2005 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2005 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BRÜKSEL’DE BRİÇ -1

İşim nedeniyle yaklaşık bir aydır Brüksel’deyim. Gelmişken bir briç klübünü ziyaret edeyim ve sizlerle paylaşayım istedim. Öncelikle şunu söyleyeyimki buralarda haftaarası briç yok denecek kadar az. Haftasonu daha kalabalık turnuvalar oluyormuş ama haftasonları kalmadığım için henüz göremedim. Hafta arası için Belçika bayan milli takımının bir zamanlar as oyuncusu olan Simone ile sözleştik. Beni bir tenis klübünün briç gecesine götürmeyi teklif etti. Buralarda tek başına briç klübü olarak çalışan klüp tek tük bulunabiliyormuş onlarında pek çoğu gündüzleri yeni başlayanlara dersler ve turnuvalar, deneyimli briççiler için de rober briç mekanı olarak genellikle gündüzleri çalışıyorlarmış. Briç klübü tek başına kendini finanse edemiyormuş bu nedenle bazı sosyal klüpler (ör.tenis klübü gibi) belli gecelerini briç faaliyetlerine ayırmışlar. Simone bu tenis klübünün Perşembe geceleri saat 8 de bir turnuva düzenlediğini öğrenmiş gidelim dedi. Neticede biraz arama sonrası saat 19.45 de klübü bulduk. Klüp yöneticisi o hafta yaklaşan noel aktivitileri nedeniyle briç turnuvası yapılmama kararı aldıklarını, çok üzgün olduğunu, ama bizleri geri döndürmemek için takım maçı organize edeceğini söyledi. Sonuçta 5 çift dönmeli olarak beşer bordluk maçlar yaptık. Buradaki turnuvalarda beş masa sonrası KG ve DB birinci ve ikincilerine kupa değil para ödülü veriliyormuş. Biz o masa sayısını bulamadığımız için birincilik ödülümüzü alamadık (yani 1. olduk). Yaşadıklarım içinde Türkiye’den farklı olarak kişilerin sessizliğini ve her oynayanın oyunu inanılmaz düşünerek oynadığını söyleyebilirim. Basit bir el oynanırken bile ister defanstaki kişi olsun isterse oynayan kişi olsun Türkiye’dekinin enaz iki katı düşünme süresi kullanıyorlar. İkinci ilginç olay atak kartı masaya deyinceye kadar konuşmalar masadan kaldırılmıyor. Simone Aralık sonuna doğru Belçika’nın milli oyuncularının katılacağı yeni bir aktivite düzenlemeye çalışacakmış ileride onu da sizlerle paylaşacağım.

25.Aralık.2005

BRİÇ DAHİSİ ELY CULBERTSON (1891 – 1955)

Günümüz bricini borçlu olduğumuz en ünlü kişi. Kafkas petrollerinde çalışan bir amerikalı mühendis ile o yöredeki Kazak başkanının kızının evliliğinden olan bu kişi son derece sıradışı bir ömür sürmüştür. 1907 de Rus devriminin altyapısını oluşturan öğrenci faaliyetleri içindeydi. 1908 de Yale, 1910 da Cornell, 1913-1914 de Sorbonne (economy politique), 1915 te İsviçre Geneve universitesinde izlerini bulabiliyoruz. 1917 Rus devrimi sonrası ailesi tüm maddi varlığını yitirince Culbertson’u Paris’te hayatını kart oyuncusu olarak sürdürmeye çalışırken görüyoruz. 1921 de beşparasız olarak yeniden Amerikaya döndü. 1923 te briç öğretmeni Josephine ile evlendi. Bir yanda briçte yükselirken bir yandan bricin para üreten yanlarını oluşturdu. Aylık briç dergisi “The Bridge World” u kurması, briç kitapları basımı yapan bir basım evi sahibi oluşu, Kem oyun kartları, Briç eğitmenleri derneğinin kurulması hep bu dönemin çalışmalarıdır. İkinci dünya savaşının yaklaşması nedeniyle 1938 lerde brice olan ilgisi azalırken dünya siyaseti üzerinde yoğun fikir ve çalışmalar üretti. Savaş sonrası Birleşmiş Milletler’in kuruluşunda onun sezgisel yönlendirmeleri çok katkıda bulundu. Bir defasında da onun teklifleri 17 senatör ve 42 kongre üyesi imzasıyla ABD Kongresinde tartışıldı ve oylandı. 1938 de ilk evliliğini bitiren Culbertson 1947 de o zaman 21 yaşında olan Dorothy Baehne ile evlendi. Her iki evliliğinden ikişer çocuğu olan Culbertson 7 dili akıcı bir şekilde konuşurken bunların dışında 6 dilde de okuyacak kadar donanımlı idi. Yaşamının son zamanlarında briçden kazandıklarıyla yedi dönüm bir bahçe içinde 45 odalı lüks bir malikanede oturan, sadece kravat almak için İtalya’ya giden, sabah kahvaltılarını çay ve havyarla yapan Culbertson’un, brice kazandırdığı yüzlerce oyun, defans ve deklarenin arasında, el değerlendirmede Culbertson löve sistemi (2,5 löve oyun açar!) ile koz önörleri sorusu Josephine 5SA günümüze kadar kalan en ünlü briç anlaşmalarıdır.

18.Aralık.2005

BRİÇ İKİ PERDELİ BİR OYUN

Briç oyunu iki perdeli bir eserdir. Birinci perdede herkes birtakım varsayımlar ile bir gerçeği tahmin etmeye çalışır. Birisine göre gerçek 3SA’dır. Bir başkasına göre gerçek 4 Pik olabilir. Defansta bulunanlara göre gerçek ancak 3 Pik ise bunu kontr ederek belirtirler. Ama gerçeğin ne olduğu eserin ikinci perdesinde anlaşılacaktır. Diyelim ki son derece mükemmel bir deklarasyon sistemiyle gerçeği doğru tahmin ettiniz. Bu iki elin toplamında 4 Pik var. Güzel, işiniz bitti mi ? Hayır. İşiniz asıl şimdi başlıyor. Gelinen bu kontratı kötü bir yer oyunu ile batırırsanız , kimse size aman ne kadar iyi bir deklarasyon ustasısınız demez. Üstelik, ikinci perdede sahnedesiniz, spotların altındasınız ve en önemlisi yalnızsınız. Ayrıca tahmin edilen gerçeğe ulaşamamanız için savaşan sağınızda ve solunuzda iki kişi var. Kaldıki karşınızdaki kişinin de her zaman kalben sizin yanınızda olduğu söylenemez. Bütün bunların dışında birinci perdede korunma güdünüzün kullanmakta olduğu çok güçlü bir silah vardı, ortağınızın saçmasapan deklarasyonları. Artık bu silahınız da yok, dolayısı ile masadaki herkes gibi siz de biliyorsunuz ki oluşacak bir hatanın tek sorumlusu yalnız ve yalnız kendinizsiniz.

Atak kağıdıyla oyunun ikinci perdesi başlar.

Bu nedenlerle açık kart oyunu bricin özünü oluşturur. Yeni briç öğrenenlerin daha yoğun bir kart tekniği çalışmalarına gereksinimleri olduğunu düşünüyorum. Bu konuda “Bridge Master” programı ile çalışmanızı öneririm, her seviyedeki briççiler için öğretici bir program. Zaman zaman ben bile geri dönüp tekrarlar yapmaktayım. Programın temini için briç klüpleriniz size yardımcı olacaklardır.

11.Aralık.2005

YAŞAMIN SIRRI SEÇİM YAPMAK

Yıllar önce Afrodisias’da (Denizli yakınlarında bir ören yeri gitmeyenlere öneririm) bir Avustralya’lı turistten öğrendim çocuklarımıza verebileceğimiz en önemli eğitimin, ineklerin sindirim sistemi olmayıp, seçim yapma ve karar verme eğitimi olduğunu. Karar vermek, sayı saymaktan geçiyor. Yaşamın her alanında bazı seçenekler, diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü. Başarı ise seçenekleri değerlendirmek, öncelik sıralamasına sokmak ve en iyiyi seçmekten geçiyor. Yıllar önce okuduğum bir şeyi şimdi daha iyi anlıyorum: “Her şey olan bir şey, hiçbir şeydir.” Başarının sırrı; her şey olmak değil, bir şeyde en iyi olmakmış veya en iyiyi seçebilmekmiş. Tabii seçim yapabilenlere..... Beste yapmak için bile notaları seçmek gerekiyor, ama onları da kulağa hoş gelecek uygun bir sıralamayla seçmek gerekiyor.

Briçte de başarı, seçenekler arasında seçim yapmakla yakalanır. Ancak en doğruyu seçmeyi becermek o kadar da kolay değildir. Ortakla serbest konuşmamıza izin verildiği zaman en doğruya ulaşmamız göreceli daha kolay olacaktır ama bilgisayar dağıtımı briçte artık çok ender buna imkan bulabiliyoruz. Artık rakipler konuşma alanımızı çok daraltan deklarelerle bizi sıkıştırıyorlar. Bu durumda uyguladığım kural ise “en mükemmel sonucu aramak” yerine “en mümkün sonuca razı olmak” olmuştur, "Good bridge is not BEST RESULT POSSIBLE, its BEST POSSIBLE RESULT." Bu stratejinin bazı ellerde eksik kazanç getirse de uzun vadede çok da zararını görmediğimi söyleyebilirim.

Sürekli en mükemmeli aramak seçimlerimizde hataya daha fazla açık olmak ve de çoğu zaman anın güzelliğini kaçırmak değil midir ?

04.12.2005

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU SORUNU

Mersin briç festivalinde Alman milli takımı oyuncularından Michael Elinezcu ile bir aksam sohbet ediyorduk. Söz dönüp dolaşıp usta briççilerin davranış bozukluklarına geldi. Elinezcu usta briççiliğinin yanısıra tanınmış bir psikologtur. Bir turnuva finalinde Soloway’e (amerikalı büyük usta) karşı oturduğunda briçte daha sigara yasağının başlamadığı zamanlarda Soloway’in sigara yüzünden çok hırçınlık ve terbiyesizlik yaptığını, amacının yarışma ortamını germek, bu gerilim içinde kendisine yarar sağlamak olduğunu söyledi. Rakiplerine ve hatta partnerine bile davranış bozukluğu gösteren diğer usta briççilerden söz ettiğinde de neden böyle olduğunu bir psikolog olarak görüşünü merak ettiğimi söyledim.

Elinezcu’nun görüşüne göre parlak briççilerin pek çoğu briç dışında toplumda değer olarak görülecek bir başarıya sahip değillerdi. Bu kadar parlak, zeki ve alanlarında büyük başarılara imza atmış bu kişiler toplumun değerli bulduğu diğer alanlarda tam bir hüsran örnekleriydi. Ne mesleklerinde bir başarıları vardı ne de briç dışında toplum kendilerine bir değer veriyordu. Başarının belli bir alana sıkışmış bu hali, kişilerde ister istemez, gereksiz sertlik, aşırı tepki verme, hoşgörüsüzlük, megalomani, kontrolunu kolayca kaybetme ve de negatiflikten doyum sağlama gibi olumsuz davranış şekillerinde görünüyordu. O akşam Elinezcu ile kendi yanlış davranışlarımızdan da söz ettik.

İyi briççi olmak hiç kolay değil ama gelişmiş insan olmak galiba hepsinden zor.

27.Kasım.2005

OYUN TEKNİĞİ - 1

Bugün biraz kart tekniğine bakacağız. Bazı dağılımlarda 2 löve almak için gereken oyun şekli ile 3 löve almak için gereken oyun şekli farklı olabilir. Kontratın kaderi çoğu zaman alabileceğiniz löve adedine bağlıdır. Aşağıdaki dağılımlar için 2 ve 3 löve alabilecek en iyi oyun şeklini bulmaya çalışın.

EL YER
1- 432 ........ AJ105
2- 1032 ...... AJ84
3- 1032 ...... AJ65
4- A1032 .... J654
5- K32 ........ Q1043

1- 2 löve için yere onluya oynayın, kaybederse önce as çekip şimdi valeye doğru oynayın. 3 löve için yere onluya doğru sonra yere valeye doğru oynayın.
2- 2 löve için önce as çekin sonra yerden ele onluya doğru oynayın, sadece soldaki Kx / Qx e kaybederseniz. 3 löve için yere sekizliye oynayın.
3- 2 löve için yukarıdakinin aynısı, 3 löve için yere valeye doğru oynayın ruva ve damı içerde bulmaktan başka şansınız yok.
4- 2 löve için önce as çekin sonra valeye doğru oynayın, 3 löve için yerden ele onluya doğru oynayın sağdaki ikili onöre veya iki onöre kazanırsınız.
5- 2 löve için önce dama doğru küçük, sonra ruvaya, en son onluya doğru oynayın Jx ‘e kazanırsınız. 3 löve için önce ruvaya doğru oynayın sonra yere doğru oynayıp onlu koyun.

Köşeye katkıda bulunan Ankara’dan Emin Başaran’a teşekkürlerimle.

20.Kasım.2005

KADIN - ERKEK FARKLILIĞI

İnsanoğlunun ilk zamanlarında erkek ve kadın fiziksel güçlerindeki farklılık nedeniyle şöyle bir iş bölümü yapmışlardı, erkek dışarda avlanacak ve eve (mağaraya) yiyecek getirecek, kadın da evden ve çocuklardan sorumlu olacaktı. Kadının bu sorumluluğu yerine getirebilmesi için pek çok alana aynı anda odaklanabilmesi gerekiyordu, bir yandan çocuklara sahip olurken bir yandan mağaranın güvenliğini kontrol altında bulundurması, yemek konusunu çözerken düzen konusunu da gözardı etmemesi şarttı. Bu işbölümü kadının birden çok alana odaklanabilme yeteneğini geliştirdi. Erkek ise bu sırada ava odaklanması, avı kaçırmadan ve de kendini tehlikeye atmadan ailenin yemek ihtiyacını karşılaması gerekiyordu, bunun için de erkek tek noktaya yüksek odaklanabilme yeteneğini geliştirdi. Bu düzen erkek ve kadında farklı konsantrasyon seviyeleri ve becerileri geliştirdi. Alfa beyin dalgaları (geçen haftaki konu) erkeklerde kadınlara göre çok daha çabuk harekete geçirilir ve yüksek noktada tutulabilirken, Beta dalga boyu kadınların yaşamlarında daha önemli bir yer tutmaya başladı. Tabii istisnalar olmakla beraber bugün bir briç oyununda yandaki masaya kimin gelip kimin gittiğini, o masada oturan kadının bugün hangi yüzüğü taktığını kadınlar rahatlıkla algılarlarken, erkekler masaya gelip kendilerine selam veren dostlarını bile neden sonra farkedebiliyorlar. Bu formasyon farklılığı kadınlarda kimi zaman bir tarafın oynanan renge uymadığının farkedilmemesi şeklinde görünen konsantrasyon kaybının da izahı bence. Ancak bu konu, genetik atalarımızı suçlamak yerine, önce nedenin farkedilmesi (tek noktaya konsantrasyon eksikliği) sonra bu eksikliğin özel bir dikkat ile yükseltilmesiyle giderilebilir.

13.Kasım.2005

ALFA, BETA, TETA

Bireylerin öğrenirken kullandıkları öğrenim şablonu “ işitsel, görsel, kinestetik” mekanizmalardan oluşmaktadır. Her bireyde bu üç metod bulunmasına karşılık bir tanesi diğerlerine göre daha belirleyici olmaktadır. Öğrenme aşamasında ki kişilerin beyin dalgaları incelendikleri zaman “alfa, beta, teta” diye isimlendirilen üç dalga boyu gözlenmiştir. Alfa dalga boyu en yüksek frekansa sahip dalga olup öğrenim sürecinde olaya yoğunlaşabilmek için bu frekansın aktive edilmesi gereklidir. Her bireyde öğrenim şablonuna bağlı olarak bu dalganın harekete geçirilebilmesi için görsel ağırlıklı mekanizmaya sahip kişilerde görsel etkiler örneğin çalışma ortamındaki düzen, renk, ışık son derece önemliyken, işitsel kişilerde örneğin ortamın sessizliği, konuşanın ses tonu ve vurgulamalar önem kazanmakta, kinestetik kişilerde ise edilgen yerine etken konumda olmaları ve fiilen olayı yapmaları ağırlık taşımaktadır. Beta dalga boyu daha düşük frekansa sahip bir dalga olması nedeniyle daha düşük yoğunlukta yapılabilen işler için geçerlidir, dış dünya ile iletişimi, sentez yapabilme becerisinin harekete geçtiğini, aynı anda birkaç iş yapma sürecini içerirken, Teta dalga boyu ise yaratıcılık, içe dönüm, müzik ve duyarlılık içeren işlerdeki bir dalga boyu olup en düşük frekansa sahiptir. Bu üç dalga boyunu, tv’de ilgi alanınızdaki bir programı tam konsantre izlerken alfa dalgalarını, çeşitli programlar arasında zaplama yaparken, belki bir yandan bir aksiyon filmi izlerken bir başka kanalda televole magazin programı izleme durumunuzda betayı, acıklı bir filmin en duyarlı sahnesinde gözlerinizin yaşarması veya bir senfoni orkestrasının konserinde hayallere daldığınız durumda teta dalgalarını tanımlayabiliriz. Öğrenim mekanizması bu üç genetiksel öğrenim mekanizmasıyla üç dalga boyunun bileşim işlevidir.

06.Kasım.2005

BRİÇ EĞİTİMİ Mİ / ÖĞRENİMİ Mİ?

terbiye olması için bireyleri eğmek, itmek hatta gerekirse bükmek kavramını içerir. Toplumsal yaşamda yer almasını istediğimiz hayvanları eğitiriz, örneğin köpek eğitim merkezleri. Batı dünyasında bu kavramlar “training” ve “educating” olarak net bir şekilde ayırılmıştır. Eğitimde, eğittiğiniz kişinin kendi kişiliğinin getirdiği davranış ve doğal yeteneklerini bir yana bırakıp eğitimin içerdiği becerileri sergilemesi amaçlanır.

Öğrenim ise, bireyin, evrenin ona sunduğu imkanları, evrenle uyum içinde kullanabilmesi için, kendi yeterlik, kısıt ve ihtiyaçlarını keşfetmesine ve sonra da onları gidermesine, yine kendi talepleri uyarınca yardımcı olunması sürecidir. Bu sürecin hayvanlarla bir ilişkisi olamayacağı açıktır, öğrenmek ihtiyacının tamamen insana ait bir talep olduğu bu tariften anlaşılmaktadır.

Bu tarife göre briç öğretmenleri kişilerin briçteki ilerlemelerini ölçümlemeli, onların ilerleme tempolarına uygun bir öğrenim süreci uygulamaları gerekirken acaba ülkemizde briç öğrenimi böyle mi yapılmaktadır? Benim gözlemlerim (biraz belki de ticari kaygılarla) kişilere briç seviyelerinin çok üstünde birtakım konvansiyonlar ezberletilmekte ve onların bu konvansiyonları nedenini bilmeden uygulamalarını istemek yönündedir. Briç bir düşünme, analiz ve sentez oyunudur, ezberdekileri ortaya koyma oyunu değildir. Bu öğrenim metodunun ülkemizdeki geniş briç tabanının hala yeterli bir kaliteye ulaşamamasında önemli bir neden olduğunu düşünmekteyim.

30.Ekim.2005

MAHATMA GANDHİ DEMİŞKİ

“The cards you are dealt is your Karma, you cannot change them.
But what you do with those cards is your Dharma “

“Elinize gelen kartlar kaderinizdir, onları değiştiremezsiniz.
Ancak bu kartları nasıl oynayacağınız sizin becerinizdir”

Gandi’nin de bir briç oyuncusu olduğunu biliyor muydunuz ? Evet, hapisteyken briç öğrendiği söylenmekte, nekadar doğrudur bilinmiyor. Ancak önemli bir yaşam felsefesini özetleyen yukarıdaki sözleri biz briççiler için çok önemli. Kimi zaman elimize gelen kartlar büyük bir şansı içerirken o kartları daha büyük bir hırs uğruna heba etmişizdir, kimi zamanda gelen kartların acizliğinden şikayet ederken aralarında bizim için anahtar bir kazanç fırsatını göremeyip olumlu sonuç alma şansımızı tepmişizdir. Briç yaşamımda beni ençok tedirgin eden eller özel dağılımlı kuvvetli ellerdir. Çünkü biz bukadar kuvvetli bir ele sahipken rakiplerimiz hanelerine sayı yazarlarsa birşeyleri yanlış yapıyoruz demektir. Öte yandan bu kadar kuvvetli bir elin hakkedeceği puanı almayıp çok daha azına aman batmayalım diye rıza göstermek de yine yanlış olacaktır.

Uzun vadede kazananlar - yani iyi briç oyuncuları - ellerine gelen kartları doğru değerlendirmeyi becerebilenlerdir. Briç zaten yaşamın bir simülasyonu değil mi ?

23.Ekim.2005

PARTNERİNİZLE .....

Briç tarihinin en büyüklerinden biri kabul edilen Howard Schenken (1905-1979) yaşamında üçü Bermuda Bowl olmak üzere pek çok başarıya imza atmıştır. Jay Becker ile partnerliği o zamanın Amerikasında en güçlü partnerlik kabul edilirdi. “Four Aces” in de kurucusu olan Schenken 1935 de Fransızları yenerek ilk resmi dünya şampiyonu olmuştur. Becker (1904-1987) ise konvansiyon düşmanlığı ile tanınır ve Stayman dahil hiçbir konvansiyon oynamazdı, Becker’in 1981 Vanderbilt’i 76 yaşında iken kazanması Amerika’da olay olmuştur. Schenken, bugün kullanılan pek çok konvansiyonun (zayıf iki, bire iki zon forsingi gibi pek çok modern silahın mucididir) ve de oyun ve kandırma tekniklerinin dahi uygulayıcısıydı. Bu çiftin partnerliklerinin sonuna 1948 yılındaki bir el neden olmuştur. 1SA-3SA ile gelinen bir kontrata Becker kör vale çıkar. Yerde yalnız AQJxxx 6 adet karo vardır, oynayan körü elden rua ile alıp karo empası yapar. Schenken xxxxx / Qxx / Kx / Qxx ile karoyu boşlar, bunun üzerine oynayan elini açarak 6 karo 2kör ve trefl as ile 9 olduğunu söyler. Becker “ Karoyu alıp körü dönseydin oynayan sekiz lövede kalırdı” der. Bu lafa Schenken hiç cevap vermez, oyun sonrası çıkar gider, Becker’le partnerliğini bitirir ve 31 sene adamla tek kelime konuşmaz.

1979’da Becker, Schenken’den bir mektup alır. Mektupta Schenken ilerlemiş bir kansere yakalandığını ve son bir ayına girdiğini ifade ederek geçmişle hesaplaşmak için bu mektubu yazdığını söyler ve “ O ele gelirsek, verdiğin karo 2’liydi, sende 3 adet olacağını düşündüğüm için almadım. Dekleranın elini açmasından sonra oyunun batarken yaptırdığımı benim de görebileceğimi bilmeliydin “ yazmaktadır.

16.Ekim.2005

21. MERSİN BRİÇ FESTİVALİ

Biraz geç olmakla birlikte Eylül başında Mersin’in büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği Türkiyenin tek uluslararası briç festivali hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. Bu yıl 21.si gerçekleştirilen briç festivali benim birkaç yıldır düzenli olarak iştirak etmeye çalıştığım bir briç aktivitesi. Bu sene geçmiş senelere göre çok daha profesyonel bir görünümdeydi. Olaya tahsis edilen spor kompleksi her türlü ihtiyacı karşılayan bir yapıdaydı. Kalınan yer Soli tesisleri ile organizasyonun yer aldığı spor kompleksi arasında otobüs servisi katılımı çok rahatlattı. Bu seneki organizasyona yabancıların katılımı gerek sayı gerekse kalite olarak geçen senekilerin çok üstündeydi. Katılan Alman takımı defalarca Almanyada birinci olmuş, Avrupada ve dünyada pekçok başarıya imza atmış son derece profesyonel bir takımdı. Nitekim hem takım şampiyonasını aldılar hem de ikilide 1. oldular. Katılan Bulgarlar da Avrupada üst sıralarda yer almış briççilerden oluşuyordu nitekim bu başarılarını Mersin’de de gözledik. İngiltereden gelen çift, Amerikalı bayan oyuncu (nitekim miksi kazandı) İtalyan milli takımı oyuncusu Dano de Falco, hepsi son derece deneyimli briç dünyasının yakından tanıdığı kişilerdi. Özel sohbetlerimde hepsi de bu turnuvaya gelmekten çok mutlu olduklarını gelecek yıllarda da katılmayı istediklerini söyledi. Köşe yazarınız da bayan partneri Merih Tokcan ile birlikte 14. olarak ilk defa bir bayanın kazandığı senyör birinciliğini kazandı.

Bu festivalin başarılmasında Mersin briç kulüpleri yöneticilerini ve tüm gönüllülerini ve sponsor olanları candan kutlarken, Mersin belediyesinin olaya bakışını da ayrıca kutlamak gerektiğini düşünüyorum.

09.Ekim.2005

ASKERLİK ÖĞRETİLERİ

Askerlik, bir asker oğlu olmama rağmen çok da barışık olduğum bir kavram değildir. Belki de 68 kuşağı olmam nedeniyle bu konular açıldığında bireyselliğim hemen bayrak açar. Ancak, sivil hayatta da uygulanması zorunlu bazı kavramları askerlik bize öğretir ve insanların pek azı bu kavramları anlar ve de uygular. Her zaman boş kalması gereken acil durum şeridini kendi yolu olarak kabul edip giden sürücüye yanlış yaptığını söylemek sivil hayatta çok sık rastlanmaz ve de pek hoş karşılanmaz ama askerlikte benzer bir olay karşısında buna mecbursunuz çünkü bir takımsanız ve takımın başarısı için ter döküyorsanız kimse “sana ne, sen kendi işine bak” diyemez. Briçte de takım olmak, disiplin ve herkesin üstüne düşeni en başarılı bir şekilde yapmasıyla sağlanabilir. Masada rakiplerinize karşı savaş verirken içerideki odada arkadaşlarınızın “napiyim içimden öyle geldi” brici oynaması takım ruhunu zedeleyecektir. Önemli olan takımın başarısıdır ve herkes takımın başarısı için bireyselliğini aşmak zorundadır. Takımı oluşturan bireylerin kendi bireysel çıkarı veya başarısı için takımın değerlerini veya başarısını gözardı etmesi o bireylerce oluşturulan topluluğun takım olma yolunda daha çok çalışması gerektiğini gösterir. Briç oynarken her zaman sizin kafanıza veya değerler sisteminize çok yakın bir partneriniz olmayabilir ancak takımınızın başarısı için masada tüm bireysel ilke ve değerlerinizi bir yana bırakıp takım olmaya mecbursunuz. Dünyanın bir numaralı partnerliği arasında gösterilen Amerikalı Meckstrott-Rodwell çiftinin briç dışında birlikte bir lokantada yanyana yemek yemeğe bile sıcak bakmadıkları anlatılınca hem hayret ettim hem de takım olabilmenin ne kadar önemli bir olgu olduğunu düşündüm....

02.Ekim.2005

DÜNYA DEĞİŞİYOR, PEKİ YA BRİÇ ?

50’li yıllardan bu yana dünya, her geçen yıl ivmesini arttıran bir değişim rüzgarına kapılmış gidiyor. Teknolojinin yaşam kalitesine getirdiği değişim inanılmaz, briçte de yeni teknolojilerin briç kalitesine getirdiği değişim ve elin ifadesinde yarattığı netlik aynı ölçüde inanılmaz. Ancak insanların düşünce yapısındaki gelişmenin, teknolojideki bu gelişimin yanında çok geride kaldığını da görmek gerekir. Serbest Pazar ekonomisinin yarattığı yüksek rekabete dayanan değişimin, briçte de görülmesi ilginç. Briç oynamaya başladığım 60’lı yıllarda ağırlıklı Goren oynanırdı ve 1kör-3kör zon veya şilem forsingi bir el anlatırdı, 70’li yıllar içinde Acol sistemi Goren’in yerini aldı ve briçte limit kavramı moda oldu. 1kör-3kör 10-12 p davet ellerini anlatırdı, 2000’li yıllarda ise 1kör-3kör rakibe blokatif yapmaya, rakibin konuşma alanını daraltmaya yarayan bir silah. Aynen ekonomide olduğu gibi yüksek rekabete dayanan bir briç anlayışı modası var, yeni briç teknolojileri içinde 1SA forsing, 1 minör – 2 minörün forsing olması, buna karşılık 1 minör – 3 minörün blokatif amaçlı kullanılması, 1 majöre 2SA’nun majör fitini ifade etmesi, transfer deklarelerinin artan kullanım yerleri gibi pek çok alan sayılabilir, acaba önümüzdeki 15-20 yılda ne yönde bir değişim gösterecek bu rekabetçi anlayış ?

Ancak düşünce sporu olan bricin aynı zamanda bir takım oyunu olduğu ve partnerliklerin duygusal saygı ve sevgilerinin takımın başarısında önemli bir etken olduğu kavramı daha yeterince farkedilmiş değil. Kaldı ki briç bir iletişim işidir, iletişimin birinci kuralı da partnerini dinlemeyi bilmektir. Yalnız kendi elini gören bir anlayış ne briçte, ne aile hayatında, ne de yaşamda başarıyı yakalayabilir. Galiba iyi briç oynamak için önce insanın sosyal becerilerinin gelişmesi gerekli.

BRİÇ BİR KUMAR MI?

Sene 1977, hani şu “70 sente muhtaç olduğumuz”, yıllar. Yurtdışına çıkışlar iki yılda bir ile sınırlı ve ben ilk defa milli olmanın mutluluğunu yaşıyorum, ama yurt dışına nasıl gideceğiz? Bricin bir spor olduğuna inanıyoruz ya, devletin bir kademesi bizimle ilgilenir diye umuyoruz, paradan vazgeçtik THY indirimli bilet verir mi? Pasaportlarımıza çıkış izni alabilir miyiz? Derdimiz bunlar, serde gençlik, idealizm ve biraz da saflık var. Spor Bakanlığında bizimle ilginecek bir makam bulamadık, sonra gözümüze Kültür Bakanlığında “Boş zamanları değerlendirme Genel Müdürlüğü” diye bir yer ilişti. Tamam işte bizim yer burası dedik. Araya tanıdıklar falan bulup yüce Genel Müdürden randevu aldık. Ben o zaman federasyon genel sekreteriyim, Federasyon Ankara temsilcimiz Burhan Abi ile gittik randevuya, Genel Müdür önce biraz dinler gibi yaptı, ama biz konuştukça suratının rengi değişmeye başlamıştı. Birkaç dakika sonra patladı adamcağız “Sizler ne utanmaz kişilermişsiniz, kumarında millisimi olurmuş, sizden sonra da pokerciler mi gelecek” diyerek bizi kovdu. Kendi imkanlarımızla ve de yurtdışı briç organizatörlerinden sahte bir “yemek ve kalacak yer tarafımızdan karşılanacaktır” yazısı getirterek yurt dışına çıkabildik. Danimarka’daki Avrupa şampiyonasının açılışını Danimarka Prens’inin kendisi yaptı, tüm Avrupa medyasının briçe ve briççilere bakışını görünce Türkiye’nin haline çok üzüldüğümü anımsıyorum. Sonraki yıllarda da polis baskınlarıyla karşılaştık briç yarışmalarında zaman zaman.

Yıllar sonra, Sn.Süleyman Demirel, Tarabya’daki Cumhurbaşkanlığı yeni köşkünün açılışını bir briç turnuvasıyla süsledi ve biz briççileri onurlandırdı. Bizler bu defa da polis koruması altında briç oynamanın keyfine vardık.

Yavaş da olsa Türkiye gelişiyor arkadaşlar.

18.Eylül.2005

4 SANZATU BABBITT

Yıl 1917 Osmanlı devleti 1. Dünya savaşının tam göbeğinde. Almanlarla müttefikiz ve bütün cephelerde savaşıyoruz. İstanbul’a Scorpion adlı bir Amerikan savaş gemisi kaptanı Babbitt komutasında ziyarete gelmiş, limanda demirli. Amerika daha o sıralar savaşa karışmamış olduğundan geminin ziyareti doğal. Amerikan elçiliğinin resepsiyonunda Talat Paşa ile tanışan Babbitt Talat Paşa’nın da bir briç oyuncusu olduğunu öğrenir ve aralarındaki konuşma konuları brici de kapsar. Ertesi gün Amerika’nın İngiliz ve Fransızların yanısıra savaşa girdiğini ilan ettiği gündür. Almanya hemen harekete geçerek Osmanlı yöneticilerinden Scorpion ve mürettebatının kendisine teslim edilmesini ister. Amerikalılar ise Osmanlı yönetiminde enterne edilme talebinde bulunurlar. Sonuçta Gemi kaptanı Babbit, Talat Paşa’dan bir randevu ister. Görüşmede de Talat Paşa’ya bir briç oyunu teklif eder. Eğer sonuçta Talat Paşa ve ortağı kazanırsa geminin Almanya’ya teslimi ancak kendileri kazanırsa geminin Osmanlı yönetiminde kalmasının sağlanmasını ister. Talat Paşa teklifi kabul eder ve Scorpion’da briç müsabakası başlar. En son ele gelindiğinde durum az farkla Talat Paşa’nın lehine iken Paşa ve ortağı 4 pik deklare ederler, Babbitt ve ortağı da kompetisyon yaptıkları uzun trefl rengine dayanarak 4NT ile kontratı alır tabii kontrlu. Sonuçta Babbitt bu 4 Sanzatuyu yapar ve oyunu az farkla önde bitirir. Talat Paşa da sözünü tutarak geminin savaş sonuna kadar İstanbul’da ancak Osmanlı yönetiminde kalmasını sağlar. Amerikaya döndükten sonra Babbitt, 4Sanzatu Babbitt olarak anılmaya başlanır.

11.Eylül.2005

BRİÇTE HOŞGÖRÜ

Briç her ne kadar rakiplere karşı oynanıyor gibi görünse de aslında kendi kendimizle yarıştığımız bir oyundur. Yaptığımız hatalardan ençok kendimiz rahatsız oluruz. Kimi zaman ortaklar arasında tartışma düzeyini aşan sözcüklerin gidip gelmesi rakipleri olarak bizi bile rahatsız eder. Bricin güzelliği herkesin hataya açık olmasında gizlidir. Dünyanın hiçbir spor dalında üst düzeydeki profesyonelleri bir amatör yenemez, ne kadar iyi tenis oynarsanız oynayın yüz kere, bin kere de oynasanız Federer’i veya Williams kardeşleri yenemezsiniz. Ancak briçte başkadır, dünyanın en üst düzeydeki oyuncularını briçte yenme şansımız daima vardır, çünkü briç bir karar verme oyunudur, o elde dünya şampiyonu yanlış karar verebilir, veya biz o kadar doğru bir karar veririz ki onun yapacak bir şeyi kalmaz. Bu bakış açısıyla ortağımızın hatalarına hoşgörüyle yaklaşmak son derece önemlidir. Brice yeni yeni ısındığım yıllarda Ankara Briç klübünde bir rober briç oyunu seyrediyordum. Oyuncuların hepsini şimdi rahmetle anıyorum, Adnan Abi (Kocaaslan) Şefkati (Bora) ile partner Burhan Abi de Amca (dediğimiz ismi pek kullanılmayan tonton yaşlı bir kişi) ile eş. Amca kahve briççisi ve konvansiyonlara alışık değil, Bir sanzatu açılışına 2 trefl stayman bile amcaya zor geliyor unutuyor. Amca 1 Sanzatu açtı , Adnan Abi pas, Burhan Abi 2 trefl (stayman) Şefkati Abi pas , Amca da pas !!! Burhan abi gözlerini açarak amcaya tam hamle etmek üzereyken Adnan Abi’den 2 karo !! Burhan abi hemen 3 Sanzatu ve oyun tatlıya bağlandı. Adnan abinin o jesti bir briç oyuncusu olma yolunda olan benim için çok eğitici olmuştur.

04.Eylül.2005

İSMET PAŞA ve BRİÇ

İsmet İnönü de briçi çok sever ve oynardı nasıl öğrendiğini merak ettim, işte Sn.Erdal İnönü’den öğrendiklerim :

1910’de Yemen’de isyan çıkmış , zaten Yemen’de sık sık isyan çıkarmış , Padişah, Harbiye Nazırı (Genel Kurmay Başkanı) Ahmed İzzet Paşa’yı çıkan isyanı bizzat bastırmak üzere görevlendirmiş. İzzet Paşa da kendisine subay kadrosu seçerken iyi bir kurmay oldugunu duydugu Edirne’de görevli Yzb. İsmet’i de kadrosuna almayı ihmal etmemiş. Diğer subayların yanısıra Saffet Arıkan da (Cumhuriyet döneminde ME bakanlığı da yapmıştır) varmış kadroda. Rauf Orbay Hamidiye zırhlısı ile tüm kadroyu Yemen’e götürmüş. İzzet Paşa ve ekibi, Hudeyde’de çıkmışlar karaya, savaşarak, merkeze San’a ya ilerlemişler ve isyanı bastırmışlar, 3 sene sürmüş bu isyanın bastırılması. Bu savaş esnasında akşamları subaylar yanlış işlere takılmasınlar diye İzzet Paşa briç öğretmiş hepsine ve karargahda geceleri briç oynarlarmış. İsmet Paşa’nın klasik müzik zevki de Yemen de buldukları bir gramofonla ilişkilidir. Orada yol yapımında çalışan bir Fransız firması isyan dolayısıyla çalışma alanını terkedip giderken geride bir gramofon ve klasik müzik parçaları olan taşplakları geride bırakmış. İzzet Paşa briç oyunu sırasında bu plakları çaldırırmış. Bizim subaylar bu müzik türünden ilk başta pek hoşlanmasalarda bir süre sonra kulakları alışınca pek sevmişler. İsmet Paşa’nın çeşitli hatıralarında da söylediği gibi Klasik müzik ve briç zevkini Yemen’de geçirdiği günlere borçludur. İsmet İnönü yoğun günlerinde dahi briç oynama alışkanlığını hiç terketmedi, vakit buldukça boş vakitlerini briç ile doldurmayı severdi.

28.Ağustos.2005

MERHABA

Briçe gönül vermiş Cumhuriyet okurlarına merhaba. Briç köşenizin yeni yazarı olarak öncelikle Türkiye’nin en büyük briç oyuncularından biri, ancak briçe katkısı olarak bakıldığında tartışmasız en büyüğü olan eski partnerim Sevgili Melih Özdil’e hoşçakal değil, yazdıkların ve yaptıkların için “Teşekkürler Melih” demek istiyorum. Melih Özdil’e başarılarının devamını dilerken, bir de sitemim var, çıtayı neden bukadar yüksekte tuttun ? Melih Özdil’den bayrağı devralmak hakikaten kişiyi zorlayan bir durum. Bu nedenle siz briçseverler için bir dizi yenilikler planladım. Köşemizde esas olarak oyun ve defans teknikleri ele alınacak olmasının yanı sıra zaman zaman briçe yönelik haberler, briçteki yeni konvansiyonlar, briç tarihçesi ve briç anekdotları da bulabileceksiniz. Dilerim köşemiz sizleri eğlendirirken biraz düşündürür, biraz da briçe yönelik gelişiminize katkıda bulunur.

Çok az kişinin bildiği bir anekdotla başlayalım bu güzel birlikteliğimize.
Yıl 1919 Nisan ayının son günleri, Samsun civarında karışıklık var rumlara saldırılar yapılıyor, olaylar işgal kuvvetlerinin canını sıkacak boyuta çıkmış, İngilizler Osmanlı devletine bu olayların çözümü için baskı yapıyor. Sonuçta hepimizin bildiği gibi M.Kemal Paşa olağanüstü yetkilerle donatılarak Anadolu’ya 3.ordu müfettişi olarak gönderildi ve modern Türk devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak yolculuk başlamış oldu. Çoğumuzun bilmediği ise M.Kemal Paşa’nın Anadolu müfettişliğine atama kararnamesinin Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından Cercle D’Orient de (şimdiki Büyük Klüpte) bir briç oyunu sırasında imzalandığıdır. İnsan kendine sormadan edemiyor “ Ya Ferit Paşa o sırada kontrlu batsaydı ve de o kızgınlıkla kararnameyi imzalamayıp geri gönderseydi ülkenin kaderi ne olurdu? “

Bu bilgiyi tarihin tozlu sayfaları arasından gün ışığına çıkartan Sn.Jak Soref’e teşekkürler.

21 Ağustos 2005