili geldi yine bir mühendisler lokalinde briç oynanırken yanlarına gittim. Babam bir kontrat oynuyordu battı, şöyle oynasan yapardın dedim. Masadaki herkes ve de babam hayretler içinde bana baktı, sen nereden öğrendin brici? Evdeki kitaptan, bütün hepsini tek tek çözdüm o ellerin dedim. Babam, anlaşıldı senin öğrenme zamanın gelmiş seninle biraz çalışalım bundan sonra dediğinde ilk briç öğretmenimi bulmuş olmaktan dolayı çok mutlu olmuştum.

Briç öğrenmek sanıldığı kadar zor değildir yeter ki ilgimizi ve zamanımızı verebilelim. İlgi gösterdiğiniz alanlar yaşamınızda gittikçe büyür, ilginizi kaybettikleriniz de gittikçe küçülür. Bu temel kuralı dikkate alırsanız briçe olan ilginizi sürdürdükçe yaşamınızda daha büyük bir yer aldığını göreceksiniz yaşınız kaç olursa olsun.

Nitekim hocamla daha sonraları pekçok şampiyona kazanmıştık, milli takım kaptanlığı da yapan hocamın bugün yaş günü, nice mutlu senelere Feridun Falay.

30.Nisan.2006

ÖNCELİKLERİNİZ YAŞAMINIZDIR

Sevdiğim bir söz vardır, “Nereye gideceğini bilmeyen yelkenliye hiçbir rüzgar fayda sağlayamaz”. Doğru bir laf, yaşamlarımız için de çok önemli. Yaşamda bir amacımız yoksa, nereye ulaşmak istediğimizi bilmiyorsak rüzgarla savrulan yapraklar misali oradan oraya sürüklenir dururuz. Amaç belirlemede de bize yardımcı en önemli beceri önceliklerimizi tanımlayabilme becerisidir. Peki öncelik nedir ve nasıl tanımlanır. Önceliğin iki boyutu vardır. Birinci boyut önem ikinci boyutu ise aciliyetdir (ivedi aynı duyguyu vermiyor, üzgünüm dostlar). Bir örnek vereyim diyelim ki sevdiğinizin bir ay sonra yaşgünü var, ona bir hoşluk yapmanız gerekli, konu önemli mi? Evet önemli, acil mi? Hayır daha bir ay süreniz var, o zaman bu olay öncelikleriniz içinde üst sıralarda olmayabilir. Aradan üç hafta geçti siz hala birşey düşünmediniz, konunun önemi değişti mi? Hayır aynı öneme sahip ama aciliyeti değişti, dolayısıyla öncelikleriniz içinde oldukça üst sıralara yükselmiş olması gerekir.

Önceliklerimizi doğru tanımlayabilme becerisi briçte de başarımızı belirler. Dört kör oynuyoruz atak yerin söylenmiş renginden geldi, belli ki tek, şimdi “yan rengi halletmeden kozları toplamayın” genel kuralı değişti, çünkü önceliğimiz karo çakası vermemek oldu. Belki de sırf bu yüzden empas atmayıp koz as çekip koz ruvasına bir el vermemiz gerekebilir. Briçte iyi bir kart oyuncusu olmanın yolu önceliklerimizi doğru sıralayabilmemizden geçiyor. Kimi zaman kozları toplamamız, kimi zaman yan rengi çözümlememiz, kimi zaman elçaka yer çaka oyununu hedeflememiz, hatta kimi zaman da atak renginden asımızın yıkılması nedeniyle kozlara girmek yerine yan rengi oynayıp çakılabilme riskine rağmen elden kayıp kartımızı kaçmamız gerekebilir. Bu yollardan hangisinin seçileceği tamamen öncelik kavramı ile ilintilidir.

Yaşamdaki önceliklerimizi doğru belirleyebilmek hedeflerimize ulaşabilmenin yolu olduğu kadar, yaşam kalitemiz, yani mutluluğumuz için de gereklidir.

23.Nisan.2006

TANGO SEVER MİSİNİZ ?

Ben tango dinlemeyi çok severim ama yapmayı bir türlü beceremedim. Tango dersi almaya da iş hayatı süreci içinde hiç vaktim olmadı. Geçen gün arkadaşlarla konu tangoya geldi. Ben severim, ben ders aldım, ben her hafta gidiyorum vs. konuşulurken birisi bir yerde pazarları tango geceleri olduğundan söz ederek önümüzdeki hafta gider miyiz dedi. Herkes gideriz havasındayken sessiz kalan bana bir anda başlar döndü, gideriz ama beni tango yapmaya zorlamazsanız, çünkü ben dinlemesini seviyorum ama yapmasını bilmiyorum dedim. Bilmesen de olur bildiğin kadar yaparsın biz de sana yardımcı oluruz. Benimle dalga geçmek istiyorsunuz size o fırsatı vermem dedim. Birisi atıldı yani şimdi biz senin kadar briç oynayamıyorsak hiç oynamayalım mı? Düşündüm doğru söylüyor. Bu kadar briç oynayan kişi bu işi milli olacak düzeyde yapamayacağını bile bile niye oynuyor, dersler alıyor kendini geliştirmeye çalışıyor ? Sonra farkettim ki bazı insanlar yalnızca yeteneklerinin olduğu ve başarılı olacağı alanlara zaman veriyorlar, ve bunlar üst düzeyde başarılı olamayacaklarını anladıkları anda bu alanı terketmeyi seçiyorlar, buna karşılık diğer bazı insanlar çok üst düzeye çıkamayacaklarını bilmelerine rağmen bu alanda kendilerini biraz olsun geliştirebilmeyi bir yaşam keyfi olarak kullanabiliyorlar. Ben acaba hangi grupta yer alıyordum, yalnızca başarılı olacağımı bildiğim alanların dışına çıkmayarak mı yaşamımı yönetiyordum yoksa başarı şansımın fazla olmayacağını bildiğim alanlarda da yaşam keyfi almaya çalışan bir yapım var mıydı ? O sohbetin belki birkaç saniyesinde bu düşünceler kafamın içinde dolandı durdu. Birden klüplerde briç oynayan ve brici sosyal bir aktivite olarak algılayan kişilere daha bir sıcak hissettim kendimi. Bu kişiler hata yapmaktan korkmayan kişilerdi, hatta hata yapacaklarını da bilerek gönül vermişlerdi brice, çünkü brici yaşamlarında kendilerini geliştirecek bir enstruman olmanın yanısıra bu yolculuğun kendisinin bir keyif olması gerektiğini anlamış ve ulaşılacak yerin çok da önemi olmadığının farkına varmış insanlardı. Kendilerine bir kere daha saygı duydum.

16.Nisan.2006

KİBİR VE GURUR

İlk insanda varmıydı yoksa evrim sonucu mu oluştu hiç bilemiyorum, ama gözlemlerim kibir ve gururun insan egosunu oluşturan en temel tuğlalardan ikisi olduğunu söylüyor. Bebeklerde görülmediğine göre sosyal yaşamın getirilerinden olmalı diye düşünüyorum. Hiç gururlu veya kibirli bir bebek gördünüz mü ? Ama belli bir yaştan itibaren elbise gibi vücudumuza yapışır bunlar, kaç yaşından sonra oluşur, neden ortaya çıkar, sanırım psikoloji biliminin araştırma konuları. Ama şu bir gerçek bunlardan biri olumlu, biri olumsuz iki özellik.

Günümüzde briçin yaygınlaşmasındaki en temel etmenlerden biri turnuvalardır. Turnuva, kuralları daha önce belirlenmiş, herkesin aynı koşullarda değerlendirmeye girdiği, ortak bir cetvelle performanslarının ölçüldüğü ve sıralandığı yarışmalardır. Turnuvalarda yukarılarda derece almak herkesin amacıdır. Belli turnuvalar da kişiler arası performans farklarını ölçmek için yapılır, örneğin bir milli takım için seçme turnuvası oyuncuların o sıralardaki form durumları ve performansları için bir ölçüm aracı olarak kullanılır. Geçmişde bir sürü başarıya imza atmış olabilirsiniz ama son dönemlerdeki performansınız hatta o günkü performansınız önemlidir.

Kibir ve gurur arasında çok önemli bir ayrışma var, kibir, kendini başkalarıyla mukayese etmek ve ben ondan iyiyim demek iken, gurur kendini kendinle mukayese etmek ve ben, dünkü benden iyiyiyim demektir.

Son hafta İstanbul ikilide iki hafta evvel de milli takım seçmelerinde iyi derece yapanların gururlanmak haklarıdır. Kendilerini kutlarım.

09.Nisan.2006

VERİ İLE BİLGİYİ KARIŞTIRMAYIN

Bir konuyla ilgili yüzlerce veri masanın üstünde dağınık bir vaziyette dağılmıştır. Zaman zaman aralarından bazı parlak olanları gözümüzü çeler ve onun işaret ettiğini gerçek kabul edip buna göre davranırız. Bunun bilimsel adı seçici algıdır. İnsanlar görmek istedikleri şeyleri görür ama gördüklerini yeterince analiz etmedikleri için yanlış sonuçlara ulaşmaları kaçınılmazdır. İnsanlar arası ilişkilerde de en temel sorun alanlarından biridir bu. “A hanımın evine gittim aman ne pasaklı kadın herşey ortalarda ve dağınık” diyenler orada gördüklerini hemen katagorize ederek o hanım hakkında yargıda bulunurlar. Verilerin doğru bir şekilde birleştirilmesi ve analiz edilmesiyle bilgi oluşur. Bizi sonuca götürmesi gereken araç veri değil bilgi olmalıdır. Çünkü veri bilgi kırıntısıdır, bazı şeyleri işaret eder ama gerçek bilgi çok daha kapsamlı olmalıdır. O hanım için böyle bir yargıda bulunmak için çok daha fazla veri desteğine gereksiniminiz vardır.

Briçte de çoğu zaman verileri kullanarak yola çıkarız. Bu verilerin bir bilgi oluşturup oluşturmadığını analiz etmek aklımıza gelmez. Rakibin bir pik diye üste konuştuğunu dikkate alarak karo asının onda olduğunu varsayarız. Ama o ana kadar elinde 12 puan görülmüşse, karo asının hala onda olmasını beklemenin düşük bir olasılık haline geldiğini nedense gözden kaçırırız. Beynimiz sürekli veri toplar, usta briççilerin beyni bu verileri birbirleriyle ilişkilendirir başka verilerle mukayese eder aralarında çelişki olup olmadığını kontrol eder ve sonuçta bilgiye ulaşır. Deneyimsiz briççiler ise verilerle bilgileri karıştırır kimi zaman doğru noktaya varsalar da kimi zaman bilgiyi oluşturmakta bazı önemli verileri gözden kaçırdıklarından yanlış sonuçlara ulaşırlar. Bilgi gerçektir, veriler ise o gerçeğin ancak bir kısmını aydınlatan ışık huzmesi gibidir, o ışık huzmesinin ilk anda beyninizde yarattığı sinyali gerçekle karıştırmayın. Asıl gerçek çeşitli ışık huzmelerini zihninizde birleştirdiğinizde göreceğiniz resimdir. Bunu yapabilmek için de önce emek sonra da deneyim gerekir.

02.Nisan.2006

HAYALLERİMİ SEVİYORUM

Hayal kurmak ne güzeldir. Bizi içinde bulunduğumuz sıkıntılı dünyadan alır, sanal ama kendimizi mutlu hissettiğimiz bir dünyaya götürür. O yeni dünyada gerçek dünyamızın bizi mutsuz kılan tüm çirkinlikleri yokolmuştur. Para derdimiz yoktur, sevdiğimiz kişiden kuşkularımız yoktur, fiziksel yetersizliklerimiz yoktur, bunların yerini gelecekle ilgili güzel beklentiler almıştır. Einstein bile “hayal etmek bilgiden önemlidir” demişdir. Ancak insan hayal kurmanın sınırlarını bilmezse o yapay dünyayı gerçek olanın yerine sürekli kılarsa gerek kendisine gerek yakın çevresine zarar verir. Doğanın en temel yasalarından biri “kendine zarar verme” dir. Bu yasaya ters düşen kendine zarar verdiğini algılayamayan kişileri de ruhsal sorunlu kişiler olarak tarif ederiz. Briç partnerlerine hırçınlık yaparak öfkelerini boşalttıklarını zannedenler aslında kendilerine zarar verdiklerini görebilseler belki de davranışlarını yeniden gözden geçirirlerdi.

Briçte hayal kurmak gerçek dünyadaki hayallerimizle çok örtüşür. Kimsenin bulamadığı bir şilemi deklare edip yapmak inanılmaz bir doyum vermez mi insana? Ancak hayallerimizin peşinde koşarken o temel doğa yasasını da unutmamamız gereklidir. Kimsenin gitmediği bir şileme gidip batmak kendine zarar vermek değil midir ? Hayallerimizi kovalamak güzel ama bu hayallerimizi gerçekleştirmek için o sanal dünyanın değil gerçek dünyamızın parametrelerini kullanmak gerekir. İnsanbilim, veriler, teknoloji, bilim, hayalleri gerçek kılmak için kullanılması gerekli aletlerdir. O yeni ve bizi mutlu kılacak dünyanın bunlarla inşa edilmesi gerekir. Bu aletleri kullanmadan yalnızca içgüdülerimiz istediği için hayallerimizin peşinde koşarsak gerçek dünyanın verdiklerinden daha acılı bir dünyanın aktör ve aktristleri oluruz.

Kendinize ne kadar zarar vermek istiyorsunuz ? Seçim sizin.

26.Mart.2006

PROBLEM NASIL ÇÖZÜLÜR ?

Yaşamda karşılaştığınız problemlerle briçte karşılaştığınız problemlerin çözüm metodu aynıdır. Bir problemi çözmek için önce problemin ne olduğunu doğru teşhis etmek gerekir. Bir problemin ne olduğunu anlamayan o problemi çözemez. Bir mühendis olarak problem çözme metodolojisini okulda öğretirlerken ne gereksiz bunu zaten herkes biliyor diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ama yaşamda gördüm ki herkes değil çok küçük bir azınlık biliyormuş. Belki de herkes biliyor ama sorunla karşılaştığı zaman uygulayamıyor, çünkü bilmek ayrı birşey yapabilmek ayrı bir şey. Örnek mi istiyorsunuz sigaranın zararlı olduğunu herkes biliyor bırakmaya gelince yapabilenler çok sayıda değil. Gelelim sorunun çözüm metodolojisine,
İlk iş sorunu anla , kaynaklarına bak, darbogazlarını incele, verileri kontrol et, nereye ulaşılması gerektigini dogru tanımla. Brice indirgersek kaç löve almamız gerektiğini bil, hazır kaç lövemiz olduğunu bil, deklareyi hatırla buradaki verileri ulaşılması gereken yolu planlamakta kullan.

İkinci işimiz planlamak, ana adımları tanımla, belli yollar kapalı ise alternatif yolları bul, yaratıcı düşün, yani önce kozları mı toplayacağız yoksa yan rengi sağladıktan sonra mı yapacağız o işi. Kozlar kötü dağılmışsa başka yan yollarımız var mı amacımıza ulaşmak için ?

En sonunda planı dikkatle uygulamaya geçir, kapalı yolla karşılaşınca alternatif planlarını devreye sok, en önemlisi hatalarından ders çıkar, bu senin yüzeysel öğrenmeni derinliğine öğrenme ve sonuçta ustalaşma konumuna getirecektir.

Son söz “Bilmek öğretileri uygulamak değil, öğrenimlerini değiştirebilme becerisidir.”

19.Mart.2006

DÜŞÜNMEYİ NEDEN SEVMİYORUZ ?

Yurt dışındaki briç seyirlerimde kimi zaman insanların içimi acıtan gülüşlerine tanık olmuşumdur. Seçilmiş maçın izlendiği ve diğer maç sonuçlarının ekrana yansıtıldığı vu-graf salonunda bazen şöyle bir tabloyla karşılaşmışımdır. Hemen hemen her masada oyun 5 trefl, atak küçük kör, sonuç eksi bir iken Türkiye’nin masasında oyun 5 trefl, atak karo ruva ??, oyun tam, salondan kahkahalar. Daha vasat düzeydeki briççilerin katıldığı karışık takımlar veya açık dörtlüler gibi HHBir Avrupa şampiyonası sonrası daha iyi yapabilecekken neden başarısız olduğumuz sorulmuştu. Kabahat Yunus Emre’de dedim, kimse birşey anlamadı tabii, devam ettim insan beyni iki şey üretir, duygu ve düşünce. Düşüncelerimizi yazıyla, duygularımızı da şiirle ifade ederiz (şimdi nesir ve nazım diyeceğim yine dinozorluğumu söyleyen e-mailler yağacak). Tarihe dönüp bir bakın Türkler kendilerini 19 yy sonlarına kadar hep şiirle ifade etmeyi seçmiştir. Yazıyla düşünce ifadesi batı dünyasında milat oncesi bile varken bizde ilk roman 1850 lerden sonra yazılabilmiştir. Bir konu üzerinde düşünmek ve bu düşünceleri yazıya dökebilmek kanımca batı gelişiminin temelini oluşturmuştur. Düşünmek nedense bize sıkıcı gelir. Briç dünyasında da bu olguyla çok sık karşılaşmaktayım. Deklareleri yeniden gözden geçirmek, ortağımızın konuşmalarının çıkmayı ümit ettiğimiz seviyeyle uyumlu olup olmadığını kontrol etmek, rakiplerin konuşma veya konuşmama nedenlerini incelemek, özetle düşünmek, derinliği olan briç için gerekli bir şarttır. Ama siz brici, rulet gibi oynuyorsanız, ben söyliyeyim, olursa olsun olmazsa canım sağolsun briciyse oynadığınız fazla düşünmenize gerek yok haklısınız. Brüksel’de küçük ve çok da popüler olmayan briç klübünde insanların nekadar düşünerek oynadıklarını görünce farkımızı anlamıştım. Biz de briç bir tahmin becerisi gibi algılanıyor, sonucu kim daha iyi tahmin edebilir, onlarda ise briç karanlıktaki bir bilinmezliği keşfetmek için çaba sarfetmek, puzzle parçalarını doğru yerlerine koyarak resmin bütününü ortaya çıkarmak için kendinizle yaptığınız bir kişisel mücadele. Ödülünüz ise, bu mücadelede ortağınız veya rakiplerinizin size verdiği bilgileri beyninizle irdeleyerek doğru sonuca ulaştığınız zaman alacağınız doyumdur, ama iyi briç oynayanlarınız bilecektir bu doyum yaşamdaki en yüksek doyumlardan biridir.

Düşünün, düşünmeyi sevin, ve her türlü düşünceye açık olun.

12.Mart.2006

DEĞER YERİNDEYSE DEĞERDİR

Kimi insanlar tanırsınız, uzaktan baktığınızda enaz 13 puandır. Sohbet etmeye, yakınlaşmaya karar verirsiniz. Yakından tanıdıkça farkedersiniz ki puanlarının çoğu işe yaramaz yerlerdedir. Sizin değerlerinizle onun değerleri bir türlü uyum sağlayamaz sonuçta yakınlaşmada fazla ileri gitmişseniz batara gelmişsiniz demektir. Halbuki belli bir mesafede kalsaydınız, mesela 2 pikte gibi, ikinizi de mutlu edecek bir arkadaşlık sağlanacaktı. Yanlış anlamayın briç ellerinden bahsediyorum. Bir örnekle devam edeyim ;Ortaklığınızda toplam 23 p ve 4-4 pik fitiniz var.
Normal bir dağılımla 1 pik, 1 kör, 2 karo, 1 trefl kaybederek
2 piki yaparsınız kötü gününüzde ise trefliden 2 veya kozların 4-1 dağılımıyla batarsınız.
Puanlarınızın yerini biraz değiştireyim kör J, karo J olsun

Aynı puan aynı dağılım, Ancak şimdi normal bir dağılımda
3 pik yaparsınız, kötü gününüzde bile olsa (kozlar 4-1), karo 10 lu düşerse 2 pike sizi batıramazlar.

Hadi o zaman puanlarınızla biraz daha oynayayım kör damını, pik dam yapayım


Artık 4 pik oynadığınızda kimse size neden bukadar yükseldin diyemez, kör ruva kaçarsa (%50) 4 piki yaparsınız

Son bir değişiklikle 4 pike biraz daha yaklaşalım, kör ruvanızı trefl ruvası yapayım.

Ortaklıkta yine aynı toplam puan ve dağılım var ancak şimdi 4 pike gelemiyene kızarlar. Trefl empasını veya karoyu partaj bulduğunuzda 4 piki kolayca yaparsınız.

Sonuçta değerler doğru yerlerde ise bir değerdir. Yakınlaştığımız insanların değerleri bizim için önemli olan yerlerde değilse ortaklığımız için boşa giden onörler gibidir.

Briç oynayanların çocukları ne kadar şanslı, briççiler briçte kullandıkları bu değerlendirme sistemini, çocuklarına yaşam seçimleri için aktarabildiklerinde, onların kendilerine yaşam arkadaşı seçimleri çoğunlukla başarılı olacaktır.

26.Şubat.2006

BLOKATİF BRİÇ - 3

Partnerlik felsefesi ve rakipler :
Sağlamcı stil ; genelde rakiplere zorluk çıkarmanın yanı sıra yapıcı olma özelliği ön plandadır. Rakipler yanlış zamanda araya girerlerse cezalandırmak kolaydır. Ortaklık nerede olduklarını çok daha net görebilirler.
Saldırgan stil ; bugün ortaklıkları kendi haline bıraktığınız zaman çok nadir hatalı kontrata gelmektedir bu nedenle onların deklarasyon sistemlerini bozmak gereklidir. Kimi zaman bu bozma eylemi sırasında bir bedel ödenmektedir ama bunlar iş kazası gibi görülmelidir.

P. 543,
K. 652,
K. 84,
T. J7643

ile 3 trefl açmanın bir yanlış tarafı yoktur. Kurallara uygun premptif eller geldiğinde de ya bir löve yukarıdan açmak ya da hiç açmamak gereklidir.
Gelişigüzel saldırgan stil ; daha çok ortağa problem yarattığı için 3.den olması tercih edilmektedir. Kimi zaman çok sağlam kimi zaman da saldırgan prempt sınıfında olduğu için rakiplere daha fazla zorluk çıkarmaktadır.

4 seviyesindeki açışlar ; hangi ellerle 4 açmalı? Tabiatıyla daha iyi ellerle, puan durumu benzer ama oyun gücü daha iyi ellerle açmalıdır. Rakiplerin, 3 seviyesindeki blokatif açışlara puan balansları yeterli ise konuşmayı, ama 4 seviyesindekileri cezalandırmayı tercih ettikleri unutulmamalıdır.

BLOKATİF BRİÇ - 2

Zon durumu ve masadaki konuşma sırası :
Zon durumunun avantajlı olduğu zamanlarda daha saldırgan olmalı dezavantajlı durumlarda ortaklık anlaşmasına uygun açmalıdır. Masadaki sıra da blokatif konuşmaların niteliğini çok etkiler. Birinciden açışlar ortaklık anlaşmalarınca kabul görmüş standartlarda olmalıdır. İkinciden açışlar ise çok daha sağlam olmak zorundadır. Birinciden açtığımız zaman "iki rakip - bir ortak" ama ikinciden açışlarda "bir rakip - bir ortak"a karşı blokasyon yaptığımızı unutmamalıyız.
Blokatif konuşmalar rakiplerin elinde iki tip el varsa çok etkili olur,
1) Her ikisinin de elinde dengeli açış / açışa yakın el varsa (12-13 bal)
Bu tür ellerde her iki rakip de pas geçip, ihalenin kontrsuz sizde kalması sağlanabilir.
2) Çok iyi bir el karşısında orta üstü bir el varsa (20-22 dengeliye karşı -10 p)
Daha yüksek seviyede bir kontratı kaçırabilirler (şilem / grand şilem / zon) Her iki durum da ikinciden açtığınız zaman geçerli değildir (bir rakip pas geçmiştir).
Üçüncüden açışlarda ortak pas geçtiği için kurallara bağlılık çok da gerekli değildir.


Her iki tür el ile de blokatif açış yapılabilir.

Dördüncüden açışların mantığı ise tamamen farklıdır, yapıcıdır, belli bir tip eli tarif eder ve ortağa zon yapıp yapamayacağını sorar.
12.Şubat.2006

BLOKATİF BRİÇ - 1

Geçen hafta söylediğimiz gibi üç hafta boyunca rakiplerin konuşma alanını daraltma konuşmalarına bakacağız. Briç oyununda teknoloji son yirmi yılda o kadar ilerledi ki rakipleri kendi hallerine bıraktığınız zaman doğru yerde oynamaları artık çok kolay. Bu nedenle blokatif konuşmalar günümüzde bricin ayrılmaz bir parçası oldu. Bu yaklaşımı biraz daha yakından inceleyerek parametrelerine bakalım.
a- Oyun gücü / defans gücü oranı
b- Zon durumu ve masadaki konuşma sırası
c- Partnerlik felsefesi ve rakipler
Oyungücü / defans gücü :
Bu oran büyüdükçe bizim oynamamız, küçüldükçe oyunu rakiplere bırakmamız doğrudur. Dağılım gücü artıkça oyun gücü artar.


OG + .................... OG - .................... OG --
DG - ..................... DG + ....................DG ++

Oyun gücü / defans gücü oranını pozitif veya negatif etkiliyen diğer unsurlara da dikkat etmek gereklidir.
Onörlerin yeri ; kısa renkte onör defans gücü, uzun renkte onör oyun gücüdür.
Onörlerin cinsi ; A ve K hem oyun hem de defans gücüdür, Q ve J defans gücüdür
Markalar ; hem oyun hem defans gücüdür, Q85 - 64 oynayan iki tarafa da empas atarak damı yakalayabilir , ama Q109 – 64 ise ancak tek yöne empas atabilir.

Kural > Rengin dışında Q varsa blokatif konuşma için bir kez daha düşün !

05.Şubat.2006