2007-2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2007-2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BRİÇ KÖYÜ

Farkındamısınız günümüzde biz hala türban kavgası yaşarken Batı dünyası önemli kültürel bir değişim yaşamakta. Toplumsal yaşantıda kişilerin beklenti ve zevklerine yönelik sosyalleşme hızla ilerliyor. Moda artık yalnızca bu yılın renklerini veya etek boyunu belirleyen bir seçim olmaktan başka birşey. Turizm dediğimiz artık yalnızca bir yere gidip görmek değil oraya gidecek kişilerin ortak zevklerini karşılayacak konseptleri içermesi gerekiyor. Bu nedenle kayak, golf otelleri, spor , zayıflama, güzellik ve bakım, özel yemek menüleri sunan butik oteller daha fazla rağbet görüyor. Gemi seferlerinde veya turistik seyahatlerde briç turlarının olması insanları daha fazla çekiyor, modern müzelerde her sunum bir kavramı işlemeye toplumlara birşeyler verirken onları zevkleri, ilgi alanları çerçevesinde bir araya toplamaya çalışılıyor. İnsanlar ilgi duydukları alanlarda başka insanları tanımak o kişilerle birlikte vakit geçirmek ve ilgi alanlarında derinleşmek istiyorlar.

Bu konuda benim de bir hayalim var. Briç köyü ! Yaşamımda bunu görebilmem pek mümkün değil ama belki bizden sonraki kuşaklar içinde gerçekleştirecek kişiler çıkabilir. Briç köyünden kastım yaşlılık evi gibi bir şey. Günümüzde briçi yaşamlarının bir parçası yapmış kişiler için yalnız kaldıklarında tek başına yaşamlarını sürdürmeleri oldukça zor. Hele yaş iyice ilerlemiş ve sağlık sorunları almış yürümüş ise. Bu kişilerin bir briç köyünde toplandıklarını düşünün. Sağlık sorunları kontrol altına alınmış, yemek yapmak dertleri kalmamış, etrafları kendi ilgi alanında insanlarla dolu, sabahları yürüyüş veya spor ile güne başlayabiliyorlar ve hergün briç oynama imkanları var. Kendilerine ziyarete gelen yakınlarını misafir edebilecek olanaklara da sahipler, okuma odaları, sinema veya müzik odaları yaşamlarının renkleri. Kimi zaman hep birlikte seyahatlere çıkılabiliyor, edebiyat, yaşam felsefesi, konularında uzman kişiler her ay bir konferans veya bir tartışma için davet ediliyorlar.

Her yılın bitişi sanırım herkeste hayallerin daha bir canlanması demek oluyor. Herkese yeni yılın hayallerini gerçekleştirecek bir yıl olmasını dilerim.
30.Aralık.2007

ASLAN SOSYAL DEMOKRATLAR

İlk tanıdığımda rektörümüzdü, bilim adamıydı. Sonraki yıllarında zorla siyasetin içine çektiler onu. Yıllar önce batı dünyasından bir yöneticiyle sohpet ederken bana insanlarda dört nitelik gerektiğini bunların, akıllı olmak, çalışkan olmak, vizyon sahibi olmak ve de dürüstlük olduğunu söylemişti. Toplumlarda bu dört niteliğe birden sahip olanların sayısı yüzde iki civarındadır batı dünyası bu dört niteliğe sahip insanların yönetim basamaklarında yükselmeleri için sistem oluşturmuştur, sizde ise tam tersi bunların yukarılara çıkmasının engellendiğini bir sistem geçerli galiba demişti. Erdal İnönü bence işte bu dört niteliğe sahip o yüzde iki içinde birisiydi. Yıllar sonra İsmet paşa ve briç konusunda sohbet etmek için randevu istemiştim, kabul etti. Bayan milli briççilerden Eren Olcay ile birlikte gittim, bir saate yakın hem ODTÜ günlerimizden hem de İsmet Paşanın nasıl briçle yakınlaştığı konusunda sohpet ettik notlar almıştık. O toplantı sonrası Erdal İnönü’ye hayranlığım bir kat daha artmış, espri gücü, kıvrak zekası, konulara yaklaşımı, alçakgönüllülüğüyle gözümde bir kere daha büyümüştü. Hakkın rahmetine kavuştuğunu duyunca çok üzülmüştüm. Yavaş yavaş geleneksel hale gelmeye başlayan ve bu sene üçüncüsü yapılan İnönü kupasına bu sene onun anısına gitmek istedim.

Turnuvaya Emin Başaran ile birlikte katıldık, İnönü kupası bu sene 15-16 Aralık tarihlerinde yapıldı. Geçen yılki soğuktan donma dersi öğrenilmiş ve Ahmet Taner Kışlalı spor salonu iyi ısıtılmıştı. Yaklaşık 150 çiftin katıldığı bu seneki İnönü kupasını Esat Ergil – Özcan Pehlivan kazandılar. Emin ve ben ikinci olduk, Emin Kamgözen ve Zafer Alıcıoğlu da üçüncü oldular. Savaş Küçükyavuz – Özdemir Akoğlu senyörleri, Başak Kütük – Özgür Kanlı Karışığı, Faruk Kepekçi – İlker Ayaz gençleri, Seçil Saraçoğlu – Yasemin Türedi Özkan bayanları kazandılar.

Briçe başlamak için kitap ismi soranlara Ankara briç klübünün yeni kitabını öneririm, kitabı www.abskd.com / 312-426 30 15 ten temin edebilirler. Klüplerinde yeni başlayanlara ders verecek olan klüpler de bu kitaptan çok yararlanabilirler.
23.Aralık.2007

KADINLARIN ÇANTASI

Bir telefon çalışını duyduğum zaman eğlence başladı diyerek etrafıma bakmaya başlarım. Telaş içinde çantasını açıp içindeki telefonu bulmaya çalışan kadını arar gözlerim. Bazıları hemen bulur bazıları ise arar durur. Hatta kimileri teker teker boşaltma operasyonuna başlar, önce makyaj sepeti, arkasından para çantası, sonra ev ve araba anahtarları masaya dökülür, telefon hala çalmaya devam ettikçe panik durumu daha da yükselir, çantanın içindeki gerekli gereksiz her türlü eşya masaya çıkar neticede telefona ulaşılır. Bu durumu biraz gülümseyerek, biraz da briç hocalarına kızgınlığımla üzüntülü gözlerle izlerim. Briç hocalarının eğitimde öğrettiği konvansiyonlar kadınların çantasına konan malzemeler gibidir. Arkadaş toplantısına gittiğiniz zaman çantaya konulacak malzemeler başka, sinemaya gidiyorsanız malzemeler başka, hafta sonu seyahatine çıkıyorsanız malzemeler başka olmalıdır değil mi? İki kişi bir turnuvaya hazırlanıyorsa, hemen biri kendi çantasında mevcut malzemeleri diğerinin çantasına koymaya çalışır, burada acaba onun çantası sizin bütün bu söylediklerinizi alacak büyüklükte mi yoksa çanta ancak tıkış tıkış zorla kapanan bir durumda mı olacak kimse buna fazla dikkat etmez. Halbuki çanta öyle bir durumda olmalı ki elinizi attığınızda aradığınızı hemen bulabilmeniz gerekir. Hatta telefon ne tarafta anahtarlar ne tarafta içine bakmadan çekip çıkaracak konumda olmanız gereklidir. Çantaların içinde bir de fermuarlı göz vardır. İki yılda bir gelen bazı eller için kullanacağınız bazı malzemeleri o göze koyar fermuarı çeker kapatır ondan sonrada orada neyi sakladığınızı unutursunuz. Tesadüfen bu turnuvada o tür bir el gelirse çantaya koymuştum ama neredeydi diye düşünürsünüz. Kadınlar ellerine ne geçerse çanta içine atmaktan hoşlanırlar, hocaların işi aslında o kişinin çantasının büyüklüğünü doğru tespit etmek kullanacağı malzemeleri fazla tıkış vaziyette olmadan rahatlıkla bulabileceği bir düzende çantayı hazırlamak olmalıdır. Belli bir zaman içinde kullanılan çanta büyüyecek ve daha çok malzeme alacak duruma gelecektir ama buna bırakın kadınların kendileri karar versin, gelsin size bak bu elde doğru kontratı bulamıyoruz ne yapabilirdik desinler, işte o zaman çanta daha çok malzeme alacak duruma gelmiş demektir.
16.Aralık.2007

KIŞ GELDİ BRİÇ GELDİ

Kışlar nedense genellikle pek sevilmezler, bense kışları severim, hele dağlar beyaz örtüyle kaplanmışsa daha da keyif alırım. Nden severim ? Briç kışları daha bir yoğundur da ondan, yazın herkes bir tarafa dağılır kimi tatile çıkar, kimi yazlığına gider, istediğin türde briç grupları kurmakta zorluk çekersin, halbuki kışları herkes yerindedir, boş vakitleri de daha çoktur, briçe daha fazla zaman ayırma gerçekleşir. Ayrıca resmi turnuvalar da başlamıştır artık, heyecan, stres, belki partnerinle hırgür ama sonunda başarı veya başarısızlık olsa da genelde yaşamına renk kattığın bir dönemdir kış. Nitekim geçen hafta Türkiye karışık şampiyonası Ataköy’de Ahmet Cömert spor salonunda yapıldı. Merih ile beraber katıldık bu turnuvaya, geçen yıl finale kalamamıştık bu defa kaldık ama final seanslarımız çok iyi geçmedi, ortalarda bitirebildik.

Bu yılki Türkiye karışık şampiyonluğunda birinciliği Ümran Semerci ve Mehmet Sırıklıoğlu çifti aldı. İkinciliği Tezcan – Emine Şen, üçüncülüğü de Neşe Dirim ve İhsan Tosun kazandı. Bu yılki turnuvaya Alexandra Nikitina isimli bir rus bayan da katıldı. Erdinç Erbil ile oynayan Alexandra az bir farkla 4. bitirdi. Bize karşı oynarken bir 3 sanzatuyu oldukça iyi oynayıp fazla yapmış ve dikkatimi çekmişti rus bayan. Turnuvada oldukça güzel eller vardı hem defansta hem de oyun olarak. Gelecek haftalarda sizlerle paylaşacaklarım olacak.

Kasım sonunda yapılan bir başka şampiyona da silahlı kuvvetler bünyesi içinde yapılan takım ve ikili turnuvalardı. 19 - 23 tarihleri arasında Gölcük’te bu yılın şampiyonları belli oldu, ikilide ilk üç dereceyi , Bülent Aslanadam-Osman Gemici, Vedat Tütüncü-Nihat Özkök, Mustafa Gündüz-İlker Akpınar aldılar. 6 takımın yer aldığı ve oldukça çekişmeli geçen takım maçlarında ise Kara Kuvvetleri birinci olurken, Hava Kuvvetleri ikinci, Deniz kuvvetleri de üçüncü oldular. Tüm şampiyonalarda derece alanları kutlarım.
09.Aralık.2007

EMİNEYLE WEMİNE

O tarihlerde yirmili yaşlardayım, ODTÜ de okuyorum, 68 kuşağıyız ya, bir yandan Türkiyeyi değiştirme ve kurtarma çabasındayım ama bir yandan da briç ve satranca merakım üst düzeyde. Boş vakitlerimde Ulus’taki Santral kahvesine gidiyorum. Santral kahvesi o günkü gençliğin eğitim yeri gibi, bir tarafta satranç tahtaları ve Türkiye’nin ustaları, hatırladığım isimlerden Reşat Vekilli yaşlı bir ağabeyimiz, genç millilerden de Gültekin daha yeni Fransadan dönmüş, Gültekin üç kişiye karşı üç tahtada körleme oynayabilen bir yetenek, Reşat ağabey ise İstanbuldan gelen Türkiye şampiyonu Seracettin Bilyap’la vidolu satranç oynayan bir Türkiye ustası, kahvenin öbür tarafında bilardo masaları, masaların ustası bugünkü Semih Saygıner’in hocası Bora Karatay, zaman zaman bize bilardo gösterileri yapan Bora o tarihte Avusturya – Avrupa şampiyonuydu. Bizler de ortada briç oynayan gençlik. O kahveden üç alanda da Türkiye şampiyonları yetişti. Satrançı severdim ama briçle bağım nedeniyle birinci ilgi alanım olamadı. Satrançta deep blue, deeper blue gibi bilgisayar programları yazıldı, bu programlarla Karpov, Kasparov gibi dünya bir numaralı büyükustalar müsabakalar yaptılar, yanlış hatırlamıyorsam berabere kalabildiler. Şimdi o seviyede bir satranç ustası bile bir makineyi yenemiyorsa diğer satranççıların işi çok zor robotlar karşısında kazanma şansımız yok artık. Dünyanın en büyük briç sitesi BBO da akşamları briç oynamayı seviyorum. Orada çoğunlukla Zeynep ve ben briç makinalarını çağırıp o teneke kızlara karşı oynamayı seviyoruz. GIBE ve GIBW oturuyorlar bizde kuzey güney. Kızlara Emine ve Wemine isimlerini taktık. Ama neden satrançta bu kadar insan üstü bir düzeye çıkan robotlar briçte o seviyenin yanına bile yaklaşamıyor? Sanırım briçte robotların bir türlü akıl erdiremediği bir başka özellik var satranca göre. Briçte matematiksel beyin dediğimiz hesap yöntemi dışındaki başka bir beceri kimi zaman başarının temelini oluşturuyor. Bunu da robot kızlara vermek mümkün olamadığı için genelde düzgün oynasalar da olay matematiksel çözümün dışına çıktığında dağılıyorlar. Bu beceri üst düzey briç oynayanlar için olduğu kadar yaşam için de çok önemli, çünkü kimi zaman yalnızca matematiksel hesaplamalar başarı için yetmiyor.
02.Aralık.2007

ANILARLA ZONGULDAK

Günlük işlerimi öğlen saatlerine kadar bitirip yola çıktım. Dışarda yağmur, arabanın radyosunda nostaljik parçalar, kafamda binlerce düşünce... Zonguldak’tan 1966 da ayrılmıştım, 1996 da Ereğli’deki bir briç aktivitesi sonrası iki üç saatliğine bir uğramış Koleje bir baktıktan sonra Fener mahallesini şöyle bir dolaşıp Deniz kulübüne inmiş böbrek şeklindeki küçücük beton adaya, artık iyice eskimiş üç katlı traplene, kürekçilerin harap olmuş barakasına, ev ve binalarla dolmuş Kapuz tepelerine gözlerimi gezdirerek gençlik anılarımın resmigeçidini izlemiş İstanbul’a geri dönmüştüm. Zonguldak’ta yapılacak spor bianelinde briç konusundaki konuşmacı olarak Zonguldak briç klübünün beni davet etmesi beni hem gururlandırdı hem de briçe katmaya çalıştıklarım açısından umutlandırdı. Zonguldak kenti ülkede enerji kaynağı olarak kömürün değeri azaldıkça üzerindeki giysileri yenileyecek maddi gücü olmayan bir yaşlı insan niteliğinde. Ancak yaşam deneyimi olan ve birikimleri yüksek bir insan. Belki çevrenize baktığınızda gördüğünüz köhnelik sizi hüzünlendiriyor ama kaç kent bugün bir spor bienali düzenleyip kente ve orada yaşayanlarına eskilerin deneyimlerini paylaşma, ve geleceklerini yeniden inşa etme olanağı tanıyor. Bunun yapılabilmesi için önce birikim olmalı, yerel yöneticilerin de bu birikimleri kent insanı ile paylaşma ve yenileme düzeyine çıkabilmiş olmaları gerekiyor. Bu konuda ZOKEV’i (Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı) kutlarım. Briç Klübü başkanı Metin Onan ve sevgili arkadaşım Papila önderliğinde diğer briççileri yakından tanımak beni mutlu etti, tüm briç camiasının beni ağırlamakta gösterdikleri özene ve sıcaklığa teşekkür ederim. Metin’le briç kulüplerinin gelişimleri konusunda epey konuştuk tartıştık ama benim en önem verdiğim konuyu sizlerle paylaşayım, briç kulüpleri yalnızca briç oynanan bir yer olmaktan çıkıp briç oynayan insanların briçteki gelişmelerine önderlik eden bir yer olmalı. Bunun için bir briç konusunun (örneğin multi, zayıf iki, 2 trefl açışı vb.) birisine görev olarak verilmesi o kişinin bu konuda araştırma yaparak arkadaşlarını bilgilendirmesi şeklindeki aylık bir aktivitenin yanı sıra deneyimli bir milli oyuncuyu (benim önerim Nafiz veya Salvo) yılda bir kere misafir ederek onun deneyimlerini paylaşmak ve söyleşide bulunmak. Dilerim Metin’le konuştuğumuz projeler gerçekleşir ve Zonguldak briç kulübü en üst düzey kulüplerimiz arasında yer alır.
25.kasım.2007

YAŞAMIN BİLANÇOSU

İktisat okuyanlar bilançonun şirketin o anını gösteren bir fotoğraf karesi olduğunu kar zarar tablosunun da o ana gelinceye kadarki yaşananları gösteren film şeridi olduğunu bilirler. Şiket aktifleriyle pasiflerinin birbirine eşit olması gerekir, eğer eşitlik yoksa bir yerde hata var demektir. Şirketlerin pasifleri para kaynaklarını gösterir yani ne kadarı özsermaye ne kadarı dışardan gelen paradır bunu görürsünüz, aktifleri ise bu paraların harcama yerlerini ve getirilerini işaret eder yani ne kadarı sabit kıymetlere harcanmıştır ne kadarı dönen varlıklarda tutulmaktadır bunu görürsünüz.

İnsan yaşamı da bence buna paralellik gösterir, sizin değerlerinizdeki birikimleriniz ile yaşamda ki getirileriniz eşitlik gösterir, aileden gelen değerleriniz sizin özsermayeniz, diğer birikimleriniz de eğitim ve çevrenin size kattıklarıdır. Bunun ne kadarının sabit kıymetlerinizde olduğu yaşamınız için önemlidir, çocuklarımıza bunu vermeye çalışıyoruz. Dostluk, dürüstlük, açık sözlü ama kaba olmayan, şefkat, sevecenlik, esneklik ama yalaka olmamak, çalışkanlık, iyi niyet ve bunlar gibi binlerce insani değerler bizim yaşamdaki kazançlarımızı ve yerimizi belirler. Zaman zaman değerlerimize paralel kazançlar elde edemeyebiliriz, hatta bu değerlere bizim kadar sahip olmayan kişilerin yaşam koşusunda bizi solladıklarını görebiliriz ama uzun vadede bunların bizim yaşamımızın düzeyini belirleyeceğinden şüpheniz olmasın.

Briçte de aynı olgular geçerlidir, kimi zaman başarısız olabilirsiniz ama özsermayeniz ve diğer briç birikimleriniz iyiyse belli bir süre sonunda bunlar size briç kalitesi olarak geri dönecektir. Briç dersleri almak bunun için önemlidir, pasifinize değer katıyorsunuz bu kattıklarınız bir süre sonra sabit kıymetlerinize veya ürettiğiniz varlıklarınıza dönüşecektir. Burada da önemli nokta, edindiğiniz yaşam veya briç deneyimlerinin stokta kalmayıp bir değer olarak yaşamdaki yerini alabilmesidir. Stokta kalan ürünler bilançoda gözükür ama pazara sunulmamışsa kar zarar tablosunda bir kazanç olarak gözükmezler.
18.kasım.2007

EĞİTİMDE ÖVGÜ METODU

Çocukken hatırlıyorum ailede çocuklara pek övgüler yağdırılmazdı. İyi yaptığımız şeyler normal karşılanır yanlış taraflarımızı düzeltmek için eleştiri seçeneği daha fazla kullanılırdı. Konu gündeme geldiğinde de babamın “ bırakın sizi başkaları övsün bu daha fazla gereklidir “ lafı konuyu kapatırdı. Bizden önceki nesil de, biz de çocuklarımıza pek övgü seçimi kullanmadık. Neden, belki şımarmasınlar diye, belki bu durumların övülmesi gerekip gerekmediği konusunda kafamız net olmadığı için veya övülmenin insanın gelişimini durduracak bir sınır olduğunu düşündüğümüzden. Hani çocuklarımı översem “ bak ben artık mükemmelim, gelişmenin sonuna geldim “ duygularını yaşarlar diye. Briç eğitimleri bana olayın tam ters olduğunu öğretti. Kişiler zaten yaptıkları konusunda bir ikilem içerisinde, yanlış yapmaktan korkan, suçluluk duyguları oldukça baskın bir toplum üyeleri olarak insanların briçteki gelişimlerinin yanlışlarının eleştirilmesine göre, beyenilenlerin övülmesiyle daha çabuk olduğunun farkına vardım. Övgüyle eğitilmek, eleştirmeyle eğitime göre insanlarda daha hızlı ve daha keyifli gelişim sağlar. Bunun çocuklarımızı eğiten tüm eğitimcilerimizin farkında olmasını çok isterdim ama aileler bile daha farkında değilken eğitimcilerimizden bunu beklemek biraz hayalperestlik galiba.

Cumhuriyet turnuvası bu sene 3-4 Kasım tarihlerinde yapıldı. Ben turnuvaya senyör ortağım Ankara’dan Emin Başaran ile katıldım. Ne yazık ki kötü bir günümüzdeymişiz finale kalamadık. Bu sene şampiyonluğu İstanbul’dan Sadık Akay – Bora Belgü kazandılar. Yine İstanbul’dan İsmail Kandemir ve Süleyman Kolata ikinciliği alırlarken Ankara’dan Enver Köksoy ve Ahmet Kahraman da üçüncü oldular. Ergun Korkut – Enver Durulmuş senyörleri, Belis Atalay - Emin Pozam Karışığı, Ekrem Serdar (Eskişehir) – Emra Kaya (Kütahya) gençleri, Emine Şen (İstanbul) – Funda Özbey (Ankara) bayanları kazandılar. Derece alanları kutlarım.
11.kasım.2007

BRİÇ KLÜPLERİMİZ

İki hafta evvel Türkiye senyörler ve bayanlar şampiyonası yapıldı. Ben Nedim Türsan ile oynadım final sevdiğim tarzda barometre oynanıyordu. Belki bilmeyenleriniz vardır barometre her turda herkesin aynı elleri oynaması demek, çok sayıda el hazırlanması gerektiği için oldukça zor bir şekil. 13 tur 26 bord oynuyoruz son 4 tura 1. durumda girdik ama bazen kader istemiyor ve sizin için yollarınıza engeller diziyor, bize de öyle oldu, beş tane sıfır aldık ve 3. bitirebildik eğer birinde averaj alsaydık birinci oluyormuşuz ne yapalım kısmet değilmiş. Birinciliği takım arkadaşım Ergun Korkut ve Enver Albay (Durulmuş) alırken ikinciliği Şakir Sarmısakçı ve Burhanettin Koca kazandı. Bayanlarda bu yılki Türkiye şampiyonluğunu Lale Gümrükçüoğlu ve Vera Adut alırken ikinciliği Mey Zaim ve Oya Bayülkem üçüncülüğü de Pınar Sarıöz ve Ebru Yılmaz kazandılar. Tüm derece alanları kutlarım.

Bu turnuva sırasında Bahadır Yazıcıoğlu dostumla sohbet sırasında konu yerel briç klüplerinin gelişmesine geldi. Bu sohbetin beni mutlu ettiği yön, briçin gelişmesi için klüplerin iki alana önem vermesinde fikir birliğinde olmamız. Birinci alan klüplerin ders veren bir statüde olması gerektiği. Yeni başlayanlara brici öğreten, bilenlere de gelişim sağlayan derslerin çok önemli olduğu. İkinci önemli alan briç klüplerine hanımların katılımının sağlanması. Bu da briç klüplerini kahve havasından kurtarması için çok önemli yoksa biz erkekleri kendi başımıza bırakırsanız orayı argonun ve belden aşağı esprilerin merkezi haline getirmek eğilimimiz baskın çıkar.

Önemli bir de haber vereyim, İstanbuldaki Kadıköy briç klübünü Hoşgörüyle yollarını ayırmak zorunda bırakılan partnerim Aydın Gürsel devraldı. Pekçok briççi yetiştiren Aydın ve ortağı Ahmet İrgin şimdi Bağdat caddesi Kızıltoprakta Florance Nightingale hastanesinden hemen sonra yeni yerlerinde hizmete başladı (tel: 216-336 45 39). Briçle ilgilenmek istiyenler için kuvvetle önereceğim bir yer. Kendilerine ve tüm briç camiamıza hayırlı olmasını dilerim.
04.kasım.2007

ZARARLI SEVGİ

Zaman zaman gazetelerde yer alır sevgilisiyle barışmak dileği geri çevrilince bana yar olmayanı kimseye yar etmem diyip kurşunladı tarzında haberler. Peki bu nasıl bir sevgidir ki sevdiğine zarar vermek duygusu, kendisine zarar vermek dahil tüm duygularını bastırıyor ve öldürmeye kadar giden bir süreci başlatıyor. Sanırım briçte güzel bir el gelmesi gibi, bu eli bizim oynamamız lazım diye düşünüyorsunuz ama rakipler sizi rahat bırakmıyor, ortaktan da destek yok, kendi başınıza üç seviyesine kadar kompetisyonu sürdürüyorsunuz ama rakibin kozu sizden büyük ve onlar da üçe çıkıyorlar, bu bahçe benim bahçem sizin burada ne işiniz var diyerek kontr atıyorsunuz ve yapıyorlar ! Türklerde sevmek duygusuyla sahiplenmek duygusu birbirlerine çok yakın iki duygu galiba, sevdiğimizi aynı zamanda bizim malımız zannediyoruz, malımız elimizden gittiği zaman da tüm düşünce sistemimiz bir elektrik kontağıyla devreden çıkıyor.

Briçte kazanmanın formülü kazanamıyorsan en az kaybetmekle ölçülür. Karar verme sürecinde kimi zaman yalnız kazanmayı değil en az kaybetmeyi hedeflemek gerekir. Gelen el rakipler için şanslı bir durum gösteriyorsa, bu elde bir şeyler kazanmamız, hanemize sayı yazmamız mümkün değilse rakibin hanesine en küçük sayıyı yazdırmak uzun vadeli başarının temelidir. Bunu iyi becerenler briçte üst sıralarda yer alırlar.

Bu olayların benzer çeşitlerini ülke sevgisinde de izlemeye başladığımızı görmek ürkütüyor beni. “ Ya sev ya terk et “, “ Al ananı da git “, “ Benim dinimden olmayan benden değildir “ anlayışları işte böyle bir anlayışı temsil ediyor ki son yıllarda bu tür düşünenler oldukça artan bir çoğunluğa sahip. Sanırım yapılacak aksiyonlarla kendimize zarar verme noktasına gelmeden akılcı düşünen sağduyu sahiplerinin sahneye çıkıp daha güçlü bir rol almaları için zaman geldi hızla da geçiyor.
28.ekim.2007

PİK – KÖR SAVAŞLARI

Savaşlar insanlık tarihinin en kötü ve acı veren yönüdür. Ancak başka bir bakış açısıyla da savaşlar gelişmenin temelindeki ögedir. İnsanlık tüm tarihi boyunca çeşitli savaşlar yaşamıştır. Yaşanan savaşların temelinde ise kimi zaman ekonomik, kimi zaman felsefi ‘’benim dediğimi kabul et‘’ isteği yatar. Taraflardan birisi gücünü gösterse de öbürü ikna olmadığı sürece aralarındaki savaş kimi zaman soğuk kimi zaman sıcak savaş şeklinde devam eder durur. Bunların arasında yüz yıl sürenleri bile olmuştur. Ancak bence insanlık tarihi boyunca devam eden en büyük savaş kadınlar ile erkekler arasında süregelmektedir. Bu savaş yıllar itibariyle pek çok şekil değiştirmiş olmasına rağmen binlerce yıldır devam etmektedir. Briç bunun en güzel örneğini verir. Pik kozuyla kör kozu arasında devamlı bir çekişme vardır. Bu savaş kimi zaman ortaklar arasında olabildiği gibi kimi zaman da rakipler arasında olabilir. Bazen bu çekişme bir tarafın dört piki üzerine beş kör boyutuna kadar gider. Diğer taraf beş pik desin mi demesin mi, bu ikilem briçteki en zor kararlardan biridir, yanlış karar oyuncuların sonuçtaki başarısını birinci derecede etkiler. Pik ile kör arasındaki savaştaki bence güzel taraf çok kan akıtmayan iki seviyesindeki rekabettir, aynen çiftler arasındaki tatlı çekişme gibi. İki körün üstüne iki pik diyelim mi? Erkekler çoğunlukla benim kozum daha doğrudur derler ve iki piki söylerler, kadınlar ise bu tür savaşta daha uzlaşmacı bir yapı sergileyerek bir opsiyon daha kullanırlar “ hadi ikimizin de dediği olmasın kozsuz oynayalım mı ? ” teklifini seçenek olarak sunarlar. Ülkeler arasındaki düşük seviyedeki uzlaşmazlıklar, iki ve üç seviyelerindeki kör pik savaşları gibi olaydaki rekabeti etkiler, yanlış karar verildiyse de minör bir zarar içerir. Ama seviye dörde veya beşe yükseldikçe daha yüksek bir kan akmaya başlar ve sonuçta hatalı kararlar majör zararlara neden olabilir. Şu sıralar gündemde olan sıcak takip için askeri teskere kararı sanırım oldukça yüksek seviyede beş köre beş pik denecek mi kararının benzeri gibi bir karar. Dilerim teskereyi uygulamaya geçirmenin getirecekleriyle götürecekleri iyi hesap edilmiştir.
21.ekim.2007

CUMHURBAŞKANINI HALK MI SEÇSİN ?

Briçte partnerler bir sistem üzerinde anlaşırlar oynamaya başlarlar bir süre geçtikten sonra aralarından birisi yeni bir sistem arayışına başlar. İtalyan sistemi veya Polonya’lıların sistemini bir yerlerden bulur onu uygulamaya çalışırlar, bu yeni model o zamana kadar ki tüm birikimlerini yokeder ve büyük olasılıkla bir süre sonra da partnerlikleri bozulur.

Ülkemiz üç ihtilal geçirdi, bu ihtilallerin temel sebeplerini bugüne kadar pekçok araştırmacı çeşitli nedenlere bağladılar ama bence asıl neden daha gelişmiş bir parlamenter sistem arayışıydı, 1960 ihtilalinin temelinde parlementer sistemimdeki meclis yapısının az gelişmiş bir ülke modeli için yeterli görülemediğinden daha bilinçli ve eğitimli bir ikinci meclis oluşturalım yasalara bu iki meclis bir arada karar versin bakışı vardı, 1970 muhtırasının temelinde iki meclisli sistem çalışmadı acaba hükümet yönetimi meclis dışından daha profesyonellerce yapılsa meclisin görevi hükümeti denetlemek ve yasaları onaylamak olsa modern demokrasiye daha mı çabuk geçebiliriz arayışının sonucudur. 1980 ihtilali ise bunların hiçbiri çalışmadı yeni partiler kurulsa ve siyasete yeni fotoğraflar katılsa daha başarılı bir yönetim sistemi kuramaz mıyız bakışı vardı. Neticede Türkiye 85 yıldır demokratik yönetim şeklinin ülke gerçeklerimize daha uygun bir modelini arayıp durmakta.

Briçte ortakla iyi anlaşabilmenin kuralı, söylediklerinin içinde neyin olabilecegini bilmekle olur ki, bu da öncelikle nelerin olamayacagını bilmekle sağlanır. Biz bu 85 yılda parlamenter sistemin işleyişiyle ilgili oldukça bir birikim sağladık, nelerin olamayacağını bilmekte epeyi yol kattetik. Şimdi Cumhurbaşkanını halkın seçeceği yeni bir sistem, bize yeni deneyimler, yeni hatalar ve yeniden öğrenmemiz gereken pekçok detay getirecek bu da sanırım bize oldukça zaman kaybettirecektir. Ama derseniz ki zamanımız bol sonraki kuşaklara daha iyi çalışan bir sistem bırakalım haklı olabilirsiniz ama unutmayın ki briçte başarının temelinde sistem değil o sistemi nasıl uygulayabildiğiniz yatar.
14.Ekim.2007

VAHA ARAYIŞI ZORDUR

İnsanın bazen alıştığı bir düzeni, gün gelir yerle bir olur çöker gider, yalnızlık kapınızı çalar. Bu konuda örnek mi istersiniz çook, eşinizle aranız bozulur yalnız yaşamaya başlarsınız, briç partnerinizle aranıza soğukluk girer artık turnuvalarda başkalarıyla oynamak zorunda kalırsınız, evet birilerini bulursunuz ama oyunların eski tadı yoktur, eski tartışmalarınızı başarı veya başarısızlıklarınızı özlersiniz, uzun zamandır emek verdiğiniz işiniz bir sebeple sona ermiştir, belki yeni bir işe başlarsınız ama yine de eski günlerinizin, birlikte çalıştığınız kişilerin özlemini taşırsınız yani bütün bu durumlarda kendinizi çölde yolunu kaybetmiş hissedersiniz. Bir vahaya ulaşmak istersiniz, ne yöne baksanız kum görürsünüz, yeşil bir yerleşim alanı bulma isteği tüm ruhunuzu sarmıştır, bir süre yetecek suyunuz da var ama sonuçta suya, ormana, yeşile, denize erişmek te istiyorsunuz, ama ne yöne gideceğinizi bilemiyorsunuz. Yaptığımız en büyük yanlışlardan biri bence her sabah uyanınca farklı bir yön arayışıdır. İki gündür bu yöne gidiyorum ulaşılacak bir yer bulamadım bir de bu tarafı deneyeyim demektir. Bu düşünüş şekliyle belki de yıllar boyunca bir yere ulaşamazsınız, çölün ortasında dolanıp durursunuz, halbuki belli bir yön belirleyip o yöne doğru kararlı bir şekilde gidebilirseniz sonunda çölü geçip tüm benliğinizin özlediği bir yerleşim yerine ulaşacaktınız. Belki de yolunuzun üstünde tüm arayışlarınızı sona erdirecek suyu ve yeşili bol bir vaha bile bulabilirdiniz. Evet haklısınız başlangıçta doğru bir yön seçip o yöne doğru ilerleyebilseydik çölü çok daha kısa bir sürede aşmamız mümkün olacaktı, ama önemli olan bence çölü aşmayı becermek bunun için kısa veya uzun, doğru veya yanlış bir yönü belirleyip, yani yeni ortamınıza uygun düzeni kurup ilerlemektir. Briçte de kimi zaman ne yöne gitmemiz gerektiğini bilemiyoruz kozları mı toplayalım yoksa çakalarla mı oyunu yapmaya çalışalım. Eğer iki yönünde başarı şansı varsa birini seçip uygulamak gerekir, bizi başarısızlığa iten en yanlış uygulama ise bir yöne doğru başlayıp sonra fikir değiştirip diğerini uygulamaya çalışmaktır. Bu yöntemle vahaya ulaşmanız mümkün değildir, ancak şansınız yardımıyla sizi suya ulaştıracak birini bulursanız o başka.
07.Ekim.2007

YASALAR ve ANAYASA FARKI

Briçi Dünya Briç Federasyonu yasalar ile tarif etmiştir. Örneğin yanlış taraf atak ederse ne olur, sırasız bir konuşma yaparsanız ne olur, elinizde varken o rengi vermezseniz ne olur falan. Bütün bunlar yasalarla tanımlanmıştır, direktörler de bu yasaları uygulamakla sorumlu kişilerdir. Yani yasalar yapılan bir yanlışlıktan rakip oyuncuların zarar görmesini önlemek amacını taşımaktadır. Ülkemizdeki yasalar da aynı briç yasaları gibi, diğer vatandaşların zarar görmesini önlemek, zarar verenlerin de verdikleri bu zararın karşılığı olan bedeli ödemek zorunda bırakılmalarını sağlamak amacındadır.

Anayasa ise yasalardan farklı bir kavramdır. Ülkemizde anayasamız yenilenmeye çalışılıyor ama gözlemlerim anayasa kavramının daha ülkemizde yeterince oturmadığı şeklinde. Çünkü temelde anayasa ülkede yaşayanların aralarındaki ilişkileri, bu ilişkilerdeki özgürlük sınırlarını tarif eden toplumsal bir sözleşme olmalıdır. Bu öyle bir sözleşmedir ki devlet bu sözleşmede taraf olamaz. Halbuki ülkemizde anayasa denildiğinde devlet ve bireyler arası ilişkileri, devletin kendini korumasını, veya vatandaşın devletten korunmasını anlamaktayız. Halbuki esas olan vatandaşların birbirleriyle olan hak ve özgürlük sınırlarının tarif edilmesi ve bu konuda toplumsal bir uzlaşmanın altına imza atılması olmalıdır. Bu uzlaşma sağlandığı zaman devlet yasalarla bu uzlaşmayı koruyan konuma oturabilir.

Bricin de bir anayasası vardır ki briç oynayanlar bilir (genellikle bilirler). Partnerinize kaba davranamazsınız, sizin özgürlük alanınız partnerinize veya masadaki rakiplerinize hakareti içeremez. Sınır tartışma ve aşağılama arasındaki çizgidedir. Dilerim yeni anayasamız bu kavramlarda ülkemizdeki tüm yaşayanları kapsayacak şekilde düzenlenir.
30.Eylül.2007

YORGUNLUK KAYALARI BİLMEMEKTİR

Geçenlerde BBO’da dostlarla briç oynuyorum saat oldukça ilerlemiş, sanırım 35-40 bord falan oynamışız. Bir arkadaş ben artık hiçbir şey sayamıyorum bırakalım mı dedi. Diğerleri de evet çok yorulduk artık yeter dediler, bıraktık. Ben kendime baktım ben bir 30 bord daha oynayabilirim, yaşım hepsinden ilerde peki ben yorulduğumu neden farketmiyorum veya neden yorulmuyorum ? Bu konuda düşünürken geçmiş talebelerimden birinin sözleri aklıma geldi, demişti ki hoca her eli çözmek için ben 2-3 dakika harcıyorsam sen 15 saniye harcıyorsun ondan dolayı 2 seanslık turnuvada ilk seans iyi gidiyor 2. seansta performansım düşüyor. Peki ben bunu nasıl yapıyorum ? Bazı eller sanırım bende otomatik çözümlere ulaşmış o eli çözümlemek için güç harcamıyorum oynadığım 30 bordda belki 3-5 elde bu düşünce gücüne ihtiyacım oluyor ama geri kalan ellerde gerek defansta gerekse oyunda öncelikleri kafamda otomatik hale getirmiş olmam olayı çözümlüyor. Zaman kullanımı eğitimi almış olanlar bilecektir, eğitim veren bir akvaryuma yumruk büyüklüğündeki kaya parçalarını doldurur doldu mu der, doldu cevabını alınca bir grup küçük çakıl taşlarını da üzerine ilave eder taşlar aralardan kayarak kendilerine yer bulur, sonra üzerine yarım kova kum döker o da dolu akvaryumda kendisine bir yer bulur en son üzerlerine bir sürahi su dökmeye başlar o da içeri sızarak yer bulur. Eğer bu işlemi tersten yapsaydık önce suyu sonra kumu sonra çakıl taşlarını koysaydık kaya parçalarına yer kalmayacaktı der. Bu örnekten alınacak ders gerek briçte gerekse yaşamımızda nelerin kaya nelerin kum olduğunu bilmemiz gerektiğidir. Briçte nelerin kaya taşları gibi temel nitelikler olduğunu bilirsek yani önceliklerimiz oturmuşsa kendimizi fazla yormadan çok kilometre yapabiliriz, gerçek hayatta da neler bizim için kaya taşlarıysa önceliklerimizi onlara verirsek hem yaşam kolaylaşır hem de kendimize ayıracağımız zaman kalır, unutmayın Einstein’ın da, Leonardo Da Vinci’nin de 1440 dakikası vardı sizin de o kadar var, ne bir dakika fazla ne bir dakika eksik !
23.Eylül.2007

GLOKALLEŞME

Dünya hızla değişiyor, yüz sene sonra bazı düşünürler yaşadığımız bu yılların yeni bir çağın başlangıcı olduğunu söyleyecek, biz ise içinde olduğumuz için daha farkedemiyoruz. Glokalleşme kelimesinin türkçesi henüz yok, sanırım bu şekliyle dilimizde yer alacak. Globalizasyon yani küreselleşme ile lokalleşmenin birleşimini anlatan bir kelime. Dünya hızla küreselleşme yaşıyor ama aynı zamanda lokalleşmeninde tırmanışta olduğu bir dönem yaşıyoruz. Yani evrensel değerler lokal değerlerle birleşiyor artık ulusal aktivitelerin gücü eski dönemlere göre iyice zayıflama yolunda. Bu görüşü yine briçle anlatayım, Federasyonun Türkiye genelinde turnuvaları var bunlar da her yıl ilgi görülüyor katılımcı sayıları arttı ama artık doyuma ulaştı. Öte yandan yerel briç klüpleri de turnuvalar, festivaller, şenlikler düzenliyor. Ağustos’ta Arhavi briç şenliği, Çanakkale 6.Truva briç festivali, Eylül başı 23. Mersin briç festivali yaşandı. Ben Çanakkale ve Mersin’e katıldım. Hepsi de katılımcılara inanılmaz keyifli briç sundular. İşte tam glokalleşme dediğim olay, hem küresel ilkelere uygun bir aktivite yapıyorsunuz ama yöresel değerleri de unutmuyorsunuz. Çanakkale’de Çanakkale savaşlarının anılmasının yanı sıra bu turnuvanın barışa katkısını vurguluyorsunuz. Mersin’de ise belediyenin spora, düşünce gücünün önemine inanışını, insanların artık turizmi belli bir aktiviteyle birleştirmesini gözlemliyorsunuz. Gelen yabancılar kendi ülkelerinde yaşadıkları bricin aynısını ama geldikleri yörenin kültürüyle harmanlanmış bir şekilde yaşayıp büyük bir lezzet alabiliyorlar. Yörenin kültürünü tanıyor, yöre insanlarıyla dostluklar kurabiliyorsunuz. Ben Çanakkale bricinin Mehmet Bayram’ını bu vesileyle tanıdım ve böyle bir kişiyi tanımaktan dolayı da çok mutlu oldum. Mersin festival sonuçlarına gelince Patton takımlarını artık yakından tanıdığınız Orhan Ekinci – İbrahim Yücekök, Ergun Korkut ve ben yani bizim takım kazandı, İkiliyi ise Yusuf Sohtorik – Metin Ekşioğlu aldı İkinciliği Mersin’den Orhan Asker – Erkul Ateş üçüncülüğü de Süleyman Kolata – İrfan Doğan kazanırlarken Ergun ve ben 9. olup senyör kupasını aldık. İki kupayla dönmek bayağı güzelmiş dostlar.
16.Eylül.2007

ASKERLERDE BRİÇ

Bazı günler vardır ki o günlerde eski anılarımla buluşur, onları tekrar tekrar yaşar, bu dünyadan göç etmiş kişileri hayırla yadederim. Bence zaten gerçek ölüm isminizin son defa anıldığı an gerçekleşir, eğer ölümünüzden seneler sonra bile isminizi hayırla anan kişiler varsa daha ölmemişiniz demektir. 9 Eylül de benim için böyle bir gün, sanırım çoğumuz bu günün İzmir’in düşman işgalinden kurtulduğu gün olduğunu biliyoruz, ama bence Türkiye’nin tarihinde önemli dönüm noktalarından birisidir o gün.

Ailece çok güldüğümüz bir anekdottur, yıl ellilerin başı, Paşadedem 1 pik oyun açar zamanın bakanlarından olan ortağı 1 sanzatu der, Paşadan 2 pik, ortağı 2 sanzatu, paşadan sinirli bir ses tonuyla 3 pik, kartları kapatır önüne koyar, ortağı biraz düşünür ve 3 sanzatu deyince patırtı kopar, babamdan kontr, Paşa “ Hay seni bakan yapanlara” diyerek 4 piki deklare eder. Tabii ona da kontr oyun üç içeri. Bu öyküyü briç camiasının yakından tanıdığı rahmetli Güven Erkaya paşaya anlattığımda o da çok gülmüştü. Güven paşa da briç dünyasına büyük katkıları olmuş kişilerdendir, nur içinde yatsın. Öykü İzmir’i işgalden kurtaran kolordunun komutanı ve Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı Fahrettin Altay’ın öyküsü, o da bir satranç ve briç bağımlısıydı ne zaman nerede öğrendi bilemiyorum. Ama İsmet paşa’nın Yemen’de zamanın Harbiye nazırı Ahmet İzzet paşadan öğrendiğini sizlerle paylaşmıştım hatırlarsanız. O devrin büyük komutanlarının pek çoğu briçi stratejik düşünmeyi geliştiren bir oyun olduğu için biliyorlardı. Gençliğimde Karşıyaka’da briç avcılar kulübünde çok oynanırdı, orada Cemal Gürsel paşanın, rahmetli Cemil Omaç hocanın briçlerini seyrettiğim zamanlar olmuştur. Onlar da dönemlerinde briçe gönül vermişlerdendi. Bugünün askeriyesinde zaman zaman briççileri görüyorum ancak bricin harp akademisinde resmi ders olması gerekli diye düşünüyorum. Kaldı ki siyasete gönül verip ülke yönetimine soyunmuş kişilerin bir okulu olsa orada da kesinlikle briç eğitimi yapılmalı, hatta briç bilmeyenler hükümete alınmamalı.
9.Eylül.2007

KARDEŞİM ÜNİVERSİTE KAZANDI !

Kardeşim Zafer 46 yaşını aşmış İzmir iktisat fakültesi pazarlama bölümü mezunu şimdilerde bir gıda şirketinin üst yöneticisi olarak çalışmakta, bu yıl kızları Başak’ın üniversite senesi. Yıl boyunca dershaneler hocalar falan epey zorlandılar sonuçta haziranda sınavlara girerken bir de ne göreyim Zafer’de kaydını yaptırmış o da sınavlara gireceğini söyledi. Ailecek çok güldük. Saçmalama birader senin ne işin olabilir üniversite sınavlarında dedim ama kıza destek olayım bir de kendimi görmek istiyorum cevabını almıştım. Sonuçlar geldi kız mühendislik seviyesinde bir puan almış sevindik tabii, Zafer’e sordum sen ne yaptın diye o da ben de kazandım dedi. 1.600.000 gencin girdiği sınavda 600.000 lerde bir derece yapmış. Yani 1 milyon Türk gencini geride bırakmış. Zafer’in üniversite yıllarının üstünden 25-30 yıl geçmiş, bu arada matematik vs. çok değişmiş bizim okuduğumuz matematikle alakası kalmamış, çocuklar giriş sınavına hocalar nezaretinde yıl boyu çalışmışlar o ise işten kızını dershanelere götürecek zamanı çok az bulabilmiş, ve çok da parlak bir eğitim grafiği olmayan kardeşim 1 milyon genci geride bırakacak bir performans sergiliyor, hadi üniversitede hoca olsa, doktorası vs. olsa belki ama eğitimini üniversiteyi bitirmesiyle bitirmiş bir kişinin bu sonucu alması komik. Bunun kardeşimin başarısıyla ilgisi yok bu eğitim sistemimizin ne dereceye kadar çöktüğünün bir göstergesi, eğer Zafer sonuncu olsaydı hiç şaşırmazdım normaldir bunca yıl sonra zaten ne yapabilirdin ki derdim. Ama aldığı bu sonuç, Türkiye’deki liselerimizin kalitesini, başarı düzeyini ortaya çıkardığı için gerek milli eğitim bakanlığı gerek liselerimizin eğitimcileri, gerekse de Türkiye’deki sivil toplum kurumlarının oturup üzerinde düşünmesi gereken bir sonuç. Defalarca söyledim tekrarlayayım, eğer ilerde ülkemizi emanet edeceğimiz kuşakların iyi yetişmesini istiyorsak, liselerde briç seçmeli ders, üniversitelerde ise kredili ders olarak yer almalı ve ülkemizdeki stratejik düşünme düzeyi yükseltilmeli.
2.Eylül.2007

ÇANAKKALE’DEN MERSİN’E

Festivalleri seviyorum, briç festivali olsun müzik festivali olsun bir tür şenlik gibi geliyor bana. Hem öyle bir şenlik ki bir yarışma var ama bu yarışma bir Avrupa şampiyonası veya milli takımlar arasındaki resmi bir maç gibi insanları geren, strese sokan bir yarışma türü değil. Festivallerde yarışmanın ötesinde eğlence boyutu da önemli oluyor ben işte o boyutu seviyorum. Sizler bu yazımı okurken ben bölgesel turnuvalardan birisi olan Çanakkale briç festivalindeyim, bu yıl 25-26 Ağustos tarihlerinde Çanakkale briççilere evsahipliği yapmakta, konuyla ilgili gördüklerimi önümüzdeki yazılarımda zaman zaman sizlerle paylaşacağım. Ancak bu gün deyinmek istediğim ise en eski ve artık en yerleşmiş sayılabilecek bölgesel turnuva, bu yıl 23. cüsü yapılmakta olan Mersin briç festivali. Mersin festivali kanımca artık gerçek bir uluslararası nitelik kazanmış durumda. Her ne kadar İtalyanın ünlü oyuncusu Dano de Falco ve Gabriella Olivieri turnuvanın gediklisi olmuşlarsa da bu yıl daha pek çok yabancı isme ev sahipliği yapılacak gibi görünüyor. Örneğin Polonya’dan Krzysztof Martens, Krzysztof Jassem, Andrzej Jaszczak, Bulgaristan’dan Avrupa şampiyonu olmuş Victor Aranov, İlko Popov, Hindistan’dan Wasanti Shah, Norveçten Thomas Charlsen, Arild Rasmussen, Bjorn Bentzen, Bjorn Olov Ekren, Kirsten Rita Arnesen isimleri briç camiasında bilinen yabancı oyuncular. Bunların dışında İspanyadan 2, Malta’dan 5, Galler’den 5, İzlanda’dan 4, İsveç ve İsviçreden gelecek olanlar var. Bu saydıklarımdan başka dünya yıldızlarından İngiliz Hackett ve Armstrong da – daha kesinleşmese de - katılacaklarını söylemişler. Mersin briç festivali bu yıl gerçek bir uluslar arası festival olacak gibi görünüyor. Bu konuda Mersin belediyesi benim tanıdıklarım içinde katkısı en yüksek gerçek bir sponsor, umarım bu yılki turnuva geçtiğimiz yıllara göre gerek briç kalitesi gerek organizasyon kalitesi yükselmiş uluslararası bir aktivite olarak yıllar boyu hafızalarımızdan silinmez.
26.Ağustos.2007

ZORLANMAK DA YAŞAMDIR

Yaşam devam ederken sürpriz programlar daima benim sevgilim olmuştur. Örneğin bir Cumartesi sabahı kalkıp ev halkına ve sevdiğim bir arkadaşıma hadi Edirneye gidelim Selimiye camisini ziyaret edelim, ciğer yiyelim, geceyi geçirip Pazar günü dönelim önerisi kabul görünce keyifli ve de o ölçüde heyecanlı bir haftasonu anısı oluşturmuşuzdur. Bu tür plansız programların insanların kan dolaşımlarını hızlandırdığını ve yaşamdan aldıkları keyfi belirginleştirdiğini düşünüyorum.

Diğer taraftan yaşamımdaki ana düzenim bozulduğu zaman tüm keyfim kaçıyor. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse geçen Cumartesi gecesi İstanbula döndüm Pazar sabahı kalktım yemek ve temizlik işlerime yardımcı kadına kapıyı açtım önümdeki haftanın yemekleri için aldığım malzemeleri gösterip neler istediğimi söyledim. Ben bilgisayar başına oturdum Cumhuriyet gazetesi yazılarım için, kadıncağız mutfağa girdi yemekleri hazırlamak için, çalışmaya başladık, yarım saat sonra geldi gazın bittiğini yemeklerin yarıda kaldığını söyledi. Hemen telefona saldırdım acaba Pazar günü gaz bulabilirmiyim diye, ikinci bir tokat, telefonda çevir sesi yok ! Telefon arızaya geçmiş, cepten arızayı ara, kayıt yaptır derken çat diye bir ses çamaşır makinesi durdu, ne oluyor aman, elektrikler kesilmiş, koş bilgisayar başına ekran karanlık, bu kargaşada yaptığım çalışmayı da hafızaya almamışım tümü gitmiş, öyle derin bir offf çekmişim ki kadın koştu bir bardak su getirdi. Suyumu içerken brici düşünmeye başladım orada da kimi zaman herşey ters gitmeye başlar, empaslarınız tutmaz, ceza kontru atarsınız öyle bir yer çıkar ki oynayan bir de fazla yapar, rakipler söylenmeyecek bir altı deklare ederler yanlış atağa yapar giderler. Briçte de çok zorlandığımız anlar yok mu ? Ama yaşam yalnızca Edirneye gidip keyif yapmak değilki, problemleri çözmeye çalışmaktır asıl yaşam. Biraz sonra elektrikler geldi, telefonum yapıldı, komşudan tüpünün yedeğini rica ettim verdi, ben de yazımı tekrar yazmaya oturdum.
19.Ağustos.2007