2006-2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2006-2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

YENİ YILA MERHABA

Benim her yeniden beklentim önceki düzeyime göre bir gelişme sunabilmesidir. Örneğin yeni bir evden, daha çok güneş görmesini, iş yerime daha yakın olup bana zaman kazandırmasını, eşyalarımı değil nasıl olduğumu merak ettiği için kapımı çalan komşular getirmesini, gün boyu dış dünyadaki sıkıntı ve stresimi unutturacak bir rahatlık ve sıcaklık beklerim. Yeni bir işe girdiğimde öncekine göre daha yüksek bir statü, daha iyi bir kazanç, projelerimi dinleyip, destek verebilen hergün istek ve enerjiyle kapısından girdiğim saygılı ve huzurlu bir ortam isterim. Yeni bir arabadan iyi yol tutmasının yanısıra beni tehlikeli durumlarda koruyacak kadar emniyetli, trafik sıkışıklığında huzursuzlaşan ruhumu yatıştıracak bir müzik sistemi olan, gaza bastığımda çıkardığı sesle yalnızlığımın büyük bir eksiklik değilde kimi zaman bir lüks olabildiğini hissettiren bir arkadaşım olmasını beklerim. Yeni bir sevgiliden bana unuttuğum o heyecanları yeniden yaşatmasını bilmesini, kalbimi küt küt attıran, düşünce dünyamda da olsa güne birlikte başlayıp birlikte bitirdiğim bir ilgi odağı olabilmeyi ister, günün veya yolculukların sonundaki yorgunluk ve tükenişin ona kavuşma heyecanıyla beni yeniden enerjiyle doldurduğunu, onun yanında kendimi dünyanın merkezinde sözleri bilgelik dolu bir yaşam ustası, varlığımla onun siyah beyaz dünyasını renkler çağlayanı halinde sonsuza kadar yaşanacak yer haline getiren özel biri olduğumu hissettirmesini de beklerim. Yeni bir yaşımın öncelikle sağlık sorunları olmayan, daha önceki yıllardan daha saygın, daha kazançlı, dünyadaki cismimi biraz daha bilinir kılan, ancak sorunsuz akıp giden berrak bir su şeklinde olmasını beklerim. Yeni bir briç dönemimin de brice duyduğum sevgi ile düşünen beyinlere duyduğum saygının başkalarınca fark edilen ve onaylanan bir görüntüde olmasını bekler, isterim.

Yeni yılda tüm okurlarımın beklentilerinin karşılanması dileğiyle......
31.Aralık.2006

DÜŞÜNÜRSEN VARSIN

Goethe’nin sevdiğim bir deyişidir , “ Yapmak kolay, düşünmek zordur! “ İnsanı diğer canlı türlerinden ayırdeden en büyük fark, Tanrının insana bağışladığı en yüce beceri, düşünebilme becerisidir. Bugünden daha iyi bir dünya özlemimiz varsa, çocuklarımıza daha iyi ve daha mutlu bir ülke bırakmak istiyorsak günümüzde sahip olduklarımızdan çok daha fazla sayıda düşünen insanlara ihtiyacımız vardır. Düşünmek Goethe’nin dediği gibi kolay bir beceri değildir, düşünmenin önünde çeşitli engeller vardır, en büyük engel öncelikle duygularımızdır. Sevmek veya aşık olmak, duygularımızın bir fikre kapılıp peşinden sürüklenmesi mantıki düşünme sürecini engeller. İkinci en büyük engel dogmalar, ön yargılar ve boş inançlardır. Bunlara esir olan insanlar da düşünmektense kendilerini kapattıkları bu hapisanelerde yaşamayı gerçek sanırlar. Bir başka engel tembelliktir, çoğu insan sıkıya gelince düşünme sürecini yarıda kesip sonrasını Allaha havale ederek kaderlerine razı olurlar. Çağımızdaki en büyük engel de bence propaganda ve reklamlardır. İnanmak insanın temel ihtiyaçlarından birisidir. İnsan bir kere kuvvetli bir etki altında birşeyin, iyi, ucuz vs olduğuna inandığı zaman ona alışır ve bir daha düşünmek istemez.

Düşünmeyi geliştirmenin aklıma gelen bazı yolları ise meselenin tüm parçalarının üstünden birkaç kere geçmek ve sorunun bir tablo gibi kafamızda oluşmasını sağlamak, acele hüküm vermekten kaçmak ve aklımıza ilk gelen fikre takılıp kalmamak olmalıdır. Kimi zaman sorundaki detayların yerini değiştirerek, kimi zaman da soruna bakış açımızı değiştirerek doğru çözüme ulaşmayı denemeliyiz. Başkalarının bu soruna getirdiği çözümler varsa onları incelemeli, egomuza rağmen bize yarayacak kısımlarını kullanabilmeliyiz.

Briç bir düşünme oyunudur. Dekart’ın dediği gibi “Düşünüyorum o halde varım”.
24.Aralık.2006

DÜNYA ve BRİÇ TARİHİ

Briç tarihine bakıldığında briçin atası olan WHIST oyunundan ilk defa 1550 yıllarında manastır rahibi Lattimer’in güncesinde söz edildiğini görürüz. 1800 yılların başlarında whist oyununun yerini briç , whist klüplerinin yerini briç klüpleri almaya başlar. Çok sevdiğim bir analoji vardır, dünyanın oluşumundan bugüne kadar geçen süreyi bir yıla oturtarak insanlık tarihini inceler. Bir an için dünyamızın oluşumundan bu yana geçen sürenin sadece bir yıl olduğunu varsayalım. Dünyamızın oluştuğu anı bu bir yılın başlangıcı olarak , içinde bulunduğumuz şu anı da yılın bitimi olarak yani 31 Aralık gününün son saniyesi olarak kabul edelim. Dünyamızın 4,6 milyar yıl olan yaşını bir tek yıla indirgeyerek elde ettiğimiz bu kısaltılmış takvimimizin bir günü yaklaşık 12 milyon 600 bin yıla, bir saati 525 bin yıla bir dakikası ise 8,750 yıla eşdeğer olur. Bu takvime gözatarsak, yerküremizin başlangıcından bu yana yer alan evrimsel olayların tarihleri, kısaltılmış takvime göre şöyle olacaktır ;

1 Ocak 00:00 da dünyamız evrene doğmuş, Nisan sonları ya da Mayıs başlarında tek hücreli organizmalar görülmeye başlamış, Temmuz ortalarında fotosentez yapan hücreler, Kasım başlarında da çok hücreli canlılar oluşmuştur. Canlıların karaya çıkmaları Kasım sonu, ilk sürüngenlerin meydana gelmeleri 5 Aralık, ilk memeli hayvanların evrimi 14 Aralık, maymunlar takımının ilk örnekleri ise 31 Aralık saat 17:00 gibi oluşmuştur. Homo sapiens dediğimiz ilk insanın oluşumu ise saat 23:00, yazının bulunması saat 23:59:15, Firavunlar ve piramitler saat 23:59:25 gibi, İsanın doğumu 23:59:46 leri gösterirken, bricin atası whist’in başlangıcı ise 23:59:57 de yani 2-3 saniye kadar öncedir.

İnsan yaşamı nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçer lafı herhalde bu analojiyi bilenlerin çıkardığı bir laf. İnsanlık tarihinde bu kadar kısa süre rol alıp yine de kalıcı birşeyler bırakabilmek sanırım her insan için yaşamının amacı olmalı.
17.Aralık.2006

SEÇMEK ASLINDA VAZGEÇMEKTİR

Tarih her gün binlerce ölümsüz anıyla insanlığın sonsuzluğa yürüyüşünü oluşturur. Bu anılar arasında acılar ve sevinçler yaşanan güne anlam verir, ancak bazı olaylar vardır ki insanlık tarihine damgasını vurur, diğer insanlara düşünmeleri ve insan olma evriminde bir sıçrama yapmaları için basamak olur. Yıl 1936 tarih bugün 10 Aralık, İngiltere kralı 8.Edward krallık tacını geri vererek İngiltere kralı olmaktan vazgeçer. Bu olay tüm dünyayı şaşırtır, çünkü Edward’ın krallıktan vazgeçme nedeni Amerikalı bayan Wallis Simpson ile evlenebilmektir. Edward tüm dünya için en yüksek değeri olan bir mevkiyi değil gönlündeki en yüksek değere sahip bir kadını seçmiştir. Aslında seçim yaptığı zaman nelerden vazgeçtiğini de çok iyi bilmektedir, ama seçim yapmak insanın kaderinde olan kaçınılmaz bir buluşmadır. Çoğu kişi seçme sorumluluğunun kendisine verdiği rahatsızlık nedeniyle bu buluşmayı ertelemeye çalışır, bir süre de erteler ancak kaderden kaçınılamaz, sonunda o kararı vermesi gereken süre dolar ve seçimiyle başbaşa kalır.

Briçte bu durumla çok sık, hemen her elde karşı karşıya kalırız. Önce deklarede bir seçim yaparız oyunu açalım mı açmayalım mı ? Sonra her konuşma sırası bize geldiğinde yeniden ne söyleyeceğimizi seçmek, oyunda veya defansta da aynı ikilemle karşılaşırız, ne atak edelim, veya bu atak geldiğine göre oyunu nasıl yapabilirim. Şunu unutmamak gerekir çoğunlukla her yaptığımız seçim diğer seçim haklarımızdan vazgeçmektir aslında, yani gerek briçte gerekse yaşamda filmin sonunu görüp sonra filmi başa sarıp bu sona göre seçim yapmak mümkün değildir. Kararımız yanlış çıkarsa bu yanlışı kabullenip yaşamımızdaki veya bricimizdeki bedeli ödeyerek devam etmemiz gerekir. Kanımca çocuklarımıza ineğin sindirim sistemi veya kurbağanın gözü yerine seçim yapmayı öğretmemiz daha doğru bir eğitim olacaktır. Bunun için bazı ülkeler de briç liselerde seçmeli derstir.
10.Aralık.2006

YAĞMUR GÜZELDİR ...

Yağmuru oldum olası çok severim. Yağmur bana tabiat ananın gözyaşları gibi gelir. Kimi zaman ince ince, hüzün dolu yağar, kimi zaman bardak bardak iç boşaltırcasına, kimi zaman güneşin gülümsemesiyle neşeye eşlik eder, kimi zaman da öfke selinin boşalması gibidir yağar, gürler. İçinde olduğum ruh halini çok etkiler yağmur, severim onunla kolkola yollarda yürümesini de. İnsanların tabii bir afet gibi kaçışmalarını izlemek de hoşuma gider, durun bu yağmur sadece, siz şeker değilsiniz ki eriyeceksiniz, neden bu panik, bu koşuşturma diyesim gelir diyemem.

İnsanlar yaşamlarında yağmurun duygusal güzelliğinden daha fazla çıkardığı zorlukları hissederler galiba, trafik bir anda arapsaçı olur, yerlerde ki su birikintileri tehlike alanları oluşturmaya başlar, zaman sanki yavaşlar dakikaların yerini saatler alır, bu da sonuçta panik ve telaşa sürükler onları. Oysa ki panik ve telaş, karar sürecinin en birinci düşmanı ve kazaların öncelikli nedenidir. Bu durumda alınan kararlar, yapılan davranışlar çoğu zaman ödenecek bir bedelle birlikte geri döner.

Briçte de kimi zaman ortağımızın veya rakiplerin yaptığı bir deklerasyon, bizde yağmurun etkilerini yaratır, panik ve telaşla amacımıza koşma. Bu acele doğal olarak karar sürecimizin belirsizlik içinde yanlış bir sonuca varmasına neden olur, kaza yaparız. Yaşamınıza bakın, doğru kararlarınızda hemen hepsi mutlu anlarınızın, yanlış kararlarınızın hemen hepsinde de, panik baskısı altında alındığının izlerini göreceksiniz. Briçteki güzellikler de diğer alanlarda ki güzellikler gibi sağlam bir zihnin ürünüdür.
03.Aralık.2006

MERAK ve TEŞVİK

Genetik bilimciler insanın yapıtaşlarını çözmek üzere. Bu yapıtaşları çözüldükten sonra sanırım insan ömrünü uzatmada bir devrim yaşanacak, Eskiyen bozulan organlarımız yenileriyle değiştirilecek, kanser ve benzeri bağışıklık hastalıklarıyla daha rahat başedilecek, yeni doğan çocukların daha sorunsuz dünyaya gelmesi sağlanacak, galiba bir elli sene sonra insan oğlunun ömrü yüz yılı rahatça geçecek. İnsan genlerinin sırrı çözülürken acaba güdülerin de sırrı çözülebilecek mi? İnsanı insan kılan en önemli özellik bence yapıtaşlarından ziyade bu tarifi zor içgüdü programlarından geliyor. Bu programların da en önemlisi bence merak. Merak etme güdüsünün insanoğlunun gelişim sürecini aydınlatan ışık kaynağı olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlunun karanlık yolunu bu merak ışığı görünür hale getiriyor. Batı toplumlarıyla bizim aramızdaki kapatılması gereken en büyük uçurum bizim aile ve eğitim düzenimizin bu merak duygusunu törpüleyen, körelten bir yapıda olması. Yeni buluşların veya o buluşları yenileme ve uyumlama (inovasyon) becerisinin altında merak gibi önemli bir dürtü ile bu dürtüyü toplum ve yakın çevrenin teşviki var.

Asıl konumuz brice gelirsek, briç gelişimi için de merak önemli bir motivasyon unsuru. Kişilerin yenilikleri denemeleri başka ülkelerin briçteki yaklaşımlarını öğrenmeleri ve sonuçta da bu yenilikleri kendi briç yaşamlarına uygulanabilecek dönüşümlerle kullanabilmeleri ülkemizdeki briç düzeyini yükseltecektir. Teşvik edilmek ise merak duygusunun yaşaması ve gelişmesi için gereken sudur, ışıktır. Teşvik olmaksızın merak çiçeği bir süre yaşar sonra solmaya başlar. Teşvik illa maddi ögelerden oluşmaz, toplumun tanıması, saygı duyması ve yüceltmesi en önemli bir teşvik unsurudur. Ülkemizin veya çocuklarımızın gelişmesini istiyorsak her alanda bize ışık olacak bu merak güdüsünü kısıtlamayalım meraklı olanlardan da teşvikimizi esirgemeyelim.
26.Kasım.2006

BATININ BİZDEN ÖĞRENECEĞİ

Çok uzun asırlar batı dünyası bizim gerimizdeydi. Gerek bilim, gerek toplumsal yaşam, gerekse de yönetimsel araçlarımız batının örnek almaya çalıştığı örneklerle doludur. Sonra ne olduysa biz olduğumuz yerde sayarken, - hatta geriye giderken de denilebilir - adamlar yanımızdan geçti gitti. Şimdi onların arkasından yetişmeye çalışıyoruz. Peki bu zamanda bile batının bizden öğreneceği birşeyler kalmadı mı? Bence var. Batı dünyasına bir büyülteçle baktığımda tüm sistemlerinin yalnızca gençler ve onların tüketim alışkanlıkları üzerine oturduğunu görüyorum. Beslenme ve giyim, yapılan filmler, seyahat, eğlence ve medya dünyası tamamen bu bakış açısına göre oluşturulmuş durumda değil mi? Diyet önerileri, sağlıklı yaşam biçimleri, genç kalabilme yolları, genç görünebilme yolları tüm dünyamızı saran yeni bir paradigma. Fiziksel anlamda bu yaklaşım doğru ama duygusal değerlerimizi yok etmemek kaydıyla. Adamlara baktığımızda kuşaklar arası farkın açıldığını, yeni kuşakların eskileri yok saydığını, onları dünyaya getiren kişilerin bunu görevleri olduğu için yaptığı, bu görevi de tamamladıkları için günümüz dünyasında artık pek söz haklarının kalmadığı şeklinde bir yaklaşım yok mu? Halbuki toplumumuzda önceki kuşaklara saygı önemli bir değerimiz. Orta yaş üstü toplum üyelerimizi sahiplenme, koruma, kendilerine ve sözlerine saygı bence korunması gereken niteliklerimizden. Bu nitelik yeni kuşakların toplum içinde kendilerine yer bulabilmeleri için de çok gerekli. Arkadaşlık, dostluk ve güvenilirlik yine bence kayda alınması gereken değerlerimizden. Bunların neden altını çizmek istedim? Çünkü toplumumuzda globalleşmenin etkileri görünürken bu değerlerimizi yok sayanlar hızla artmakta. Bu yozlaşmayı bir kaç örneğiyle briç camiasında da gözlemlediğim için vurgulamak istedim. Bence briç camiası etik değerlere bağlı bir topluluktur ve bizi geçmişimize bağlayan bu değerlere toplumun diğer katmanlarından daha fazla sahip çıkar ve yaşatmaya çalışır.
19.Kasım.2006

YENİ YOLLAR

Seyahatleri severim, insan tanımadığı yeni yerler görür, yeni insanlar tanır, yaşamında kendisini geliştirecek yeni fikirler ve bakış açıları kazanımları bulur. Bu seyahatlerin kimisinde yaşamında ki bazı dönüm noktalarıyla karşılaşır. Yeni aşklar, yeni iş imkanları, yeni ortaklıklar. Doğal olarak bu dönüm noktalarında insanı basan, karar vermesinde onu zorlayan zamanlar çoktur. Acaba ne yöne gitsem ? Benim için tamamen yeni, hiç bilmediğim bu yeni yolu mu denesem, yoksa şu ana kadar bildiğim, kendimi rahat hissettiğim kazanımları fazla olmayan ama kayıpları da olmayan yolda mı devam etsem ? Yeni yol beni dene, beni dene diye sürekli sizi çağırırken, beyniniz size yeni yolda karşılaşabileceğiniz terslikleri hatırlatır durur.

Briçte de bir sürü yeni yollar açılmıştır. Eskiden deklarasyonlar iki ana grupta toplanırdı, natürel sistemler veya kuvvetli 1 trefl sistemleri. Son dönemlerde bu ikisinin karışımı olan sistemler oldukça revaçta. Natürel başlayıp röle sistemleriyle devam eden bu yeni yol pek çok briç problemini çözmekte. Ancak herşeye rağmen oynadığınız yüz elde bu tip özel sistemlerin faydası ancak beş bilemediniz on elde fark yaratır. Başarı için geri kalan ellerde dikkat, iyi düşünme, rakiplerin ve ortağınızın elini hayal edebilmek ve doğru kararı verebilmek çok daha etkili. Bu tür yeni bir sistemi deneyen ve Cumhuriyet kupasını oynayan bir arkadaşla yaptığım sohbette yeni sistemi kullanabildikleri beş el bile gelmediğini öğrendim.

Seyahat, gerçek hayatta da olsa briçte de olsa heyecan verici, yaşamın rengi olan bir maceradır. Yaptığımız yanlışlardan ders almamızı sağlar, daha gelişmiş bir beyin olmamız için gereken deneyimler sürecidir seyahat.
İnsanın evrimi de bir seyahat değil mi?
12.Kasım.2006

DEPRESYON

Zaman zaman arkadaş sohbetlerinde depresyon konusu açılır, falanca depresyona girmiş, filancanın morali çok bozukmuş kimseyle görüşmüyormuş, öteki epeydir gitmediği doktoruna yeniden gitmeye başlamış ve bunun gibi neler neler. Bu konulara yabancı olduğumdan sohbete fazla katılamam ama beni düşünmeye sevkeder. Neden insanlar belli bir noktada takılı kalırlar ve o noktadan kendilerini bir türlü kurtaramazlar ? Tüm düşünceleri arasında belli bir tanesi nasıl olurda o kişinin tüm yaşamını bir koza içine hapsedecek kadar ağırlık kazanır ? Kelebeğin başardığı kozayı delip dışarı çıkma ve özgürlüğüne kavuşması halini neden insan beyni bu kadar zor yapabiliyor ? Kendi yaşamıma baktığımda hiç böyle bir dönemim olmadı, canımın sıkkın, moralimin düşük olduğu dönemlerim elbette oldu, daha da olacaktır. Ama neden ben diğer bazı insanlar gibi yaşam keyfini tamamen yitirecek bir düzeye düşmüyorum, çok mu şanslıyım, çok mu duyarsızım, yoksa o kişilerin karşılaştığı kadar büyük dertler hiç mi bana denk gelmedi ? Depresyon bence insanların hayatın tatsız sevimsiz bazı ayrıntılarına takılıp bütününü görememek halidir. Bu ayrıntılara takılı kalmak bütünü görmemizi engellediği gibi belirsizliği dolayısıyla da karamsarlığı tetikleyen bir ruh halidir sanırım. Belirsizlik arttıkça karamsarlık da artar, koza daha bir delinmesi güç hale gelir.

Briçte partnerlerime geçen ele takılı kalmayın o el bizim için kötü olmuş olabilir ama o ele takılıp kalırsak yaşayacağımız yeni ellerde doğru karar vermemiz, başarmamız zorlaşır derim. Yaşamda da aynı değil mi? Kötü bir el yaşamış olabilirsiniz, ama o kötüye takılıp kalmanın bedeli yaşayacağınız diğer güzelliklerden vazgeçmektir.

Son söz :Sürekli dikiz aynasına bakarak araba kullanmak imkansızdır.
05.Kasım.2006

KIŞ NİNEM, DERT NİNEM

Kış nine derdik ona uzak bir akrabamızdı. Bembeyaz saçlarıyla hafifçe toplu kısa boylu bir teyzemizdi, hiç evlenmemiş olmasının getirdiği çocuk özlemiyle çocuklara çok sıcaktı. Bayramlarda elini öpmeye çocuklarla beraber gittiğimizde ne kadar mutlu olurdu ve bize kendimizi nekadar iyi hissetirirdi kış nine. Ah benim kadirşinas evlatlarım gelmiş diye başlardı söze, çocuklar için içinde üç beş kuruş olan mendiller hazırlamıştı. Kendi ağrıları, sıkıntıları, rahatsızlıkları olmasına rağmen tek kelime o konularda konuşmaz konuşulmasını da istemezdi. Bizlere kendimizi iyi hissetirmek için ne kadar vefalı gençler olduğumuzu söylerdi. Hem biz, hem çocuklar kış nineyi ziyaretten dönerken keyifli olurduk.

Bir de dert ninemiz vardı kış nineyle tam aksi yapıda. Bizi görür görmez uzun zamandır aramayışımızla başlar ağrı ve rahatsızlıklarını anlatır, iki sözünden birisi artık gençlerin ne kadar duyarsız olduklarını, vefa bilmediklerini vurgulardı. Bize suçlular dünyasında önemli bir yerimizin olduğunu düşündürürdü , bir türlü karar veremezdik kış ninenin söylediği gibi vefalı, kıymet bilen kişiler miydik yoksa dert ninenin söylediği gibi duyarsız, çürüme yolunda boşkafa gençler miydik. Bir zaman sonra anladık ki sorun bizde değil ninelerdeydi.

Briçte de dert nineler ve de kış nineler olduğunu hepimiz biliyoruz. Sizleri bilmem ama ben kış nineyi ziyaretten çok mutlu olur, dert nineye giderken ise ayaklarım geri geri giderdi.

Tüm briç camiasının şeker bayramını kutlarken, briçteki tüm dert nine partnerlerine sabır, kış nine partnerlerine ortaklarının kıymetini farketmelerini diliyorum.
22.Ekim.2006

KIŞIN TADI BRİÇ

Penceremden baktığım zaman karşımda kocaman bir çınar ağacı görürüm. Yemyeşil taze yapraklarıyla, üzerinde cıvıl cıvıl oynaşan serçeler, yaşadığımı hissetirir bana. Karanlıkla başlayan sessizlikte bu cıvıltıları özlediğim zamanlar çoktur. Son günlerde serçeler tek tük görünür oldu, yeşil yapraklar oldukça azaldı, kalanlarda kızarmaya yüz tuttu. Yerlerde dökülen kuru yapraklar üzerlerine basarsam incinirler mi gibi abuk düşünceler üretir oldular. Anladım ki yaz bitmiş, kış yola çıkmış yaklaşmakta. Genelde kış insanları ürküten bir mevsim, soğuk bir taraftan, basit giysiler yerine daha kalın bir giysi gereksinmesi bir yandan, trafik , ulaşım ve ısınma sorunları cabası. Ekonomik olarak da daha fazla para gereken bir dört beş ay. Ancak kışın yaza göre bazı güzelliklerini de gözardı edemeyiz. Sinema, tiyatro, futbol maçlarında avrupa kupaları heyecanları, kapalı mekan sohbetleri, yazlıkta olmaları nedeniyle özlediğiniz dostlarla çay , kahve dertleşmeleri, ve hepsinden önemlisi yeni briç sezonunun başlaması. Yazın briç yine vardı ama daha sosyal boyutta, daha eğlence ağırlıklı. Kışları ise daha ciddi, daha rekabetçi, kendimizi daha zorlayacağımız zamanlar geliyor. Genel briç skalasında kendimizi daha üst sıralarda görmeyi amaçladığımız bir yeni sezon. Bu sezonda da bir yanda yeni ortaklıkların oluşumunu yeni başarıları, geleceğe umut dolu bakışları izlerken diğer yanda biten ortaklıkların umutlarındaki hüzünlü tükenişi, aynı masada rakip bile olunsa damağımızda hissettiğimiz acımsı ben ondan daha iyiydim duygularını bulacağız. Zaman zaman başarı sarhoşluğu yaşarken zaman zaman da beklentilerimizi bulamamanın hayal kırıklığını yaşayacağız. Ama dikkat edin cümlelerimi hep yaşayacağız diye bitiriyorum, çünkü acısıyla tatlısıyla bütün bu duyguları yaşamaktır önemli olan.

Adalet istemek yerine adaletsizlikten pay almayı isteyen kişilerin çoğunlukta olduğu bir ülkede küçük de olsa adaletli bir alanda yarışmayı seven herkese yeni briç sezonu hayırlı olsun.
15.Ekim.2006

NEDENİNİ BİLMEK ÖNEMLİ

Alışkanlıklarınızın veya yaptıklarınızın nedenini düşünüyor musunuz? İnsan zaman zaman bazı şeyler yapar ama neden yaptığı üzerinde fazla düşünmez. Neden sabah kalkar yüzümüzü yıkarız, neden iyi bir yemek sonrası kahve içeriz, neden oy veriririz, neden sürekli çakmağımızı kaybederiz, neden arabamıza kasko yaptırırız da kendi sağlık sigortamızı ihmal ederiz ? Neden bunlara benzer binlerce sorunun nedenini merak etmeden yaşar gideriz ? Oysa ki nedenleri düşünmek insanda gelişmeyi sağlayan en önemli etmendir.

O zaman briçte de nedenleri düşünmemiz gerekli değil mi? Peki o zaman bir soru briçte oyun açmak için neden 13 puan gerekiyor, neden 15 değil, neden 10 değil. Cevabının çok fazla bilinmediğini düşünüyorum. Cevap şöyle : toplam 40 puan var ve bu 40 puanla 13 löve alınıyor. Demek ki her löve için ortalama 3 puan gerekiyor. Puanlar eşit dağılsa yani herkese 10 puan gitse herkes ortalama 3 löve alır. İşte bir renk açmakla ortağımıza diyoruz ki ortak sona kalan o 13. löveyi biz alabiliriz çünkü bende bir 3 puan fazlası yani 13 puan var. Eğer puanlama sistemini Milton 40 değil 100 yapsaydı o zaman 7,5 puanla bir löve alacak ve 30 puanla oyunu açabilecektik.

Peki bunlara neden deyinmek istedim ? Nedeni basit puanlama sistemi son yıllarda o kadar esnetildi ki her 10-11 puanla insanlar oyun açar oldu, karşıda da 11 varsa toplam 22 ile zona geliniyor ve bu puan toplamıyla dengeli ellerde 9 löve şansı mümkün değil. Puan eksikliğinin dağılımsal güçle desteklenmesi briçte çok önemli bunu hissedebilmek ise sanırım biraz tecrübe ve biraz da kayıplarımızın nedenini düşünmekle elde edilebiliyor.
08.Ekim.2006

MERSİNDEN KEYİF DOLU ANILAR

Mersin briç festivali biz briççilere keyifli ve bir o kadar da kaliteli beş gün yaşattı. Türkiye bricinde ismi geçen hemen herkes vardı, olmayan en fazla sekiz on kişi sayılabilir ama gerisi Mersindeydi. Briç dışında aklımda kalanlar mı? Macit Başkanın yaptırdığı güzel tesisin olimpik yüzme havuzunda yüzmem mi öncelik alır, Can Baba’nın yedirdiği yengeçler mi, Beyrut ve Suriyeden gelen briççilerle sohbet mi, Diyarbakırlı dostlarla önce peşpeşe defalarca takım maçı ve sonrası briç konuşmaları mı tam karar veremiyorum. Ama şurası bir gerçek Mersin briç festivali Akdeniz bölgesinin büyük organizasyonlarından birisi olma yolunda önemli aşamaları geçmiş. Sanırım artık bu tür bir organizasyonu amatör kişilerce taşınan konumundan profesyonel bir grubun yönettiği konuma taşımak gerekir. Aksi halde kişiler olayın büyüklük ve karmaşasının getirdiği stresle artık uğraşmak istemeyebilirler ve bu yüz masayı geride bırakan güzel program zaman içinde cazibesini kaybeder.

Bricin insanlara kazandırdığı stratejik düşünme, gizli bir gerçeği beyin gücüyle görebilme keyfinin dışında yaşattığı bir sosyal olgu var ki Mersin briç festivali bu sosyal olgunun insan yaşamında ne kadar önemli olduğunun bir kere daha altını çizdi. Genç veya yaşlı, zengin veya fakir, eğitim düzeyleri, hatta etnik veya kültürel düzeyleri çok farklı kişilerin bu ortak platformda buluşabilmeleri medeniyetler arası çatışmaların gündemde olduğu günümüzde – tabii görebilenler için - insanlığa ortak bir çıkış yolu sunmaktadır. Geçmişte bize güç verip gerçek bir insan olmanın yolunu gösteren ancak günümüzde unutulmaya yolunda bazı niteliklerin örneğin dostluk, büyüklere saygı küçüklere sevgi, doğruluk, sorumluluk, güzellikleri paylaşabilmek olgunluğu ve bunlar gibi binlercesinin yeniden hatırlanabilmesi ne güzel değil mi?
10.Ekim.2006

SEÇİCİ ALGI

Kızım Finlandiyaya gidinceye kadar Finlilere ve Finlandiyaya çok uzak bir duruşum vardı, sanki dünyada Finlandiya diye bir ülkenin varlığının bile farkında değildim. Ne zamanki kızım Finlandiyada master yapmak kararını kesinleştirdi, bir anda etrafımda bir sürü Finlandiyayla ilgili olaylar oluşmaya başladı. İnternette birisiyle briç oynuyorum soruyorum Finli çıkıyor, arabayla yolda giderken gözüm bir firma ismine takılıyor şirket finli çıkıyor, deniz kenarında yelkenli yarışlarına bakıyorum Fin yarışları, gözüm gazetede gezi reklamlarına takılıyor Stockholm-Helsinki iskandinav ülkelerine geziler. Bu kadar da olur mu diyorum ne mümkün her gün önüme Finlandiyayla ilgili bir haber. Bir süre sonra farkına vardım ki buna benzer hergün önümüzden yığınla bilgi, haber vs. geçiyor ama ilgi alanımıza girmediğinden farkına varmıyoruz, beynimiz de kayda almıyor. Halbuki yaşamımızda yeni bir ilgi alanı açılınca onunla ilgili her türlü isim veya haberi beynimiz hemen kaydededip üzerini floresan kalemle işaretleyip bize gösteriyor. Buna seçici algı deniyormuş.

Briçte de seçici algı önemli, insan görmesi gerekeni değil, görmek istediğini görüyor. Diyelim ki eliniz “ ♠ Qxxxx ♥ Kxxxx ♦ Kx ♣ x “ solunuz 1 kör oyun açtı ortağınız kontr dedi sağınız da sürkontr. Ne dersiniz ? Bu elde sizde pik fiti olduğunu gördünüz, sizin tarafa dört pik olmalı ama görmeniz gereken başka şeyler de var onları görebildiniz mi? Önce sağınızda 9+ puan olduğunu dolayısıyla solunuz ve ortağınıza en fazla toplam 23 puan kaldığını, bu hesapça ortağınızın puan açısından oldukça hafif bir el ile kontr dediğini görmelisiniz. İkincisi ortağınızda kör kısa ama sağınızdaki rakipte de körün kısa olduğunu ve yerin üstüne çakabileceğini görmelisiniz. Üçüncü görmeniz gereken ise sağınızdaki rakipte körün kısa, dolayısıyla kozların kötü dağıldığını görmelisiniz. Bütün bu görmeniz gerekenleri gördükten sonra hala hemen dört pik diyor musunuz ? Yaşamda da kimi zaman yalnız görmek istediklerimizi görür ona göre davranır, sonra da ya şaşar kalır veya işi evrensel şansızlığımıza bağlarız.
24.Eylül.2006

YÜZÜMDEKİ GÜLÜMSEME

Avrupa şampiyonasında yeni teknolojiler gördük biraz bundan bahsetmek istiyorum. Bizde maçlar skor kağıdına yazılır, maç bitince, önce takımlar skor kağıtlarını karşılaştırır sonucu tespit ederler sonra rakip takımla mutabakat yapılarak yönetime netice bildirilir ve kontrol amacıyla Kuzey-Güneyin skor kağıdı bırakılır. Avrupada da eskiden böyle yapılıyordu. Bu gidişimizde masalarda Bridgemate denilen bir elektronik alet bulduk – bu alet Veronada da kullanılmıştı. Her el sonrası Kuzey oyuncu kontratı, kimin oynadığını ve sonucu buna giriyor, Doğu da bunu onaylıyordu. Oynanan eller bittiğinde dışarı çıkıyorsunuz lobide televizyon ekranlarında yayınlar var, açıklar, bayanlar ve senyörlerdeki son durumu gösteriyor. Odadan çıktığınız anda eğer ortaklarınız daha bitirmemişse bile hangi bordu oynadıklarını o anda skorun kaç kaç kimin lehinde olduğunu diğer maçların durumlarını hatta bu yeni neticelere göre takım sıralamalarının nasıl değiştiğini ekranlarda görebiliyorsunuz. Sonunda yine takım arkadaşlarınızla biraraya gelip skor kağıdının karşılaştırmasını yapıp sorumlu masaya bırakıyorsunuz ama bu kısım formaliteyi tamamlamak ve bir hata varsa bulunabilmesi için geçerli ve de çok önemli değil. Bu metod sonuçların çıkartılması, genel sıralamanın belirlenmesi aşamasını inanılmaz derecede kısaltmış durumda. Dışarda bekliyen seyirciler açısından heyecan yarattığı için bricin görsellik özelliğini de arttırmış olduğu bir gerçek. Ayrıca üç nüsha skor kağıtları tutulması bu skor kağıtlarının oyun içinde toplanıp tek tek bilgisayara girilmesi ve neticelerin hesaplanmasındaki elemanlardan tasarruf edildiği için yakın zamanda dünyadaki bütün büyük turnuvalarda bu teknolojinin kullanıldığını göreceğimizi söyleyebilirim.

Yüzümdeki gülümsemeyi mi sordunuz ? Klüplerde skor kağıtlarını akşam eve götürüp evde elle tek tek hesaplayıp ertesi gün klübe sonuçları getirip panoya astığımız günleri hatırladımda ondandır herhalde.
17.Eylül.2006

BİR SENYÖR YÜRÜYÜŞÜ

İnsan ruhu çok tuhaf, yaşlanmayı bir türlü kabul edemiyor. Halbuki yaşlanma uzun yaşamanın karşılığı ödenen bir bedel değil mi? İnsanlara gençken sorsalar belli bir yaşın üzerine çıkmak için şöyle küçük bir bedel ödermisin diye sanırım herkes bu bedele güle oynaya razı olurdu. Halbuki çevremdeki kadınlara bakıyorum uzun yaşamanın çok küçük bir bedeli olan o değerli çizgilerden kurtulmak için inanılmaz denemeler yapıyorlar. Biz erkeklere gelince yaşlanmanın fiziksel gücümüzü azaltacağı gerçeğini bir türlü kabullenemiyoruz. Avrupa şampiyonasına dört kişi gitme kararı verirken bir takviye alalım konusunu arkadaşlarla aramızda bir süre tartıştık. Önce bir per almayı tartıştık ama buna ben karşı çıktım, benim görüşüm hepimizle oynayabilecek bir briç birikimine sahip bir beşinci kişi almak yönündeydi. Bir per gelmesi takımda sorumluluk ve hedefe kilitlenme anlayışını zedeleyebilirdi halbuki bizim uzun briç maratonlarına alışık formasyonumuz zaten vardı belki biraz zorlanırdık ama üstesinden gelebilirdik. Tek kişi almak hem o beşinci kişinin biz niye bu maç oynamıyoruz duygusunu önleyecekti hem de zorlandığımız anlarda bize katkıda bulunabilecekti - hala da aynı kanıdayım. Ancak teklif götürdüklerimiz bizi reddetti , bizden teklif bekleyenlere de biz pek sıcak bakamadık ve neticede dört senyör bu yürüyüşü yapabileceğimize karar verdik. Avrupa şampiyonası katılan ülke takımlarının herbiriyle bir maç yapılarak sıralamanın belli olması şeklindedir. İlk defa bu sene gitmemizden bir kaç gün önce statü değişikliği yaparak açık ve bayan takımlarında halen geçerli olan sistemi yalnız senyörler için değiştirdiler ve sıralamanın belli olmasından sonra ilk sekiz takımın kendi arasında ikinci bir tur daha karşılaşma yaparak gerçek derecenin ona göre belirlenmesi kararı aldılar. Bu karar bizim tüm planlarımızı altüst etti. Nitekim eski statüdeki her ülke takımı ile yaptığımız karşılaşmalarda birinci bitirdik. Eğer statü değişikliği olmasaydı bugün Türkiyeye bir Avrupa şampiyonluğu yaşatmış olacaktık. Ancak son tura gücümüz yetmedi ve onu 7. bitirdik. Bu sonuç bugüne kadar Türkiyenin Avrupa şampiyonalarında gördüğü en iyi derece olmasına rağmen bizi mutlu etmedi. Üzgünüm dostlar...

10.Eylül.2006

HAYDİ HERKES MERSİNE

Bu yıl Mersin briç festivalinin 22. yılını kutlayacağız. Her sene Eylül ayı içinde yapılan festival bu yıl 13-17 Eylül tarihleri arasında yer alacak. Bu briç aktivitesi Mersin Briç Klüplerinin önderliğinde ancak Mersin Büyükşehir Belediyesinin ve Mersinli sponsor firmaların değerli katkılarıyla artık Türkiyedeki bricin önemli bir kilometretaşı haline geldi. Uluslararası niteliğinin de 6. yılı bu yıl. Frenklerin sevdiğim ve çokça da kullandığım bir sözü vardır “ Roma bir günde kurulmadı” derler, her sene biraz daha ileri, biraz daha yukarı, biraz daha mükemmele doğru ! Bakalım bu sene geçtiğimiz yıllara göre ne yenilikler, ne güzellikler getirecek Mersin Briç festivali? Bu arada Mersin Büyükşehir Belediyebaşkanı Macit Özcan’a da bu olayla ilgili tüm destekleri için bir briçsever olarak teşekkür ediyor diğer belediye başkanlarımızın kendisini örnek almasını diliyorum.

Gelelim merakla beklediğiniz Avrupa şampiyonası sonuçlarına, bazen insanların yaşamlarında yakalamaya çalıştıkları vapurlar vardır, Kadıköy - Beşiktaş vapuruna son anda yetişirsiniz ama iskele kalkmış, palamarlar çözülmüş, vapur yavaş yavaş iskeleden uzaklaşmaya başlamıştır arkasından bakakalırsınız artık yapacak birşey yoktur, yarım saat beklemek ve bir sonraki vapura binmek durumundasınızdır. Ancak son anda kaçırdığınız vapur o gün bir daha gelmeyecek olan bir boğaz gezisiyse tüm planlarınız berbat olur ve yaşamınızda acı bir tat bırakır ya, bizim Varşova macerası aynen böyle oldu, önümüzdeki günlerde yaralarımız biraz kapandıktan sonra daha detay vereceğim ama özetle bugüne kadar Türkiyenin hiç ulaşamadığı bir noktaya ulaştık ve de son anda avucumuzdaki kuşu kaçırdık. Grup maçlarından 1. çıktık final maçlarında 7.liğe düşüp ilk altı takımın katılacağı dünya şampiyonasına girebilmeyi beceremedik. Avrupa şampiyonasını Açık takımımız 12. Bayan takımımız ise 16. bitirdi.

03.Eylül.2006

ŞARAP GİBİ YAŞLANMAK

Senyörlerde oynuyoruz ya, kafayı yaşlanmaya taktım. Kadınların yaşlanma süreciyle erkeklerin yaşlanma süreçlerinin çok değişik olduğunun farkına varıyor musunuz? Kadınlar genetik yapıları gereği neslin devamında ki koruyucu ve kollayıcı görevlerini çocukları büyüdükten sonra bile devam ettirirler. Kadınların yaşamlarını bu tarz anlamlandırır. Biz erkekler için ise yaşamın anlamı, mücadele, egolarının okşanması ve başarı olduğu için , yaşlanma süreci çok daha acılarla doludur. İşinde artık eskisi kadar para kazanamıyorsa, başarılı olduğu alanlarda yeni çıkan rakiplerinden geri kalıyorsa egoları sürekli yaralanmaktadır. Bu sürecin erkeklerde iki tür davranışa yol açtığını düşünüyorum, birincisi içine kapanıp sosyalleşmekden kaçınmaya başlamak, ikincisi ise kendisini başarılı hissetirecek ortamlara kaymak ama her iki seçimde ortak olan durum alışkanlıklarına daha bir bağlılık ve bu alışkanlıklarının zedelenmesi halinde huysuzlaşmak. Bu sürecin acı taraflarından birisi de yaşam amacındaki bu tahribat ileriki yaşlarda kadınlarımızı bu dünyada daha çabuk yalnız bırakmak oluyor.

Bugün Avrupa briç şampiyonasından dönüyoruz, Türklerin katıldıkları üç kategoride açıklar-bayanlar ve senyörlerde neler yapabildiklerini önümüzdeki haftalarda beraberce yorumlayacağız. Ancak içimdeki sezgi bu sene Bermuda Bowl’da ilk defa Türkiye’nin de yer alacağı şeklinde.

Bizim kategoriye gelince, Senyörlerde ki derecemiz ne olursa olsun kişisel egomu bunun dışında turmaya çalışacağımı söyleyebilirim. Başarıyı sonuçla doğrudan ilişkilendirmediğimi sanırım artık biliyorsunuz. Benim kendimle savaşım kaliteli bir şarap tarzında yaşlanmayı becermek, içenlerin bu sirkeleşmiş arkadaş demek yerine çok nefis diyecekleri bir şarap olabilmek.
27.Ağustos.2006

HEM İNSAN İCADI HEM MUCİZE

Keşifler hep ilgimi çekmiştir, mucizelere ise hep acaba diye bakmışımdır. Keşfetmek kelime anlamı ile daha evvel var olup da varlığı fark edilmeyen bir şeyi kavramak ve kullanmaktır. Örneğin Amerika’nın keşfi, daha dünyada insanoğlu yokken bile Amerika kıta’sı vardı, zamanı geldi fark edildi. Örneğin yerçekimi, tanrısal kanunlardan biri olmasına, binlerce senedir ortada olmasına rağmen o da ancak zamanı gelince - belki de şans eseri - fark edildi. İcatlar ise keşiflerden farklıdır, o zamana kadar varolmayan bir şeyi var etmektir. Keşiflerin aksine icatlar geliştirilebilen şeylerdir, briç de insanoğlunun beyinsel gücüyle var ettiği bir oyun, beş yüz seneyi aşkın süredir geliştirilip duruyor, acaba bin sene sonra da varolacak mı, olacaksa bugünden ne yönlerde farklı olacak ?
.
Bricin mekaniğine bakınca insanoğlunun beyin gücüne hayranlık duymamak çok zor. İçinde keşif de var ayrıca, var olanı bulmaya çalışmak var, matematik var bir kere , sayılar ve bu sayıların bizi ulaştırdığı bilgi var o bilgiye ulaşmak gözümüzün göremediği bir gerçeği beynimizle görmeyi sağlamak demek değil mi? Gizem var içinde , rakiplerin bizden sakladıkları bilgiler var ama bu saklı gerçeği bulmamız için oraya buraya bırakılmış ipuçları da var. Bence brici değerli kılan ögelerden biri de içindeki dostluk teması, mücadele ederken rakibe duyulan saygı, elimizin gerçeğini ortağa anlatmaya çalışırken rakiplerin de bilmesini sağlayan şeffaflık var. Yapılan mücadelenin evrensel kurallar içinde olmasını sağlamak sorumluluğu var en önde. Rakipten bilgi saklayarak başarı sağlamanın engellenmiş olması güzel değil mi ?

Bütün bu yanlarıyla baktığımda bricin mucize bir yönü olduğunu hissetmişimdir hep. Olması imkansız bir oyunu çifte skuizle yaptığımda veya çok düşük bir olasılığa kalıp o olasılık gerçekleştiğinde zaman zaman mucizelere de inanmak gereklidir diye düşünmüşümdür.
20.Ağustos.2006

TEKRAR MERHABA

Merhaba ne kadar sıcak bir kelime değil mi? İçerdiği olumlu ve barışçı duygular bir yana, gizem ve heyecan dolu bir bekleyiş var ki içinde en çok o tarafını seviyorum. Bir kişiye “merhaba” dediğinizde aslında yakın bir geleceğe merhaba dediğinizin farkında mısınız ? O yakın gelecek bizim ve onun için o anda belirsizliklerle dolu ama merhaba bu belirsizlikleri birlikte aşacağımızın, birbirimizi anlamaya çalışacağımızın, her konuda uzlaşamasak da birbirimizin varlığını kabul ettiğimizin ifadesi gibi geliyor.

Merhaba her ne kadar kişilere söylense de ben güne, güneşe, doğaya da söylüyorum galiba benim tanımımda merhabanın içinde bir tür teşekkür de var ondan herhalde, sabahları güneşe bugün de doğduğu için teşekkür etmekten, merhaba demekten hoşlanıyorum, bir gün gelecek doğmayacak - en azından benim için – ama bugün doğduğu için teşekkür etmem gerekmiyor mu? . Yeni bir güne merhaba dediğimde o günün getireceği olumsuzlukları sabırla karşılayacak, sorunlarını ise çözmeye çalışacak gücüm olduğunu söylüyorum bir bakıma. Olumlu getirilerini, güzelliklerini ise alçakgönüllü bir gururla taşıyacağımı ve o günkü yaşamımdan keyif alacağımı da içeriyor benim “ merhabam ”.

İlk yazım geçen sene bu hafta “Merhaba” başlığıyla yayımlanmıştı, acısıyla tatlısıyla, kazançlarıyla kayıplarıyla tam bir sene geçmiş, birlikte geçirdiğimiz bu 52 hafta benim açımdan çok olumlu geçti, beni geliştirdiniz, zenginleştirdiniz, değer kattınız, hepinize teşekkür ediyorum. Umarım sizler de benzer duyguları taşıyorsunuzdur çünkü bu köşe ancak o zaman amacına ulaşmış olacaktır.

Yaş günümüzün hepimize kutlu olması, yeni yaşımızın önce sağlık sonra neşe dolu geçmesi dileğiyle, hepinize tekrar merhaba !
13.Ağustos.2006